“İnsan Hakları”, Ege Denizi’nin neresinde?

“İnsan Hakları”, Ege Denizi’nin neresinde?

0
PAYLAŞ

Aynaya bakmaya cesaret edemiyenler ya da aynaya bakmayı akıl edemeyenlere, bakmaları gereken bir başka yeri gösterelim istedik. EGE DENİZİ’ne bakmalarını ve görmelerini. Bu denizde son yıllarda neler oluyor, bakıyorlar da sadece ara sıra görüyorlar.

Fazla değil, beş yıl kadar öncesine gidelim. Cebelitarık’dan başlayarak, Akdeniz’in güneyinden dolaşarak doğusuna kadar neler oluyor. Ülkelerin sınırlarını adeta yeniden çizmeye kadar ulaşacak, bir “bahar” (!) hareketi adı altında, peş peşe gelen yönetim bunalımları ve insan kıyımları, kim kazanıyor?

Ve gelelim yanımıza, güney komşumuza bakalım. Suriye’ ye. Her şey iyiye doğru gelişirken, dosluk, kardeşlik söylemleri ile sınırları aşıp, yeni bir komşuluk ve yönetim işbirliği içine girmişken, birden bire ne oldu da, adeta düşman kardeşlere döndük. Yönetimler aynı, yönetenler aynı, insanlar aynı.

Kesin bir rakkam belirtilmiyor. Kesin bir rakkamı kimse söyleyemiyor. Çünkü kesin bir saptama yok. Bu yapılınca da, gerçeklikle karşılaşmaktan kaçınılıyor. Ülkemiz de, Suriyeli iki milyonun üzerinde insan var deniliyordu. Son günlerde, iki buçuk milyonun üzerinde söylemi gelişti. Avrupa da ise 500 binin üzerinde olduğu söyleniyor.

Yani ÜÇ MİLYON’un üzerinde SURİYELİ, yıllardır ülkelerinden, evlerinden ayrıldılar ve bir bilinmeze doğru, gelecek arayaşı içindeler. Çocukları ile ve bu bilinmezlik içinde, dünyaya gelen yeni çocukları da buna eklenerek.

Suriye’de ölenler ayrı. Bir insanlık dramı yaşanıyor. Ve bu dram, dünyanın gözü önünde her dakika yeniden yeniden yaşanıyor.

Bu hafta içinde, “İnsan Haklar Günü”. Yönetimler ne diyecek acaba?

Geçtiğimiz ay sonunda, Manisa’da Celal Bayar Üniversitesi’n de, “Türkiye’de Sosyal Hizmet Uygulamalarını 50.Yılı” çerçevesinde, “İnsan Değer ve Onurunu Yüceltmek” konusu ele alındı. Bir çok deneyim, inceleme ve araştırma sonuçları aktarılıp değerlendirildi. Mülteciler sorunu da, bu kapsamda bir çok bildiri ile değerlendirildi.

Yine önümüzdeki hafta sonu da, Denizli de Pamukkale Üniverstesi’n de, her yıl değişik bir il ve üniversite de geçekleştirilen, “Uluslararası Sosyal Haklar Sempozyumu” nun 7. gerçekleştiriecek. Bir çok çalışma aktarılacak, değerlendirilecek.

Bilim insanlarının, uygulama da sorunlarla karşılaşanların, bu denli bir duyarlılıkla konuları değerlendirdiği süreç de, yönetimler ne yapıyor acaba!

Biz bir de, EGE DENİZİ’ne bir bakalım. Bakmanın ötesinde görelim. Televizyon haberlerinde, gazeteler de neredeyse her gün, Ege Denizi’n de boğulan insanların, özellikle de çocukların ölüm haberleri yer alıyor. Bunlar karaya vuranlar ya da bilinip bulananlar. Ya bulunmayanlar, bilinmeyenler. Ege Denizi’nin dibinde, her gün yer alan insanlar. Buna sadece insanlar demek de yanlış sanırım. Ege Denizi’nin dibine batan insanlık demek, daha da doğru olabilir.

Bu insanlar, Suriyeli’ler. Başka ülkelerde, başka kıyılarda benzer bir çok uygulamalarda var elbette. Bu insanlar yerlerinden, yurtlarından, yakınlarından, ülkelerinen ayrılarak, sadece önce “yaşamak”, daha sonra da, çalışarak “daha iyi yaşamak” istiyorlar. Güven ve yaşamak, başka beklenti ve umutları yok. Bu yolculuğa “yaşamak” için çıkıyorlar.

Kim, yerlerinden yurtlarından ayrılmak zorunda bırakıyor bu insanları.

Bu insanların çoğu, hatta tamamına yakını Müslüman. Neden bu insanlar, güneye, bildikleri, tanıdıkları müslüman ülkelere gitmiyorlar.

Neden, bu güneylerinde ki Müslüman ülkeler bunlara kapıların açmıyorlar. Ve bu insanlar, müslümanların çok az olduğu, bilmedikleri, sosyal dokusu hakkında da bilgi sahibi olmadıkları ülkelere doğru, batıya doğru, bir bilinmeze doğru gidiyorlar.

Bizim, Diyanetişleri Başkanılımız bu durum karşısında, bunların nedenleri karşısında, hiç mi bir araştırma yapmak, yaptırtmak, bu nedenleri ortaya çıkaramayı düşünmez ya da bu gerekliliği görmez. Bunu anlamak da, açıklamak da mümkün değil. Orda kimse var mı?

Umuda, geleceğe, güvene, belirsizliğe yolculuğa çıkan bu insanlar, neden Ege Denizi’nin sularında yaşamlarını yitiriyorlar. Bu her gün yaşanan gerçekliğe rağmen, o botlara dolup bu yolculuğa çıkmakdan, hatta bunu için maddi bedel ödemekden de geri kalmıyorlar.

Kim ithal ediyor bu botları. Kim satın alıyor bu botları. Kimler bu insanları istif gibi botlara dolduruyor. Kıyıda bu botlar yola çıkarken veya çıktıkdan sonra, görülmüyor mu, izlenmiyor mu. Sadece batınca mı görülüyür, izleniyor ve haber olabiliyor. O da, sadece bazıları.

Bazı botlar karşıya ulaşıyor da, ya sonra?

Bazı botlar, bazen haber bile olamadan karaya ulaşamıyor. Kimler o bottakiler?

Geleceğe, umuda yolculuk. Ege Denizi’nin dibinde son buluyor.

Ve yapılan pazarlık. Şu kadar para veriyoruz. Bunları ülkenizde tutun, sınırlarınızdan bize kaçırmayın. Bize gelmesinler de, nasıl olursa olsun siz de kalsınlar. Alın size bu kadar para.

Ve bir karatür. Avrupa sınırında bir köpek külübesi ve köpeğin önünde bir kemik.

Dindaşlarımız, komşularımız, misafirlerimiz, göçmenler, mülteciler, savaşdan kaçanlar, batıya ulaşmak için yollara düşenler. Gelecek için, sadaka istemeyip, sadece çalışarak yaşamak isteyenler. (Sadaka istemek zorunda bırakılanlar) Bu yolculuk nereye kadar ve nereler de? Ne için, gelecek için, belisizliği göze alanlar. Üç milyonun üzerinde ki insanlar. Ülkemizde her yer de gördüğümüz bu insanlar.

Nerde insanlık peki.

Ege Denizi burada, her gün bunu görüyor. Bazen kıyıya geri gönderiyor yitirlen bu canları, görmemiz için.

“İnsan Haklar günü”

Ege Denizi’nin neresinde?

Ankara. 8 Aralık 2015. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK