İnsan, her yere yabancı ya da ait olabilir

İnsan, her yere yabancı ya da ait olabilir

0
PAYLAŞ

“ağaç her yerde ağaç, dağ her yerde dağ, ev her yerde ev” diyerek gideceğimi kabulleneceği ana kadar vazgeçirmeye çalışıp durdu. Yıllar önce ona Edinburg’dan yolladığım kartta “evet baba, ağaç her yerde ağaç, dağ her yerde dağ, ev her yerde ev, ama ben görmeyi seviyorum” demiştim. Yeni dünyalar keşfetmiyor insan, dünyayı kendinde yeniden keşfediyor. Her yolculuk biraz da kendimize değil mi? Dışarı çevirdiğimizi düşündüğümüz bakışlarımız içerde de kendini gözlemlemiyor mu bir yandan da. Nerede yalnız hissetsem ya da yabancı olduğumu kabullensem, göğe çeviririm gözlerimi, güneşe, aya ya da yıldızlara bakıp sevdiklerimle bu paylaşım ile bile olsa yakın olduğumu hayal ederim. İnsan her yerde yabancı ya da her yere ait olabilir…


Van, memuriyet hayatı boyunca birçok ilçesinde uzun zaman yaşamış ve akşamdan akşama rakı sofrasında anlatacak birçok anı biriktirmiş büyükbabamın en sevdiği şehirlerden biriydi. Belki de bu yüzden orada olduğum sürece sanki o ölmemiş de, istediğim an konuşabilecekmişim hissini yaşadım. Buzlu sokaklarında yürümeye çalışırken, insan, sokağın bittiği fonda, yürüdükçe sana yaklaşıyormuş gibi gelen karlı dağlarıyla, soğuk olmasına rağmen güneşin bahardaki gibi parlamasıyla üşüdüğünü anlamadan, aklında dönen düşünceleri kovalayıp duruyor. Başımı yerden her kaldırdığımda en az 6 yaşlarında, soğuktan kızarmış burnunu, uyuşmuş küçük elleriyle silen bir çocuğun, bir şey satmaya çalıştığını görüyordum. Yine tıpkı İstanbul’un her semtinde görebildiğimiz gibi, yoksulluk, oyunlarını unutmuş çocukların, evlerinin kapılarından, pencerelerinden çaresizliğin taştığı kadınların, erkeklerin yaşam özetleri olmuş. İnsan hangi hayatların genelliği ile yaşamın anlamını çıkarabilir? Hangi hayatı yaşama reçetesi hayatı anlamlı kılar? Hangi hedef her insan için önerilesi olur? Tüm bu sorular bireyin, tüm olanakları ile ve tüm koşullara bağlılığı ile tek bir bireyin öne çıkmasını sağlıyor.


Bir anne, Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde çalışanlardan, oğlunun tedavisi için aylar önce  450 Lira  istemiş. Ancak 300 Lirası bulunamamış ve çocuk ölmüş. Buna rağmen çok ilgilenildiğini düşündüğü için teşekkür etmeye gelmiş. Evde aç, kuru ekmeklerle beslenen birkaç çocuk daha var, baba İstanbul’a iş bulmaya gelmiş. Hiç ilginç bir hikaye değil. Her gün duyabileceğimiz binlerin, milyonların yaşadığı türden bir hayat hikayesi üstelik.


Geçen yıl öğrencilerimle gönderdiğimiz yardım malzemelerini kolilere yerleştirirken içlerinden biri elinde salladığı kar eldivenini kimin alacağını merak ettiğini söylemişti. Koliler orada açıldığında o sırada Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde bulunan bir kadına, ihtiyacı olan bir şey varsa almasını söylemişler. Kadın kolilerden birinin en üstünde bulunan kar eldivenlerini görünce ağlamaya başlamış ve yalnızca onları almak istemiş, yıllardır annesinden bir çift kar eldiveni isteyen oğlu için. Bu da çok bilindik, gönül okşayıcı tesadüflerden biri!


Örnekleri çoğaltmaya gerek yok belki, bu yazıyı yazmamdaki amaç anıları paylaşmak değil sadece. Ama insan, hayatı düşünmeye başladı mı, salt kendi hayatından yola çıkarak anlam bulmaya çalışınca kısır kalıyor. Elbette ki hayatın genel bir anlamı yok. Her insan kendi hayatını düşünmeli. Ancak başka hayatlar görmek gerekiyor, kendimizi de yeniden anlamamız için. Yaşamın kendisinin, deneyimlerin gücünün yanında,  sözcüklerle anlatmaya çalışmak çok zor, çok yetersiz. Sözcüklerle iliklerimize kadar ısıtan güneş ışığı ne kadar hissettirilebilir, duygular ne derece anlatılabilir. O halde fikirlerin değişik koridorlarında dolaşmak  için, yol gerek, yürümek gerek, görmek gerek.


Kendime giden yolda daha çok yol almam gerek!

BİR CEVAP BIRAK