İnsan insana karşı

İnsan insana karşı

0
PAYLAŞ

Genç adam aklı sıra benimle alay ediyor. Ben yanlış yoldayım ya, beni doğru yola getirecek. Onuru kırılmasın diye tepki vermiyorum. Yanlışını sürdürdüğü zaman başına neler geleceğini bilmiyor. Geçen defa beni makaraya almıştı da tepki görmemişti, bu defa ölçüyü iyice kaçırıyor. Artık ona sınırlarını bildirmenin vaktidir. Beni doğru yola getirme fırsatını bulamadan eşekten düşmüşe dönüyor. Bir genç insanın onuru kırılmasın istersiniz, ama o bunda bir sakınca görmezse ve yanlışında direnirse sizin yapabileceğiniz çok bir şey yoktur. Bunu ilk defa o yapmıyor. Bunu hep yapıyorlar. Bundan birkaç yıl önce bir genç adam, ben konuşmamı bitirir bitirmez ayağa kalktı, büyük bir kahraman edasıyla söz istedi, söylediklerimin tepeden tırnağa yanlış olduğunu bağıra bağıra anlatmaya çalıştı: felsefe Sümer’de başlamış. Bir başka toplantıda bir başka genç adam bana estetiğin ne olduğunu öğretmeye niyetlendi. Sözde hazırlıklı gelmişti. Estetiğin benim sandığımdan daha başka bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyordu ama düşünmeye alışmamış kafası tutukluk yaptı. Sonunda pantolonunun sol cebinden bir kağıt parçası çıkardı, ona göz ucuyla bakarak bir şeyler gevelemeye çalıştı. “Boşuna yorulma delikanlı, senin anlatmak istediğini ben sana anlatıvereyim” dedim. Anlattım ama dinlemedi.
Ben gençliğimde böyle bir şey yapmaya kalksaydım, babamın ya da annemin bundan haberi olsaydı, canıma okunmuştu benim. Terbiye diye adlandırılan şey bizim genç olduğumuz zamanlarda henüz önemini yitirmemişti. Ben ki annem yönünden o kadar değil de babam yönünden son derece özgür bir ortamda büyüdüm. Arkadaşlarım babamla çok rahat tartıştığımı gördüklerinde şaşarlardı. Ama terbiyesizlik etmem sözkonusu olamazdı. Çok küçük yaşlarımda bu yüzden babamdan iyi bir papara yediğimi unutmuyorum. Annemin amcasının oğlu Aziz dede hekimdi. Çok yaşlı olduğu için olacak annem ona amca derdi. Çok ağır geçen sıtma nöbetlerimizde önce demiryolu hekiminin bilgisine başvurulur, daha sonra Aziz dededen bize bir bakması rica edilirdi. Aziz dede bize sık sık gelirdi. Bir tavla tutkunuydu. Babam pek istekli olmasa da onun hadi bir parti daha önerilerini geri çeviremezdi. Çat çut çat çut kafam şişerdi. Bir akşam vakti tavlanın kapağını kapamaya karar verdiklerinde kendimi tutamayıp oh çok şükür dediğimi anımsıyorum. Babam benim bu tepkim karşısında hiç istifini bozmadı, duymazdan geldi. Aziz dede gittikten sonra beni karşısına aldı, yaptığımın ne kadar yanlış olduğunu bana uzun uzun anlattı.
Bizler halk çocuklarıyız, incelikli davranmayı pek bilmeyiz. Geçenlerde bir kadın arkadaşımla bir yerde yemek yedik. O benim çok saygı duyduğum can dostumdur, onunla çok seyrek de olsa bir öğle yemeğinde buluşur dertleşiriz. Yemeğin sonunda ben ne yapmalıydım? Onun mantosunu giymesine yardım etmeliydim, daha doğrusu onun mantosunu tutmalıydım. Ben ne yaptım? Kendi ceketimi giydim ve onun mantosunu giymesini bekledim. Sonra da özür diledim. “Biz bazı halk çocukları ne kadar anlayışlı da olsak hödüklüğü kolay kolay elden bırakamıyoruz” dedim. O benim utancımı kırmak için güzel şeyler söyledi. Ben kibarlık budalalarının bütün cahillikleriyle koyduğu ve uymaya çalıştığı kurallara aldırmam, onlara uymasa da kendi kurallarımı uygularım her zaman. Ama bu bana inceliksiz davranma hakkı vermez elbette. İçtenlikli olmanın verdiği rahatlıkla davranmak başka öküzlük başka şeydir.
Şimdi zamanlar değişti. İnsanlar kıyasıya giriyorlar birbirlerine. En ağır hatta en yakışıksız sözü söyleyen en doğru davranışta bulunmuş oluyor. Ben birkaç yaş büyüğüme özel olarak saygı gösteririm. Şimdi yazık ki saygısızlık bir üstünlük olarak değerlendiriliyor. Bazen haksızlık etmek korkusunu da elden bırakmayarak bu kadar ayı bu kente hangi dağlardan indi dediğim oluyor. Kimse alçak sesle konuşmuyor. Haklıysam bildiğim gibi terbiyesizlik edebilirim diye bir kural geçerli bugün. Kim bilir nerelerden kopup gelmiş bir adam doğru dürüst adını soyadını bile yazabilecek düzeyde değil ama beni oyuna getirmeye çalışıyor. Artık aldırmıyorum ama tepki vermekten de geri durmuyorum doğal olarak. Sözde dostlarla toplanmışız, iki kadeh bir şey içiyoruz. Onların kafasına uymayan bir şey söylediğim zaman akılları sıra benimle alay etmeye kalkıyorlar. Kimse kimseye terbiyesizlik etme hakkına sahip değil. Ahlaklı olamasak da terbiyeli olmak zorundayız. Kimse kimseyi anlamaz kimse kimseyi dinlemezken siz hangi demokrasinin masalını anlatıyorsunuz?

BİR CEVAP BIRAK