İnsan kaşına kaşına

İnsan kaşına kaşına

0
PAYLAŞ

Atalarımız belli ki işi biraz kolayından almışlar. Ne diyorlardı: “İnsan konuşa konuşa hayvan koklaşa koklaşa.” İnsan konuşa konuşa anlaşır öyle mi? Olabilir. Hayvanların anlaşmasını güvence altında tutan doğa yasalarıdır. Bu yüzden hayvan koklaşsa da koklaşmasa da anlaşır. Kuyruk altını koklamak köpeğin köpekle anlaşmasının zorunlu koşulu değildir. Konuşmak yeryüzünün en büyük mucizelerindendir ve yalnızca insana özgü bir yetidir, ne var ki insanı adam yapmaya yetmez. Bu ülkenin insanı konuşmayı çok sever. Hiç tanımadığı kişiyle on dakikada canciğer olan insanlar gördüm. Bu konuda kadınlarımızın erkeklerimize beş değil elli bastığını söyleyebiliriz. “Seni çok sevdim şekerim, İstanbul’da ne yapıp yapıp görüşelim.” Görüşmek çene çalmaktır, daha başka bir şey değildir. Şu topraklarda çalçene insanların sayısı susmayı bilen insanların sayısının belki elli katı belki de yüz katıdır. Çabucak dost olanlar pek çabuk da düşman olurlar. Huriye hanım geçen yıl Afyonkarahisar otobüsünde tanışıp kısa sürede kanka olduğu Afitap hanımın ne kadar kötü bir insan olduğunu Şaziye hanıma saatlerce anlatır da gene hızını alamaz.

İnsanı insan yapan düşünmek yetisidir. Gerçekten düşünmeyi bilenler çok konuşmazlar. Siz aklı başında çenesi düşük bir tek insan gördünüz mü? Benim ölçütümdür: çok konuşandan ne yapıp yapıp uzak dururum. Çok konuşan insan tehlikeli değilse bile boş insandır. Böyle biriyle geçirdiğiniz bir saat kafanızın çöp tenekesine dönmesi için yeterlidir. İki kişi yan yana geldiğinde ille konuşmak zorunda mıdır? Birlikte saatlerce susabilmek de güzeldir, birlikte susarak denizi gözlemek de ya da ne bileyim güneşin batışını izlemek de güzeldir. İnsan yalnızca gerçek anlamda düşündüğü şeyleri birileriyle konuşabilmeli. Kalanı gevezeliktir. Affınıza mağruren söylüyorum, beyin ishaline uğramış gibi konuşanların konuşmaktan düşünmeye vakti kalmıyor. Bu biraz da terbiye işidir. Gencecik kızların cinsel yapıları uygunmuş gibi seni şöyle şöyle yaparım diye sövmelerini duydukça ürperiyorum.

Bugün yaşadığımız çöküntü düşünememenin acıklı sonucudur. Yalnız bireyler değil kurumlar da düşünememekle gelen boşlukların denizinde yüzüyor. O kurumları varedenler de bireylerdir. Düşünemeyen bireyler ve düşünemeyen kurumlar insan olmak adına acıklı görünümler çiziyorlar. Bu koşullarda en kötüsü birbirine ya da birilerine bağımlı duruma gelmektir. Yetersiz insan ya da düşünmeyi bilmeyen insan bağımlı olmaya eğilimlidir. Uyuşturucu ya da alkol bağımlılığının altında yatan da budur. Yalnız uyuşturucuya ve alkole değil her şeye bağımlı olabilir insan. Her türlü bağımlılık insanı insan olmaktan çıkarmak için yeterlidir. Bağımlılıkta insan kendisini bir başkasının buyruğuna verir. Üstünlük gösterisi içinde bir tür köleleşmedir bu. Zayıf insanlar yalancı büyüklüklere kapılmaya hazır durumdadırlar.

Kimse üstüne alınmasın, düşünmeyen insan koyun gibidir: elinde bir parça ot sallayanın peşine takılır gider. Vaktiyle yarı cahil genç insanlar bu yolda siyasal seçimler yapıp bir yerlerin adamı oluverdiler. İnsanın doğru dürüst bilmediği bir şeyin ardından tıpış tıpış gitmeye hazır olması ne büyük bir zavallılıktır. Orada insan her kötülüğe açık duruma gelir ve boş bir kendine güvenle olmadık şeyler yapabilir. O durumda hatta birini öldürmek ya da birinin eliyle ölmek işten bile değildir. İnsanları öldürerek dünyayı değiştireceğini sanmak cahilliğin en çirkin belirtilerindendir. Kaba siyaset her yerde bu öldürme inancı üzerine temellenir. Yıllar boyu ölenler öldü kalanlar kaldı, ders oldu mu bize? Sanmıyorum. Bunun ders olabilmesi için insanların düşünmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Cahillik ahlak düşüklüğünü getirir, ahlak düşüklüğü de insanın her türlü gelişimini engelleyen bir güçtür. Bugün kocaman bir toplum bütün kurumlarıyla cahilliğin kirli sularında yüzüyor. Bu yıkım yetmezmiş gibi kurulu düzen gerçek bilimden korkuyor ve onun yerine ilgili bütün kurumlarında bol para getireceğini düşündüğü yalan yanlış bir bilimselliği öneriyor. Kurulu düzen gerçek sanattan da korkuyor ve nerede çürük çarık bir sanat üretimi varsa onu kültür simsarlarının eliyle insanların önüne sürüyor. Felsefenin durumunu hiç konuşmayalım. “Oturup ehli heva herbiri bir saz çalar / Çelebi böyle olur bizde de konser dediğin” cinsinden bir kargaşa. Magazin basını bile dağınıklık içinde. Bu da adaletsizliği getiriyor. Bayan Eda Taşpınar’ın haberini her gün alıyoruz örneğin. Güzel. Ama Cicişler’den hiç haber yok. Onların gazete sayfalarında görünmeleri için ille bir olay mı çıkması gerekiyor? İki yüz üniversitesi olan bir toplumda bu gibi uygunsuz durumlar olmamalı diyoruz.

BİR CEVAP BIRAK