İnsan ırkı

PAYLAŞ

Tarihten bu yana kadınları çok ağır yargılayanlar oldu. Bu yargıları verenler elbette erkeklerdi. Kadınlarla ilgili çok ağır yargılar veren kişilerden biri de Euripides’dir, “Kadın ırkı doğası gereği haindir” der. Menandros’un görüşü de benzer bir görüştür: “Kadın hep hazır bir ıstıraptır.” Tertullianus işi daha öteye götürür, ona göre “Kadın cehennemin kapısıdır”. Plautus’a göre ölçülülük denen şeyin kadın için hiçbir anlamı yoktur. Bir ingiliz atasözü kadının kedi gibi dokuz canlı olduğunu söyler… Sabırla araştırırsanız kitaplarda kadınla ilgili daha nice olumsuz yargı bulabilirsiniz. Bu yargıları verenler haklıdır diyebilir miyiz? Bir bakıma diyebiliriz bir bakıma diyemeyiz. Kadınlar yazı sanatına gerçekten gönül vermiş olsalardı kim bilir erkekler için neler söyleyeceklerdi. Bugün dünyanın her yerine kum gibi dağılmış ve birçok kurumu düpedüz tepesine bayrak dikecek kadar ele geçirmiş olan bilim ve sanat kadınlarının varlığına karşın kadın ırkı yazmayı pek sevmediğinden erkek ırkı eleştirisiz kalmıştır. Gene de aransa sağda solda erkeklerle ilgili birkaç eleştiri bulunabilir. Kadınların erkeklere ve erkeklerin kadınlara dokundurması eski bir alışkanlıktır, biraz da basit bir eğlencedir.
Dünyanın bu anlamdaki sıkıntısı bir insanın insan olmaktan önce kadın olmasından ve insan olmaktan önce erkek olmasından gelir. Yeterince insan olmayı becerememiş kadın da yeterince insan olmayı becerememiş erkek de tam anlamında sevimsiz, sorunlu, güvenilmez, yanlışlara açık bir varlıktır. Bugünkü dünyada eğitim geçmiş zamanlara göre daha yaygınlaşmış olsa da kültür güdük ya da derinliksiz kaldı, bu durum kadının da erkeğin de insan olma yolunda yetersiz kalmasını kendiliğinden getiriyor. O zaman törpülenmesi gereken bir takım özelliklerimiz tüm pürüzleriyle varlığını sürdürüyor. Yarım yamalak yetişmiş insanların dünyasında yüce değerler yaratılamıyor ve istenmiyor, kabasaba yönelimler her yerde öne geçiyor. Yalnız erkeklerin değil kadınların da son derece korkunç davranışlar ortaya koyduğunu görüyoruz. Bu durumda kadın da erkek de enaz toplumsallıkla yetinerek kendinden başka kimseleri adam yerine koymayan bir tutum içinde oluyor. Bu çıkarcılık bu atomlaşmışlık tüm toplumsal yaşamda sayısız sakıncalar ortaya koyarken kadın erkek ilişkisini de zora sokuyor.
Sevmeyi ve sevişmeyi bilmeyen insanların dünyasında kadın doğal yapısı gereği her zaman kullanılmaya açık oluyor ve erkek de her zaman kullanıcı insan durumunda kalıyor. Kendisine saygısı olmayana başkalarına saygı gösterir mi? Kadın da erkek de bir takım çıkar hesapları gereğince yanyana geliyorlar ve bu gerçeği her an duya duya yaşıyorlar. Bu yanyana gelişlerin zaman zaman çok çirkin boyutlarda gerçekleştiğini görüyoruz. Bir de bakıyorsunuz ekranda bir dizi kadın yüzlerini kapamaya çalışarak polislerin arasında ilerliyorlar: fuhuşta yakalanmışlardır. Bir de yakalanmayanları ve yasal çerçevede yakalanması gerekmeyenleri düşünün. Kadın kendi gözünde ve başkalarının gözünde saygınlığını yitirdikçe kadın erkek ilişkisi daha da sertleşiyor ve çıkar ilişkisine dönüşüyor. Bu kabasabalıkta kadınların da erkeklerin de sevmeyi ve sevişmeyi öğrenmeden cinsel birlikteliklere imza attığını ve bazen bir ömür boyu ahlakdışı bir yaşamı sürdürdüğünü görüyoruz. Dıştan bakıldığı zaman son derece ahlaklı bir yaşam biçimidir bu: her şeyden önce yasaldır ve toplumsal değerler açısından ya da görenekler açısından sonuna kadar uygundur.
Bir sevgi ortamına değil de bir çıkar ortamına doğan çocuklar bir mutsuz insanlar ordusuna katılmak için sıra bekliyorlar. Onlar da sevmeyi öğrenememiş insanlar olarak annelerinin ve babalarının gittiği yoldan gitmeye hazırlanıyorlar. Meslek seçişlerinden başlayarak bütün seçişleri çıkar hesaplarına göredir. Bazı filmler özellikle fakir ve zengin karşıtlığı üzerine hiç de inandırıcı olmayan garip manzaralar çizseler de gerçek hiç de öyle değildir. Zaman zaman her yerde bazı alışılmadık durumlarla karşılaşılabilir, ama genelde her şey düzenlidir. Bir de bakarsınız davul gene dengi dengine dövülmüş ve tüccardan Zekai beyin biricik evladı Ertan sanayici Şemsi beyin küçük kızları Ayten’le dünya evine girivermiştir. Tanıklar da önemli kimselerdir. Üstelik bu evlenme törenine iki tanık az gelmiş, yanlara sandalye koyularak tanık sayısı görgüsüzce dörde ya da altıya çıkarılmıştır. Ertan’ın da Ayten’in de önü açıktır, Miami’de küçük bir balayı yaşadıktan sonra biri bilim adamı öbürü bilim kadını olmak üzere hayırlısıyla yakında topluma katılacaklardır. Yaşam budur işte. Kadınlar karşısında olağanüstü başarılarıyla anılan bir genç adam bana “Sevişmek dediğin de nedir ki, bilemedin on beş dakika” demişti de başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Demek ki bizler eşekmişiz dostlarım, başka ne denebilir!

CEVAP VER