İnsan, tanrı değildir!

İnsan doğa ile savaşının başlangıcından bugüne kadar milyonlarca kilometre yol aldı, bugün doğa karşısında savaşına tanrı rolü ile devam etmektedir. Fakat insan hiçbir zaman tanrı olmadı, onu tanrılaştıran yine insan olmuştur.

Doğa ile savaşmaya henüz başlamadan insan, doğanın döngüsünün bir parçasıydı, tıpkı diğer hayvanlar gibi avcı, avdı ve doğanın döngüsü içinde diğer hayvanlar ile eşit düzeydeydi. Öğreniyordu, diğer hayvanlar gibi ama onlardan tek farkı öğrendiğini diğer insanlara ve gelecek kuşağa aktarmasıydı. Farklıydı ve farkındalığını bulunduğu coğrafyaya ve doğa olaylarına karşı savaş açarak ortaya çıkarmıştır. İnsan ilk savaşını doğanın en ufak birimini ehlileştirmek ile başlamıştır. İlk adım belki otu buğday olarak ehlileştirmesi ya da bir koyunu. Belki de bir kutru köpek olarak farklılaştırması ile doğaya karşı savaşında işbirlikçisini doğadan almıştır. İnsan doğadan kopardığı her işbirlikçisi ile doğa karşısında savaşa girmiş, göreceli olarak başarılarda elde etmiştir.

Her başarı başka bir savaşın başlangıcıdır.

İnsan ticareti bulduğunda, tarihin en hızlı dönüşümünü yaşamıştır, çünkü ticaret öteki insan ile iletişim kurmak ve tecrübelerini paylaşmak anlamına geliyordu. Ticaret insanları grup grup yaşamaya ve köyleri, kasabaları, şehirleri oluşturan en önemli araç olmuştu. Her ticaretin bir de emek sarf etmeden artı değer kazananları olacaktı, onlarda her grup içinde farklı isimler alacak ve kendi işbirlikçilerini yaratarak daha karmaşık ilişkiler içinde topluluklar kuracaktır. İnsan doğa ile savaşırken, kendi arasında da savaşa tutuşacaktı. Savaşçı toplumlar ortaya çıkacak, yağmalayarak yayılmacı topluluklar ve kültürler olacaktır. Spartalılar bu yağmacı topluluklar içinde en kanlısı ve en vahşisi olarak alınacaktı, çünkü kız çocuklarını öldürüp, kendi başına hareket edecek yaşa gelen erkek çocuklar ailelerinden alınıp savaş okullarında öldürme makinesi olarak yetiştirilecektir. Tarihin en kanlı meydan savaşında Spartalılar Atinalılar ile birlikte Perslere karşı savaşmıştır. Destanlar, öyküler yazı ile sözden çıkıp kayalara, toprağa, ağaç yapraklarına işlenmiştir. Her yazan kendi hayal dünyasını işin içine katarak ve kazanan tarafın penceresinden bakmıştır, çünkü tanrı hep kazanır.

Tanrı olmak isteyen insan, hep kazananı haklı görmüş, yenileni kurban ve kaderi olarak algılamıştır.

Doğa karşısında savaşında dünyayı hükmetmek olarak algılayan çılgın insanlar da bu dünyanın insanlı tarihi içinde yerini almıştır. Cengiz Han, Büyük İskender, Hitler bu anlayışın temsilcileri olmuş, kendi iktidarları için milyonlarca inanın ölümünü, binlerce insanın göç etmesini, toprağın kanlar ile sulanmasını, o güne kadar birikmiş insanlık tarihin tüm değerlerinin küller altında yok olmasını önemsememişler, iktidar hırsı ile kendilerini tanrılaştırmışlar ama insan tanrı olamamış, tanrıymış gibi algılanmıştır.

Tanrılar adına heykeller dikilmiş, binalara kutsallık payesi verilmiş, en büyük, en geniş binalar dünyayı içine alacakmış gibi dünya üzerinde küçük bir toprak parçasına yapılmış ama tanrılar Olympos dağından dönüp bir kere dahi insana bakmamış, çünkü insan tanrı olmaya özenti duysa da hiçbir zaman tanrı olamamıştır. Olamadığını kendisine benzetmek için kutsal kitapları, kutsal heykelleri, kutsanan her şeyi insanın bir parçasına benzer şekilde yaparak, insanı kutsamışlar. Ama doğa karşısında insan hep yenik düşmüş, yapılan büyük kubbeli binalar zamanın ve rüzgarın gücüne karşı duramamış yok olup gitmiştir. Küçük bir güvercin pisliği dahi insanın doğa karşısında yaptığı devasa bir binanın yok olması için yeterli olmuştur.

İnsan teknolojiyi doğa karşısında silah olarak kullanmış, göreceli başarılar kazanıp kendi özgüvende hissettiğinde, insan daha mükemmel insanı yaratmak için insanın yapı taşları ile oynamış. Her teknoloji sahibi kendisinde güç hissetmiş, hem doğaya hem de teknoloji sahibi olamayan karşısında ticaretin kuralları içinde yenilmez güce kavuşmuş. İnsanı daha uzun yaşatmak için işbirlikçi diğer hayvanlar yanında hemcinslerini de kendi ömürlerini uzatmak için deney aracı olarak kullanmaktan çekinmemiş. Yaşam kalitesini artırmak demek, doğadan tamamı ile kopup, insanın yarattığı doğa içinde yaşamak olarak algılanmıştır. Ama insan bir şeyi unutmuştur, o doğadan kopuk yarattığı dünya dünyanın üzerinde ve doğanın içinde bir parçadır. Doğanın yasaları o yapay yaratılmış doğayı kendi olağan hareketliği içinde yok etmekte ve izini dahi bu toprakların üzerinden silebilmektedir.

İnsan kendisini tanrı hissettiği an, bir tusinami ve deprem tanrı olmadığını bir kere daha anlamıştır.

Doğa, insana sen tanrı değilsin! İnsan, doğanın bir parçası ve av / avlanan bir canlı olduğunu sürekli fısıldamaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.