İnsanı ziyan etmek

Bir çocuk dünyaya gelir: arı ve pırıl pırıldır, bir olanaklar bütünüdür. Her güzelliğe ve her çirkinliğe açıktır. Yaşam ondan bir deha da bir sokak serserisi de çıkarabilir. Bir kuytuda elinde çevirdiği sustalıyla bela dilenmekte olan şu adam bambaşka koşullarda büyüyebilseydi belki de yüz ağartan bir bilim adamı olabilirdi. Soğuklar iyiden iyiye bastırınca bir suç işleyip kışı içerde geçirmenin yolunu arıyor. Bir çocuk doğduğunda ortalık sevince boğulur. Bir çocuğun doğumu bazen de sıkıntı verir, çünkü o istenmeden gelmiştir. İstenmiş çocuklar vardır istenmemiş çocuklar vardır. İstenmiş çocuklar için yaşam biraz daha olanaklıdır, biraz daha verimli ve biraz daha kolaydır. Yıkık bir kulübede bir kış gecesi buluşmasının ürünü olan bir çocuğun yaşamı sıkıntılarla dolu olacaktır. Özene bezene çocuk yapan anneler ve babalar bile çocuk yetiştirmenin toplumsal koşullarını kolay kolay aşamayacaklarını bildikleri için kaygılıdırlar.

Annelerin ben doğurdum ben bildiğim gibi eğitirim duyguculuğuna yer yoktur: çocuğun eğitimini anneye bırakmazlar. Annenin eğitimi ne ölçüde yanlış olursa olsun başkalarının eğitiminden daha iyidir. Doğaldır da ondan. Ruhu karşılanmamış arzuların oluşturduğu karmaşıklarla dolu kaynanalar, üç kuruşluk akıllarıyla her şeyi yönetmeye kalkan analar torunlarının eğitimine burunlarını sokmadan duramazlar. Her şeyi bildiğini sanmak gibi bir hastalığın pençesinde kıvranan kayınbabalar, bir takım kıytırık toplumsal ilişkiler çerçevesinde kendini dünyanın egemeni sayan babalar “zorunlu seçmeli” büyükler olmak sıfatıyla torunlarının eğitiminde hak sahibidirler. Bitmedi. Çocuğun eğitimi evde kalmış yeğenin ve onun üç kocadan ayrılmış ablasının da baş uğraşıdır. Dayı da bu eğitim ordusunda bir er gibi görevli duyar kendini. Eniştenin kardeşinin kocası da bu eğitimden sorumludur. Çocuk üç dört yılın içinde bağırgan bir ateş topu olur, köfteden ve çikolatadan başka şey yemez, gecenin bir yarısı annesiyle babasının yatağına girer ve ortada yerini alır, okula gideceksin dediklerinde basar yaygarayı, eve gelen konuklara tükürür ve pipisini gösterir. Okulda onu eğitimden pek anlamayan çok iyi niyetli genç bir öğretmen abla ya da ağabey beklemektedir. Çocukcağız o öğretmenin de eğitiminden geçtikten sonra artık olmuştur. Aileden bozuk çıkmış, okulda iflahı kesilmiş, gün gelip yaşama kafası karmakarışık bir bıçkın olarak katılmıştır. Mahallenin kızlarını odasına çekmekte gösterdiği ustalığı mahalle aralarından birinde açılmış olan bir özel üniversitede gösterdiği üstün başarıyla ulaştığı mesleğinde gösteremez. Gene de yaşam ona bir ev bir otomobil bir yazlıkla birlikte kafası sınırlı ama güzel bir “eş” ve özel ya da genel bir eğitim ordusuyla eğitilmeyi bekleyen nurtopu gibi iki çocuk armağan etmiştir.

Bu koşullarda sağlam kişilikli insan olabilmek kolay değildir. Dışa karşı dirlik ve içe karşı birlik kuralına uygun olarak her rüzgara biraz olsun eğilmek gibi bir yatkınlığı değişik süreçler boyunca pek güzel kazanmış olan bu bizim eğitilmiş insanımız ilk bakışta eksiksiz bir toplumsal varlık özelliği gösterir: düzene tam anlamında uyum sağlamıştır, bu uyumda her türlü büyüğe bağsız koşulsuz saygı kuralı tartışmasız geçerlidir. Alttakileri ezmek mi gerekiyor ezeceksin. Birilerini kulağından tutup atmak mı gerekiyor atacaksın. Birine kara mı çalmak gerekiyor çalacaksın. Hep birlikte bir şeyler mi çalmak gerekiyor, yukarıdaki günah yazmasın çalacaksın. Bazı sorunları olan biri için birileri öyle istedi diye delidir ve burada istihdam edilmesi doğru değildir raporu vermek mi gerekiyor vereceksin, sonra sağda solda çocukluğundan beri çok severim keratayı diyerek o delinin üstünlüklerini öveceksin. Bu yüksek nitelikleri edinmiş seçkin insanların sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Yahu dün böyle demiyordun dediğinizde üste çıkmaya hazırdır: dün dündür bugün başkadır. Yetkili günlerinde demokrasi bilincini yıkmak için elinden geleni yapmış olan adam bir zaman sonra bir demokrasi önderi kesilivermiştir.

Evet dostlarım, kişilikli insan yetiştirmekte zorlanıyoruz. Bu ortamda kişilikli insan olmak ayrı zordur kişilikli insan olarak yaşamını sürdürmek ayrı zordur. Eksik kişilikli ya da bozuk kişilikli insanlar kendilerini ayrıcalı görme telaşı içindedirler. Onlar zavallı özel insanlardır. Para kazanma ustaları bunu bilirler ve çeşitli biçimlerde bu özel insanlara ayrıcalıklar sözverirler: ayrıcalı olmak istiyorsanız durmayın bize gelin. Kişilikli insan ayrıcalı olmanın değil ayrıcalı olmamanın hazzını yaşar. Ne güzeldir herkes gibi olabilmek, kimseyi gözüne kestirmeden, kimseyi dişine göre görmeden, kimseyi kıskanmadan, kimseye özenmeden insanca yaşayabilmek.
Ne güzel şey kendi olabilmek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.