İnsana mertlik yakışır

Çakal der geçeriz. Çakalın başka türler için ne kadar tehlikeli daha doğrusu ne kadar acımasız olduğunu geçende bir belgeselde görüp şaştım. Çakalın kendi türüne zarar verebileceğini hiç düşünemiyorum. Bütün hayvanlar kendi türlerine değil başka türlere saldırırlar. Kendi türüne saldıran hatta kendi türünü yiyen yalnızca insandır. O belgeseldeki görüntüler gözümün önünden gitmiyor. Bir çakal kocaman bir aslanı bitirdi. Herif bir çalının arkasına sinmiş, sessizce gidip aslanın bir yerlerini ısırıp dönüyor. Aslan olan biteni kavramaya çalışıyor. Bir daha bir daha bir daha derken aslan ne olduğunu anlayamadan yere yığıldı. Çocukluğumun anıları arasında çakalların da yeri vardır: mezarlıktan sesleri gelirdi, bebek ağlar gibi bağırırlardı. Mezardan ölü çıkarmaya çalışırlardı. Çakal budur dostlarım. Bazı insanlara çakal deyişimiz elbette boşuna değildir. İnsanın çakalı da hayvanın çakalı da tehlikelidir. İnsanın çakalı bana sorarsanız daha tehlikelidir: onun sinsiliği doğallıkla sınırlanmış değildir. İnsanın çakalı çakallığını gerçekleştirmek için ussal çerçevede daha geniş olanaklara sahiptir. İnsanın çakalı usunu kötüye kullanarak başkalarını yoketme konusunda büyük bir ustalığa ermiştir.
Gözümüzde büyütmeyelim çakal çakaldır diyebilirsiniz. Ben de sizlerin rahatlığınıza hayranım. Bu toplum ne çektiyse çakallardan çekti. Küçük şeyler yaşamda büyük sonuçlar doğurabiliyor. Gözünüzle göremediğiniz küçükten de küçük bir virüs sizi yatağa düşürüverir. Üşüttüm mü, soğuk su içtim ve terli terli sokağa çıktım ondan mı oldu, gece üstüm açılmıştı belki de ondandır… Siz bunları düşünedurun virüs sizi bir güzel tüketmektedir. Artık adına ne derseniz deyin, ister domuz gribi deyin ister çakal gribi deyin, o ufacık yaratığın oyuncağı olmuşsunuzdur. Doğa düzeninde mertlik yoktur dostlarım. Doğa düzeni acımasızdır. Doğaya kızdığımız olur, altı yaşında bir çocuğu nasıl öldürürsün deriz ona. Ama doğa altı yaşındaki bir çocuğa tecavüz etmez. Doğa savunmasız bir kadını elli yerinden bıçaklamaz. Doğadan mertlik de namertlik de beklemeyelim. Doğada ahlak yoktur. Mertliği insandan bekleriz.

Çakal gücünü yetirebildiği türlerin bireyleri için doğal olarak namerttir. Ona mert desek ne olur namert desek ne olur. Her çakal yaşam için kavgada bir aslanı fırsat bulunca yere indirecektir. Sinsi olmak zorundadır, çünkü çok güçlü değildir. Namert dediğimiz insan da güçsüzdür. Boşluklardan yarar toplamanın yetmiş iki yolunu bilir, bu arada ne kadar küçük bir yaratık olduğunu gizlemenin de yetmiş iki yolunu bilir. Onun en büyük yardımcısı yalancılığıdır. Yalan söylerken doğruyu söyler gibi rahattır. Aslında kendisi pek bir şey yapmaz. Hayvanın çakalı kendi işini kendi görmek zorundadır, insanın çakalı bu tür zahmetlere girmez, onun işi insanı insana kırdırmaktır. Bak kardeşim der, Zühtü denen adam var ya, aman ne olur bu söylediklerimi kendisi duymasın, geçenlerde senin için dedi ki, ondan ne sap olur ne saman dedi. Çakalımız bunu söyleyip geriye çekilecektir. Ya da daha değişik ama benzer bir yöntem kullanabilir. Hayvanın çakalı işine emek vermek, kendi işini kendi görmek, sinsice de olsa doğrudan saldırmak zorundadır. İnsanın çakalı elini kirletmeden çözer sorunu: sözle dağıtır insanların dünyasını.

İnsanın çakalı birilerinin altını oyarak kendini varetmeye çalışır. Onun işi insanı insana kırdırmaktır. Onun işi kendini güzel göstermek adına başkalarını yerin dibine batırmaktır. Bunu gerçekten başarabilir mi? Bir ölçüde elbette başarır ama büyük ölçüde başaramaz yani sonuna kadar başaramaz. Acımasız diye eleştirdiğimiz, ahlakla ilgisi yok diye yerdiğimiz doğanın o şaşmaz yasaları ve ona bağlı olan insanın şaşmaz yasaları alçaklıkları yaşamda geçerli kılmak isteyenlere sonuna kadar geçit vermez. Konu inançlının düşündüğü gibi değildir: kutsal gücün her kötülüğü kesin bir biçimde cezalandırdığı düşüncesi inandırıcı değildir. Bununla birlikte insanın yaptığı bütün kötülükler önünde sonunda kendine döner. Er ya da geç öder insan yaptıklarını. Başkalarının altını oyanlar ya da oymaya kalkanlar zamanla kendilerini hiçleştirirler. Namuslu bir adama dolandırıcı dediğinizde insanların dikkatini o insanın üzerinde toplamış olursunuz. İnsanlar o adamdan kuşkulanırlar. Gözler o adama çevrilir. Bakarlar ki o adam kimseyi dolandırmıyor, tam tersine insanlığın iyiliği güzelliği esenliği için çalışıyor, bu defa gözler suçlayana çevrilir. İnsanların yaşam serüvenleri onların namuslu mu namussuz mu oldukları konusunda bir fikir vermeye yetecektir. Geçenlerde, sizden iyi olmasın, bir arkadaşımla bir çakaldan sözediyorduk. “Onu bir cenazede gördüm, bitik durumdaydı” dedi. Başkalarını tüketmeye çalışırken kendini tüketti zavallım. Çakalların sonu üç aşağı beş yukarı aynıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × one =