İnsana ne yaptınız?

İnsana ne yaptınız?

0
PAYLAŞ

“Yıllık geliri üç bin dolardan on bir dolara getirdik.”
“Şu kadar duble yol yaptık.
“Bu kadar okul açtık.”
“Uçak seferlerini artırdık.”
“İhracatı şu kadar rakama çıkardık.”
Yukarıdaki söylemler, siz de fark ettiniz çok sık duyduklarımızdandır. Bunları en fazla dile getirenlerin de siyasetçi ve bürokratlar olduğunu da biliyorsunuz.
Dikkat ederseniz bütün cümleler alt ve üst yapı ile ilgilidir. Bu hizmetlerin insan için olduğunu biliyoruz ve takdir de ediyoruz.
İnsanın daha rahat yaşaması için yapılan bu kadar yatırıma rağmen bizzat insana yapılan yatırımları merak etmiyorsunuz?
Her şey insan için, eyvallah… Peki, bu kadar hizmet ettiğiniz insanı nasıl yetiştiriyorsunuz? Sakın burada bize, atanan öğretmen sayısı ve açılan okulları anlatmayın. Yetiştirdiğiniz insan kalitesini anlatın. Yetişen insanlardan ne kadar memnun toplumumuz? Bilgiyi çok iyi veriyor olabilirsiniz ancak, örnek insan modeli nerede? Duyguları eğitilmiş insan nerede?
İnsana için yapılan çok önemli maddi yatırımlarla insanın mutlu olacağına mı inanıyorsunuz? O halde boşanmalar neden artıyor? Çevreyi neden yaşanmaz hale getirdik?
Paylaşan, merhamet sahibi, komşusunu gözeten, akrabalarına sahip çıkan, sabırlı, hoşgörülü, devamlı tebessüm eden insanlarımız nereye gitti?
Patlamaya hazır, bilgiçlik taslayan, benmerkezci, para kazanmaktan başka ideali olmayan insanlar nereden çıktı?
Ülkelerin medenileşmiş ve gelişmişlik ölçüsü bu güne kadar yıllık kişi başına düşen dolar miktarıyla ölçülürdü. Gelişmiş ülkelerde bu ölçü son yıllarda değişmeye başladı. Şöyle ki; gelişmişlik ölçüsü artık dolar miktarı değil, ülkede yaşayan vatandaşların mutluluk oranlarıyla ölçülmeye başlanmış. O ülkede ne kadar mutlu insan varsa o ülke o kadar medeni ve gelişmiş sayılıyor. Fakat maalesef bizde halen eski ölçüler kullanılıyor. Çünkü hep Batının arkasından gidiyoruz. Kendimize ait bir ilkimiz kalmamış.
Aileler bile okula giden çocuklarının kişiliklerinden önce ders durumunu sorar hale gelmiştir. Çünkü aile için asıl maksat çocuğun doktor veya mühendis olmasıdır. İlk zamanlar akla başka bir şey gelmiyor. Ta ki, çocuk doktor veya mühendis olup çıktıktan sonra ailesine ve topluma yabancılaşmış olduğu, sadece kendisini düşündüğü müşahede edilene kadar… Fakat artık iş işten geçmiş ama ailenin başına taş düşmüştür. Ne oldu çocuğumuza soruları ve ah, vah’lar fayda vermeyecektir.
Artık o, evlenmeyi düşünmeyecektir. Çünkü kazancını el alemin kızına oğluna ve doğacak çocuklarına harcamayı enayilik bilecektir. Cömertliği ahmaklık, merhameti çağdışı bir duygu, sevgiyi kazanç vesilesi bir araç olarak görecektir.
Mademki bu topraklar üzerinde Yunuslar, Mevlana’lar, Hacı Fatih’ler, Alparslanlar, Rabia lar, Nene Hatun lar yetişmiş ve onları yetiştiren anneler ve babalar bu topraklarda yaşamış… O halde bu gün yapılacak şey, gözümüzü farklı kültürden kanımıza karışan ve bizimle doku uyuşmazlığı bulunan çocuk terbiyesi usullerini değil, Anadolu insanının usullerini su üzerine çıkartmaktır. Bu topraklar üzerinde yüzlerce yıldır uygulanan “kişilikli insan” yetiştirme tecrübelerinin bu gün de kullanılmasıdır. Eğer bu olmazsa, yabancı kavramlar içinde boğulur, evham olan bir insana “obsesif” deme komikliğini sergiler, çocukluk yıllarında minarelerin tepesinde yürüyor diye Hiper Aktif çocuk tespiti koyar, Hacı Bayram Veli halk içine çıkmıyor “çilehanesinde” gözyaşı döküyor diye “asosyal kişilik bozukluğu” etiketi yapıştırır, içim sıkılıyor diyene de depresyon teşhisi koyarız.
Bugünlerde yaptığımız bu değil midir?

BİR CEVAP BIRAK