İnsanlar ve iktisatçılar (Kürt sorunu üzerine)

Bazen düşünüyorum da, galiba iktisatçılar herkesten farklı insanlardır; iktisatçılar toplumsal olayları kendi dinamiklerinde ve diyalektik oluşum içinde düşünür ve oluşturulan bir çizgide gidişata fazla yön verilemeyeceğini idrak eder. Görünürde iktisatçı olan herkes tabiatıyla böyle düşünmez ve davranmaz. Ben, sistemik genetik yapılarla oluşumları açıklayan organik iktisatçılardan söz ediyorum. Yoksa, sistemin üst yapı ideolojik aygıtına dönüşmüş yapay iktisatçılarla ilgili değilim. Samir Amin hatıratında, iktisadın başat iktisat öğretisinin piri olarak bilinen Samuelson’un kitaplarından öğrenilemeyeceğini anlatır.

Böyle bir başlangıcı, AKP’nin Kürt sorununu, kendi projesi ve “demokratik açılım” olarak topluma sunma çabalarının kafamda oluşturduğu dalgalanmalar nedeniyle yaptım. Son sözümü ilk olarak söylemem gerekirse, sınıf tabanına dayanmayan, salt etnisite temeli üzerinde yükseltilen bir yapılanmanın küreselleşme ve emperyalizm bağlamında ne anlama geldiği, böyle bir projenin ne denli demokratik olduğu meselesinin çok karmaşık ve belirsiz olduğudur!

Bu nedenle, bir bireyin veya halk kesiminin ana dilini kullanması ve kültürünü geliştirmesi en doğal hakkı olmakla beraber, toplumsal düzlemde alt kimliklerin tanınması ve ona saygı gösterilmesinin demokratik bir uygulama olduğunu söylemeyi uygun görmediğim gibi, bu tür doğal durumların pratiğe dönüştürülmesini demokrasinin ekonomik tanımı bağlamında ilgisiz ve aldatıcı olduğunu düşünüyorum.

İşte bu bağlamda iktisatçı ile diğer insanlar, galiba birbirinden ayrılıyor. Zira, eğer bir toplumun ekonomik kapasitesi bağlamında insana yaraşır yaşam düzeyinin oluşturulmasına yönelik kanallar bir bireye ya da toplumun bir kesimine kapalı ise, salt alt kimliklerin tanınması ile demokrasi sağlanmıştır, diyemeyiz.

Anayasalarda ve ilgili yasalarda bireylere tanına haklar, ekonomik olanaklar olmadıkça havada kalmaya ve göstermelik olmaya mahkumdur. Yasal metinlerde belirtilen hakların tanınması değil, onların kullanım olanaklarının sağlanmasıdır, demokratikleşme!

İşte bu bağlamda, ekonomi ile ekonomiden soyutlanmış siyaset bilimi çok farklı yaklaşımlar yapabilmektedir. Siyaset bilimi alanındakiler, yaklaşımlarında, oluşumların ekonomik temel ve dinamiklerini gözardı ederek, demokratikleşmeyi salt sosyoloji alanında tanımlarken, farkında değillerse affedilir, ama eğer farkındalarsa burjuvazinin ideolojik sözcülüğünü yapıyor olduklarını söylemede beis görülmez.

Bununla Kürt sorununun salt ekonomik sorun olduğunu savunmuyorum, ama Kürt sorununa salt alt kimliklerle yaklaşmak da, demokratikleşme bağlamında, hem eksiktir hem de bizzat Kürt toplumuna saygısızlık ve yapılmış bir yanlışlıktır.

1982 yılında YÖK oluşturulurken eğitim sistemimizde inanılmaz bir hata yapıldı, belki de kasıtlı bir kötülük yapıldı!. İktisat fakülteleri alt bölümlere parçalanarak, iktisat alanı, siyaset biliminden, iş ve işçi ilişkilerinden, maliyeden vs. Ayrı ve kendi başına teknik bir alan olarak millete (daha doğrusu, bizzat akademisyenlere) yutturuldu!

Böylesi eksik kültürde yetişen ekoller, bugün salt etnisiteyi savunabilmekte ve bu alandaki manipülasyonları demokratikleşme olarak görebilmekte ve halklara yutturabilmekteler. Çok açık söylüyorum, temel haklar tartışılmaz ve bu haklar o denli doğaldır ki, bunların pazarlığı olamayacağı gibi, bu haklar demokrasi bağlamında da ele alınamaz! Ancak, yapılmış bir yanlış düzeltilir, o kadar: Etnik kimlikleri tanınan bireyler ve kitleler eğitime, sağlığa, kamu hizmetlerine, güvenliğe, iş olanaklarına vs.. kavuşamıyorsa, bu olanaklara giden yollar bu bireyler ve kitleler için kapalı ise, yasalarda yazılı haklar kullanılamıyorsa, o birey birey değil, o kitleler de yığından başka birşey değildir. Devletlerin görevi vatandaşlarını haklarını kullanabilen birey, yığınları da haklarını kullanabilen kitle yapmaktır!

______________________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.