İnsanlığın belleği kitap ve kütüphane

İnsan soyu, Mağara Devri, Taş Devri… denilen ilkel dönemlerden bugünlere gelirken, yaşama çabasında edindiği tecrübelerini, unutulmaması için genç kuşaklara aktardı. Belleğinde tutması gereken bilgiler çoğaldıkça, bunları guruplara ayırıp sınıflandırdı ve uygun anlatım yolları bulmaya çalıştı. Avcılıkta kazanılan tecrübelerin topluluğa öğretilmesi için, av sahnelerinin taklit edilerek gösterilmesi işine –yüzlerine keçi derisinden maskeler takarak topluluğa anlatan insanlardan dolayı- “keçi şarkıları” anlamına gelen tiyatro; topladığı buğdayın toprakla karışınca yeniden yetiştiğini anlayıp, bunu tesadüf yerine bilinçli olarak yapmayı ekin ekmek anlamına gelen kültür etmek diye tanımladı.

Bilgiler çeşitlendikçe bunları hatırlatacak bellilikler, birtakım işaretler koymaya başladı. Bu beceri, somut olan nesneleri soyut işaretlerle ifade etmesine yol açtı. Elindeki her nesneyi bir işaretle göstermeyi öğrendi. Örneğin, boğayı, başına benzeyen ters çevrilmiş A ile gösterip , sahip olduğu yada gördüğü boğa kadar bu işareti koydu. Bu beceri zamanla işaretleri birleştirerek bütün bir kavramı anlama ve anlatma yeteneğini, yani işaretleri seslendirerek okuyup yazmasını sağladı.

Yazıyı keşfetmesi, insanoğluna, doğal çevresini daha rahat yaşanacak bir hale getirme mücadelesinde edindiği bilgileri toparlayıp saklamada büyük bir rahatlık sağladı. Bundan sonra kazandığı her bilgiyi, toplumsal yaşamla ilgili düşünce ve düzenlemelerini, yaşadığı serüvenleri, tabletlere, kitabelere ve sonunda kitaplara yazarak, bunları toplu halde koruyup gelecek kuşaklara ulaştıracağı; insanlığın bilgi deposu, belleği olan kütüphanelerin oluşmasına yol açtı.
Kitap ve kütüphane, bugünlere sancısız, kazasız belasız düz bir yol izleyerek gelmedi. Bilinçli insan eyleminin rehberi haline gelen kitap, egemen güçlerin gazabına uğrayıp yasaklandı, yazarları zindanlara atıldı, yakıldı, asıldı ve insanlığın girdaplarla dolu yaşam sürecinde, onun vazgeçemeyeceği bir parçası olarak bugünlere geldi. Günümüzde, medeniyet dediğimiz bilim ve teknoloji, sanatsal yaratıyı, düşünsel zenginliğimizi, insanlığın, yarattığı bilgi birikimini toplayıp, koruyup bizlere sunmasına yani kitaplara borçluyuz.

Aslında okul ve eğitim, insanlığın bilgi birikimini kısa yoldan öğrenip, onu geliştirerek daha ileriye götürmek ve insanlığın yararına sunmak için değil midir? Eğitim ve öğrenim okulda başlamadığı gibi, orada da bitmez. Kişi, insanlığın yaratmış olduğu kültür birikimini öğrenme çabasını, serbest zamanlarında, kitap ve kütüphanelerden yararlanarak sürdürür. Kitap ve
kütüphaneden yararlanmayan bir toplum, hafızasını kullanamayan, belleği olmayan insan gibidir.

Günümüz kapitalist toplumlarında, üretimi yapan insanlar, üretim araçlarına sahip olmadıklarından yapılan üretime de sahip değildirler. Bunları elinde bulunduran egemen sınıflar, toplumun bütün üst yapı kurumlarını olduğu gibi, eğitim ve öğretim kurumlarını da elinde bulundurmakta ve bu kurumları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedirler. Okulun ve eğitim kurumlarının bu durumundan dolayı, buralarda, insanlığın üretmiş olduğu bilgi birikimini öğrenecek, toplumun bütün yönlerini, işleyişini görüp kavrayacak, insanlığın yarattığı bütün değerleri, güzellikleri keyf alarak kullanıp geliştirecek, çok yönlü insanlar yerine, kendisine verilen görevi makinenin bir parçası gibi yapacak, bireyler olmalarını hedefleyen bir eğitim verilmektedir. Bu da, bunalımlı, ruhsal çöküntü içinde, psikolojik bir sürü sorunla uğraşmaktan, kendinden başka bir şeyi düşünemeyen bir neslin yaratılmasına neden olmaktadır.

Oysa günümüz insanının, toplumun yararlanacağı nesnelerin üretilmesi için, ne iş yaparsa yapsın, işteki çalışma zamanının dışında, insanlığın çözmeye uğraştığı bütün sorunlarla ilgilenmesi, varolan bütün kültür birikiminden; tiyatrodan, sinemadan, müzikten, resimden, edebiyattan, felsefeden, politikadan… zevk alıp yararlanabilmesi, bunun için de belli bir bilgi birikimine sahip olması gerekir.

Bugün işçi ve emekçi sınıflarımız bunu ancak işten arta kalan serbest zamanında, kendini eğiterek, kitap ve kütüphaneden yararlanarak yapabilir. Bunu yaptıkça çalışma zamanının kısaltılıp, serbest zamanının daha da artırılması için örgütlenip mücadele etme gereğini duyacaktır. Bu, emek üretkenliğini artıran teknolojik gelişmeyi, emekçi sınıfın yararına çevirmenin de gereğidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.