İnsanımızın yüzü gülmüyor

Türkü yine o türkü, sazlarda el değişti, yumruk yine o yumruk bir varsa el değişti. Neyzen Tevfik


Vatandaş her zaman ki gibi yine aşsız ve işsiz! Sokaktaki İnsanın yüzü yine gülmüyor!.. 


Ünlü şair Neyzen Tevfik’in yukarıdaki dizesi; günümüze değin önemini ve geçerliliğini nasıl her dönemde koruduysa; AKP iktidarı döneminde de aynen korumaya devam ediyor.
Vatandaşın yemeye devam etmekte olduğu yumruk yine ayni yumruk,  BİR VARSA VURAN EL DEĞİŞMİŞ DURUMDA!


Yeni ve taze gündemimiz, Beyza Zapsu…
Başbakan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu’un değerli zevceleri…
Bayan Zapsu’nun, Üsküdar Subaşı camisinde bir kısım başörtüsüz hanım arkadaşının da katılımıyla, erkeklerle birlikte saf tutarak başı açık cuma namazı kılması ve fotoğraflarının basında yer alması, şimdilik ülkedeki öbür sorunları arka plana itmiş durumda.


Bizim matbuat takımı; işi gücü bıraktı, yazarıyla, çizeriyle, habercisiyle Bayan Zapsu, neden başı açık ve erkeklerle ayni safta namaza durdu sorusunun gerçek yanıtını bulabilmenin peşinde…


Üsküdar Amerikan Kız Kolejli mezunu olduğunu basında çıkan haberlerden öğrendiğimiz Beyza Zapsu’nun okulunun; misyonerlik faaliyetleri içerisinde olduğuna dair iddialar da ortaya atılınca, sanal gündemimiz daha da renkli olmaya başladı.


Yazımız yayına girene kadar, belki de oluşturulacak yeni gündem, şimdikini yıldırım hızıyla eskitmiş olacak. Neden olmasın? Burası Türkiye! Yukarıda da belirttik, sanal gündemler birkaç günlük ömürleriyle gelip geçerken,  halkın gerçek gündemi; açlık, işsizlik, evsizlik, geçim sıkıntısı ve umutsuzluk yıllardır kaya gibi oturduğu yerde yine kalıcılığını sürdürmeye devam ediyor…


Yazılarımızı sürekli okumak sabrında bulunmuş değerli okurlarımız, sanıyoruz ki bu satırların yazarının özyapısı konusunda belli ölçülerde fikir sahibi olmuşlardır.


Yapmış olduğumuz görevler nedeniyle; yıllarca tabanda ki insanımızın gerçek dünyasıyla entegre olmuş, kimi zaman uğradıkları haksızlıklardan ötürü, kimi ailesel yapılarından ve çoğu zaman da hukuksuzluktan ve sahipsizlikten ötürü yıllar yılı sürüklenircesine yaşadıklarına sürekli tanık olmuş bir insan ve yazar olarak; günahsız, yüreği vatan sevgisiyle dolu milyonlarca vatandaşımızı, kötü yönetimleriyle perişan eden çirkin siyasetçilere karşı, hangi partiden olursa olsunlar, isyan halinde olduğumuzu anlamış olmalılar!


“Çirkin siyaset”, “yolsuzluk, soysuzluk, hırsızlık, namussuzluk, hukuksuzluk vs.” konularında bu sütunlarda onlarca yazı yazdık ve halen de yazmaya devam ediyoruz. Yaşanan haksızlıkları, adaletsizlikleri, partizanlıkları, kayırmacıkları ve yolsuzlukları kendimize dert ederek; yazımıza başlamadan önce, her defasında içimiz yanarak bilgisayarımızın başına oturuyoruz!


Neden bu ülkenin fedakar halkının yüzü bir türlü gülmüyor?
Anam, babam!.. Üç kuruşluk gelirlerini ay sonuna kadar denk getirmeye çalışarak evlatları için ömürlerini tükettiler!
Dünyaya gelirsiz geldiler, gelirsiz göçtüler!
Hiçbir yönetim yüzlerini güldürmedi! Şimdi de sayısız Türk insanı gibi evlatlarının yüzü gülmüyor!
Yanımda yöremde mahallemde kentimde nereye baksam, yıllar yılı hep yoksulluk içersinde, çaresiz ve umutsuz insanlar görüyorum!
Hangi kentin, hangi sokağında ve caddesinde yürüsem, kaldırımlarında hep yüzü asık insanlar görüyorum!
Ufka bakıyorum kapkaranlık!
Ne tünelin sonu görünüyor ne de ucunda ki ışık!
Çocukluğumuz sofralarda “katık et evladım katık et” uyarılarıyla, gençliğimiz “ne yapalım yok ki yavrum idare et…” hatırlatmalarıyla geldi geçti.


Karnımız açtı, cebimiz boştu ama, “aman evladım hayatta harama el uzatma namuslu kal” telkinleriyle yetişmiş, milyonlarca namuslu anne babanın, milyonlarca namuslu kalmış Türk gencinden biri olmuştuk. İşte o nedenle her yerde başımız dik alnımız açıktı!


Siyasetin çirkinliklerini kazanç kapısı yapmışların, devleti soymayı meslek haline getirmişlerin, siyasetteki kazançlarını ve mal varlıklarını açıklamaktan korkanların, çoluk çocuklarıyla yer küre üzerinde zevki sefa içinde yaşarken;


Bu satırların yazarı bir gazeteci olarak 17 Ağustos depreminden sonra Kocaeli’de devletin yapmış olduğu tek odalı prefabrike evde, üç küçük yavrusunu onlara bir parça aş dahi veremediği ve tek öğünle yaşatmaya çalışan yalnız yaşayan temiz yüzlü başı örtülü genç bir annenin şu feryadını duydu;


“Yavrularımı açlıklarını hissetmesinler diye onları gündüzleri de perdeleri hep kapalı tutarak uyutuyorum!”


Aradan altı yıl geçti, hala o feryat ve onun gibi niceleri kulaklarımızda ilk günkü gibi zaman zaman yankılanır durur!
İçimiz acır! Gelmiş geçmiş haris, çirkin siyasetçilere ve vicdan yoksunu ülke yöneticilerine,  var olduklarından ötürü kahrederiz!


Sadece o anne miydi çaresiz, bitmiş, tükenmiş olan?
Binlerce, on binlerce ve bugün ne yazık ki milyonlarca insan ayni durumda!


Milyonlarca aç işsiz, yoksul perişan insanlar bir tarafta;
Malını mülkünü, parasını, servetini kamuoyuna açıklamaktan kaçınan siyaset takımı! Öbür yanda!
Ülkede insanların yüzü gülmezken; daha nereye kadar, kadınların başı açık olarak erkeklerle ayni safta namaz kılıp kılamayacağı gibi sanal gündemleri ülkenin birinci sorunu olarak kamuoyunun önüne koymaya devam edeceğiz?


Siz, hiç çocuklarınızı soğuk bir prefabrike evinin tek odasında gündüzleri onlara verecek bir parça aşınızın bile olmadığı için açlıklarını hissetmemeleri için gündüzleri de, günlerce uyutmak zorunda kaldınız mı?


Kul adaletinin işlemediğini, vicdanların nasırlaştığını görüp anlayınca;


Her gece yavrularınız için onlardan habersiz tek umudunuz Yüce Allah’a yakarıp, “kurtar bizi ulu rabbim” diye gizli gizli ağladınız mı?


Bu ülkede hala aç kalan yavruları için ağlamakta olan milyonlarca ana var!


Farkında mısınız Beyler?


burhanaozbey@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + four =