Önsöz

Neydi ne olmalıydı birbirinden kopuk hikayelerin ismi?….Neydi doğum, neydi ölüm, bir ilk, bir milat? Neydi önsözü hayatımızın?


Kendimize bir ön söz borçluyduk… Ben buna önsöz diyordum, sen kader, bir başkası zaman. İsmini koyamıyorduk ama üstüne çok şey ekliyorduk. Mesela yeni tanıştığımız birine niçin ‘merhaba’ dediğimizi artık biliyorduk. ‘Merhaba’ önsözüdür başlangıçların… Yaz akşamlarının, ayağına vuran yosunun ve tuzun, yıldızların, şehrin, kalabalığın, katillerin, tatillerin, terkedişlerin, sevişlerin ve kederlerin önzözüdür… Herşeyi yaşamanın olası ve geri dönüşsüz satırlarında bir başlık, bir önsöz gerekliydi?…


Çıplak ayaklarımızla çivilere basıyorduk. Hayatımızın inşaat ustalığı gerektiren ve hiç bitmeyen yapım onarım çalışmalarında kırık döküktük. Yeni bir bina gibi örülüyordu dış cepheleri duygularımızın. Sıvası atılıyordu duvarlarımızın, çatısı takılıyordu terasımızın… Çıplak ayaklarla çivilerde yürüyorduk.  Yazlık şarkıların inşaat işçiliğinde, betonlarını suluyorduk umursamazlıklarımızın. Kendimize bir önsöz borçluyduk, çünkü ancak acı çekerken büyüyorduk. Ve çiviler ve tuğlalar ve duvarlar ve çatılarla ruhumuzu örüyorduk.


Ev mi, yol mu, neyse artık… neyse hasarlı… bir aşk mı, bir kayboluş mu, bir gidiş mi ne?… Toptan bir edebiyat çekiyorduk cilalı mı cilalı. Anlaşılmasın diye çok acıtan nesnenin kimliği, kelimeleri devirip yuvarlıyorduk çaktırmadan isimleri. Bazıları anlıyordu, bazıları kestiremiyordu süslü kelimelerin altındaki asıl fikri. Kimse anlamadı neyin ne içinini…  Zaten yaşananlar da birileri anlasın diye yaşanmadı . Önsözü şahsiydi her birimizin ve kimse kendine inananacak kadar kendini tanımadı.


Uzun bekleyişlere düştük. Faili belli bir çift bakışın şahidi olsa olsa ikinci kişiydi, fazla değil. Diğerleri; bir paket turun içinde turistik yolcular gibiydi. Şımarık bir merakla 
uğranıvermiş bir sergi salonuydu sanki kalbimiz, ne bilet kestik ne buyur ettik. Her biri plastik turist gülümseyişiyle gitti . Belki bir kaç fotoğraf kaldı yaşananlardan, ama onlar da zaten demirbaş değildi.


Uzun gitmelere düştük. Yok öyle kilometreler değil kasteddiğim. Uzun yolculuklarına daldık içimizin. Yağmurduk, buluttuk, denizdik. Bazen sütten liman, bazen depremdik. Tanıdık, aştık, yorulduk, yazdık, sorduk cevapladık.. Bitti gibi olduğu bir yerdi… tarihi kimbilir neydi? Hangi gün hangi mevsim..? İsmini bile hatırlamıyorduk bir zamanlar bizim için vazgeçilmez olduğunu sandığımız şeylerin… Biz ısrarla kendimize sığınıyorduk ve bir şeyler yapmaktan değil sırf bunu düşünmekten yoruluyorduk.


Kifayetsiz kaldı neyi yazsak adımızın yanına. Ne sığıştırabildik kocaman zaferleri, ne yakıştırabildik küçücük yenilgileri. Biraz mizahi, biraz melankoli, biraz karışıktı yani hayat… Neyin altına imzamızı attıysak derinden, yine onun korkusuna kaçtık kendimizden…


Oysa bir önsöz, bir isim gerekliydi yaşananlara… neyi nasıl yaşadığımız unutulup gitmeden…


sibelbengu@yahoo.com


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen + 14 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.