Nuray Sancar: 12 Eylül; fikri daima iktidar

12 Eylül 1980 tarihli fotoğraf, dönemin Genelkurmay Başkanı darbeci Kenan Evren’in Türkiye’de askeri darbeyi gerçekleştirdikten sonra Ankara’da basına açıklama yaptığını gösteriyor.

Kenan Evren darbe sabahı, yönetime el koyma lüzumunu, ordu tarafından defalarca uyarılmalarına karşın yanıt alamadıkları ‘yasama, yürütme organlarıyla diğer anayasal kuruluşları’ suçlayarak izah etti. Bunlar ‘Devletin ve milletin bekasını tehdit eder boyutlara ulaşmış olan ekonomik sosyal sorunlar karşısında önlem almamakta’ direnmişlerdi. ‘TSK milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda kalmıştır. Bugünden itibaren yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutanları ile Jandarma Genel Komutanından oluşan Milli Güvenlik Konseyi tarafından kullanılacaktır” diye devam etti.

Darbenin tarafsızlığı işçilere karşı sendikacıları; sade vatandaşa karşı devrimcileri; seçmenlerine karşı parti liderlerini suçlamaktan ibaretti ki bu şekilde Kenan Evren toplumun geniş bir kesiminin tarafında olduğunu iddia edebiliyordu. Düşman tarifi yaparak toplumu dizayn etmeye çalışıyordu aslında. Darbe konuşmasında tarafsız sözcüğünün birkaç kez yinelenmesi, Evren’in bu söze takıntılı olmasından değil bu dizayn ağır bir şiddet eşliğinde gerçekleştirilirken cuntanın inanılır kılmaya çalıştığı iddiasını güçlendirmek içindi. Sade emekçinin belini bir daha doğrultamayacağı kararlara imza atarken onun kurtarıcısı rolünü oynamak böyle bir şeydi. Terör gibi ona geçit veren Anayasa, partiler, parlamento da devletle birlikte yurttaşın da düşmanıydı ve askerin diktatörlüğü bunları bertaraf etmek üzere oradaydı.

Fakat 12 Eylül bu cunta masalından ziyade 230 bin kişinin yargılandığı dava süreçleriyle, 571 kişiye idam cezası verilmesiyle, ağır sansürle, sendikaların ve muhalif örgütlerin kapatılması, siyasi partilerin askıya alınmasıyla hatırlanır. Birçok devrimci iltica etmek zorunda kalmış, 50 insan idam edilmiştir. Emniyet ve cezaevi işkenceleri bir efsanedir ama asıl kalıcı hasar hayatın geri kalan kısmının da normal seyrinin bozulmasındadır. Toplumun ayarlarındaki oynamanın esaslı sonuçları olmuştur.

12 Eylül sabahı Evren yönetime muvakkat bir zaman için el koyduğunu açıklarken askerin demokratik özgürlükçü bir parlamenter sisteme inancını defalarca kanıtladığını, en kısa zamanda yani devleti kurtardıktan sonra, parlamenter sistem yeniden tesis edilerek ordunun kışlaya geri döneceğini vadediyordu. Sonradan ordu kışlasına yarı gönüllü döndü dönmesine de darbe muvakkat bir zamanla sınırlı kalmadı

40 yıl sonrasından dönüp baktığımızda; toplumun kendi iç dinamiklerini aşırı bir şiddet uygulayarak şekillendirmek suretiyle Türkiye’nin neoliberal kapitalizme bağlanacak eklemlerini keskinleştiren cuntanın geçiciliği iddiasının tıpkı tarafsızlık iddiası gibi boş olduğu görülür. 12 Eylül o zamanlar TİSK Başkanı Halit Narin gibiler son gülen değil, hep gülenlerden olsun diye yapılmıştır ve bunda da başarılı olmuştur. 12 Eylül geçicilik iddiasının tersine önceki iki darbeyle birlikte kendi anlamını derinleştirdiği, muhtemel sonrakileri de yine kendi eksenine bağladığı ve böylece darbenin kalıcı ve ama anayasal kurumların kolay delinebilir biçimde muvakkat olduğu bir siyasi zemini oluşturmuştur. 12 Eylül kendi anayasasını parsel parsel ilga edilebilir kılmıştır. Hiçbir kazanım baki kalmamalı, hiçbir demokratik kırıntı, egemenin gerçekleştirilemeyen hiçbir hedefi Naringillerin ayağına dolanmamalıdır çünkü.

12 Eylül’ün fikri sürekliliği, ‘fikri iktidarda kendisi hapiste’ olan, dönemin MHP liderinin zannettiği gibi, bir devlet partisiyle inkar edilemez bir nesep ilişkisiyle açıklanır bir konu değildir. Süreklilik devletin kodlarını ve DNA’sını durmaksızın şekillendiren sınıf çıkarları vasıtasıyla kurulduğundan 12 Eylül’le kurulan nizamın temel ilkesi ister parlamenter biçim altında ister tek adam rejimi altında olsun bir şekilde güvenceye alındı.

40 yıl sonra 12 Eylül’den hâlâ konuşmak zorunda kalıyorsak bu, cuntanın zaman içinde dönüştürülmüş ve abat olmuş kalıntılarıyla yaşıyor ve bugünün BingBang’inin o tarih olduğundan emin olmamızdan kaynaklanıyor. 12 Eylül cuntacılarının anayasal kurumların kesintiye uğratılmasını olanaklı kılan anayasası nihai sonuçlarını bunca yıl sonra veriyor. 12 Eylül’ün kendisi yoktur ama fikri iktidardadır.

Kuşkusuz Kenan Evren’in eseri 12 Eylül cuntasından daha fazlasıdır. Çünkü darbenin sonuçları muvakkat değil bakidir. Martta ekonomik istikrar paketi açıklanırken Erdoğan’ın ‘Neşen yerinde’ dediği TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun pandemiden payına düşen lütuf için memnuniyetini gösteren gülüşü bile bunu kanıtlar. Nuray Sancar / Evrensel

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.