Nurhak Dağ’ın Guguk Kuşu

Nurhak Dağ’ın Guguk Kuşu

0
PAYLAŞ

Guguk kuşu(pepuk), yurdu, yuvası olmayan bir kuştur. Dünyanın neresine giderse gitsin, özelliği değişmez. Kendisine ait olmayan yuvalara yumurta bırakır. Yavrusunu el kapılarında büyütür. Yuva sahibi kuş, bir gün bakar ki, yumurtadan çıkan, gün gün anormal şekilde gelişen yavrulardan biri kendisine hiç benzememektedir. O yavrunun kendisine ait bir yumurtadan çıkmadığını fark eder. O anda, yavru ile ana kuş arasında kıyasıya bir mücadele başlar. Ya, anaç kuş, yabancı yavruyu yuvadan atar; ya da, yavru kendiliğinde yuvayı terk eder…

İsveç’in Halland Bölge Meclisi ve Halmstad kenti Belediye Meclisinin sosyal demokrat parti üyesi; aynı zamanda öğretmenlik ve çevirmenlik de yapan Hüseyin Mirza Karagöz, ‘’Nurhak Dağ’ın Guguk Kuşu’’ adlı kitabını, guguk kuşunun bu özelliklerinden yola çıkarak yazmış…Yazar, bu kitapta, Elbistan’a bağlı Nurhak Dağları eteklerinden kopup İsveç’e gelen ve nüfusu 3 bin kişiyi bulan Tavkirar köylülerinin köklerini araştırmış. Başka diyarlarda, başka iklimlerde yok olan insanlarla guguk kuşu arasında bir benzerlik kurmuş…

Kitapta yaşam öyküleri anlatılan bilge kişilerin hemen hepsi birer destan kahramanı özelliğine sahip… Doğadaki çiçeklerden ürettiği ilaçlarla insanları sağlığa kavuşturan Mustafa Mortaş, aile kavgaları nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kalan ve aynı zamanda bir laf ustası Halil Duran, Elbistan’dan Mersin’e kadar herkesin Gülü İbrahim Kalaycı, Kırıkçı Hüseyin Parlak ve diğerlerinin maceralarını okurken Nasrettin Hocalar, Lokman Hekimler, Karacaoğlan’lar gelir dikilir gözlerinizin önüne; çoğu kez gülümser, yer yer hüzünlenirsiniz….

Nurhak Dağların’nın o bilge kişileri, Yaşar Kemal’in, ‘’Güzel atlarına binerek bir daha hiç dönmemek üzere çekip giden ’’ güzel insanlarıdır artık..

Kitabın sonlarına doğru, o guguk kuşu yine çıkıyor karşımıza… Hüseyin Mirza Karagöz’ün de kitabında yer verdiği, Anadolu’nun birçok yerinde de bilinen anlatıya göre, guguk kuşu, bir zamanlar, bizim gibi bir insanmış… Anneleri ölmüş, küçük kardeşiyle yetim kalmışlar. Babaları, eve üvey anne getirmiş. Üvey anne, guguk’u ve kardeşini hiç sevmez, onlara hep kötülük edermiş. Bir gün, kardeşlerin eline dibi delik bir torba vermiş, ‘’Gidin, bana dağlardan kenger toplayın’’ demiş. Kardeşler dağa gitmişler. Guguk, topladığı kengerleri kardeşinin sırtındaki torbaya doldurmuş. Dönüş zamanı geldiğinde bir de bakmışlar ki, torbanın içinde hiç kenger yok… Guguk, kengerleri kardeşinin yediğini sanmış.. Bunu kanıtlamak için, kardeşinin karnını bıçakla yarmış. Ancak, kengerleri orada da bulamamış.. Bir de görmüşler ki, ki torbanın dibi delik; torbanın içindeki kengerler o delikten yerlere dökülmüş.. Küçük kardeş, oracıkta ölmüş. Guguk da, kuş olup dağlara düşmüş… O gün, bu gündür, dağlarda deli divane ötüp dolaşarak yitik kardeşini arıyormuş…

‘’Nurhak Dağ’ın Guguk Kuşu’’, bende de başka çağrışımlar yaptı; başka yaraları depreştirdi… Kitabı okurken, ben de, bu halkı, bu kör karanlıklardan kurtarmak için kendisini dağlara, taşlara vuran, Nurhak’larda kurulan hain tuzaklarda katledilen 68 kuşağının yiğit devrimcilerinden Sinan Cemgil ve arkadaşlarını anımsadım…

Onların türküsü gelip düğümlendi boğazımda:

Dört bir yana haber salsam/ Öldü desem inanır mı/ Dağlar bana geri verin/ Kadir’imi, Sinan’ımı// Nurhak Sana güneş doğmaz/ Uçan kuşlar yuva kurmaz/ Dökülen kan yerde kalmaz/ Soracağız hesabını…

Toplumların yaşamında yazılmamış nice romanlar vardır. Nice yazarlar da, adları duyulmadan, toprağı yarıp gün yüzüne çıkamadan yitip giderler…

‘’Nurhak Dağ’ın Guguk Kuşu’’, İsveç’te, sadece 300- 500 kişiye ulaşabilen, güçlü bir yayınevine, dağıtım ağına sahip olmayan böylesi bir kitaptır. Nurhak Dağlarında çobanlık, Çukurova’da garsonluk, otel katipliği ve derken öğretmenlik yapmış; şimdilerde yaşamını İsveç’te politika yaparak sürdürmeye çalışan Hüseyin Mirza Karagöz de, ‘’ben buradayım!’’ diye bağıran bir yazardır…
alinergis@yahoo.se
*Bu yazı Cumhuriyet Gazetesinde de yayımlandı

BİR CEVAP BIRAK