ÜNİVERSİTEDEN… Sorun politika yoksunluğu

Üniversitelerin Bilim Adamı Yetiştirme Politikası ve Felsefesi Yok

Bugün nitel ve nicel yönden öğretim üyesi profilinin sıkça sorgulanır olması beraberinde çözüm yollarını da düşündürtmeye zorlamıştır. Öğretim üyesi profili üzerinde yapılan bütün araştırma sonuçlarına göre üniversitelerin öğretim üyesi profili bir çok yönden sorunlu görülmektedir. Bugün genel tabloda ülkemiz üniversite öğretim üyelerinin aile yapısı, gelir düzeyi, akademik statüsü, yaşadığı şehir ve yurtdışında bulunma durumuna göre farklılıklar gösterdiği yapılan bilimsel anket ile belirlenmiş bulunmaktadır. Öğretim üyelerinin akademik kalitesi ve verimliliğinin de bu yönde olduğu biliniyor. Bunun için bugün ülkemiz üniversitelerinde tartışılan konuların biri neden dünyadaki ilk 500 sıralamasında bir Türk üniversitesi bulunmamaktadır. Bu sorunun değişik nedenleri var ve çözümü de kolay değil.

Sorunun nedenlerinden biri de üniversite öğretim üyelerinin kalitesinde dayanmaktadır. Ülkemiz öğretim üyesi profilinin düzeltilmesi için önce bilim adamlığı mesleğinin cazip hale getirtilmesi gerekir. Her şeyden önce kişinin bilim yapmaktan zevk alması bilincinin yaratılması gerekir. Bilim adamlığının cazip hale gelmesi için maddi ve manevi boyutları bir bütün olarak ele alınması gerekir. Bugün ki, Ar-Gör ve Yard. Doç. maaşı nerdeyse açlık sınırında bulunmaktadır. Bu durum da mesleğe olan ilgiyi azaltmış bulunuyor. Konun maddi boyutu önemli ancak siyasilerin ve maliyenin vereceği kararlar olup ayrıca irdelenmesi gerekir.

Ancak olayın felsefi boyutu ve üniversitelilik bilinci ise en zor olan kısmıdır. Bunun düzeltilmesi yine çok boyutlu ve uzun erimli çözüm önerilerini gerektirmektedir. Maalesef bu konuda yetkili kurum ve kişilerin ciddi bir çözüm önerisi olmamıştır.  

Uyduculuk mu, Yaratıcılık mı?

ınsanlığın tecrübesine göre bugün kurumsallaşmış, verimli ve dinamik ortamların yaratılmasında kişilerin bireysel motivasyonu önemli bir etkendir. Ülkemiz üniversiteleri motivasyonu yüksek akademik niteliklere sahip her yönü ile kendi kendine yeten ve kendisini aşan aydınlanmış bilim adamı yetiştirme konusunda maalesef belirlenmiş bir bilim politikası bulunmamaktadır. Bugün üniversitelerimizin büyük çoğunda akademisyen alımı konusunda maalesef hocalarımız kendilerine verilen kendi kurumu için en iyi öğretim üyesini seçme konusundaki yetkiyi hiç de doğru kullanmamışlar, niteliğe ve önceden belirlenen kriterlere dikkat etmemişlerdir. Çok başarılı, motivasyonu yüksek, yaratıcı, kararlı insanlar sevilmedi, bunların yerine, yalnızca iyi insan, söz dinler, verilen işi yapanlar tercih edilir duruma gelmişlerdir.

Son yıllarda YÖK’ün baskısı ile LES, yabancı dil puanı kriteri ve akademik aşama için indekse giren yabancı dergilerde makale yayınlama zorunluluğu biraz sınırlayıcı olmuş, ancak yine de nitelikli, her yönü ile kendisini alanında iyi yetiştirmiş, tarih bilinci gelişmiş, aydınlanmış, felsefi altyapıya sahip öğretim üyesini bünyesinde bulundurma başarısını gösterememişlerdir. Üniversiteler arasında iyi öğrenci, araştırıcı ve öğretim üyesi alma rekabeti yaratılamamıştır. Ülkenin nitelikli öğretim üyeleri son yıllarda vakıf üniversitelerine çeşitli nedenlerle gitmek zorunda kalmıştır. Yurtdışında eğitilip dönen öğretim üyeleri kurumlarında basit, ben merkezli, adam sendeci yaklaşımlardan dolayı gerekli desteği görememişler. Yurtiçinde doktoralarını yapanlar başta yabancı dil bilgisi olmak üzere en azından bir dönem de olsa yurtdışındaki kurumların işleyişini bilmek, dünyadaki gelişmeleri izlemek konusunda bilgi ve görgülerinin geliştirmesi konusunda olanak tanınmaması sonucu bugün istenilen ölçüde yol alamamaktadırlar.

Sayın Prof. M. Çağatay Özdemir ve arkadaşının yaptığı araştırmada yurtdışına giden ve gitmeyen öğretim üyelerinin eğitim ve öğretimde kaliteye bakış açıları arasında geniş bir görüş ayrılığı görülmektedir. Özellikle yurtiçinde yapılan bazı yüksek lisans ve doktora programlarına LES ve yabancı dil puanı düşük öğrencilerin başvurduğu ve bunu takiben birimlerin bilim adamı yetiştirme programları olmadığı için ciddi düzeyde ders almadan bazı kişilere akademik unvan verildiğine sıkça işaret edilmektedir. Gelişmiş batı üniversitelerinde yüksek öğretimin ders ve eğitim boyutunun ne denli ciddi yapıldığı hepimizin bilgisi dâhilindedir. Batı üniversiteleri başta kendi elemanları olmak üzere özellikle araştırıcı boyutuna çok dikkat etmekte; kültürel anlamda da çalışma ve yaratıcılığı bize göre daha fazla destekler nitelikte bulunmaktadır. (Bazı salt parayı esas alan üniversiteler hariç. ABD ve ıngiltere’de pek çok üniversite olup bunlardan bir kısmı saygındır). 

“En Tehlikeli Görüş, Dünyayı Hiç Görmemiş Olan ınsanların Dünya Görüşüdür”.

Ünlü matematikçimiz Prof. Cahit Arf’ın belirttiği ileri ortaokul niteliğindeki üniversitelerimizdeki işleyişi gerçek üniversite ortamı gibi arkadan gelen ve dünyadaki gelişmeleri bilmeyen gençler tarafından yanlış algılanmasıdır. Bu konuda Alexander von Humboldt der ki “En tehlikeli görüş, dünyayı hiç görmemiş olan insanların dünya görüşüdür”. Maalesef bugün öğretim üyesi sıfatını kullanan bazı kişilerin gerçekten içinde bulunduğu üniversite dışında gerçek anlamda dünyanın sayılı üniversitelerinin işleyişlerini bilmedikleri için lisans, yüksek lisans, doktora ve diğer akademik aşamaları yaptıkları üniversiteyi gerçek üniversite gibi bilmektedir.  

Kabahat Kimde?

Hiç kimsenin kabahati yok, kabahat bizim yarattığımız ortamın gerçek üniversite ortamından uzak olmasıdır. Bunun çaresi yine sahip olduğumuz bilimsel yaklaşım metodunda gizlidir. Bilim insanın görevi soruna çözüm üretmek için metot kullanmasıdır. Sistematik bilgi derleme ve kullanım sanatına sahip olması gereken üniversiteler bu ülkenin gelecekteki en yetkin beyinlerini belirleme ve bir araya getirmede kendi ilke ve kriterlerini koyabilecek niteliktedir. Bütün gelişmiş üniversiteler bu işi başarı ile uygulamaktadırlar.

Üniversitelerin bugünkü öğretim üyesi profilinin istenilmeyen boyutundan yasal boşluklar kadar bizler de sorumluyuz. Yarının muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi taşımak istiyorsak, ülkemizin ciddi bir eğitim reformuna ve çağdaş yüksek öğretim yasasına gereksinim bulunmaktadır. Yasanın en önemli ayağını da yarının nitelikli insanlarını ve bilim adamlarını yetiştirmek oluşturmalıdır. Ülkemizin aydınlık geleceği içinde bunu yapmak zorundayız. Yoksa sürekli dışarıya öğrenci göndererek, teknoloji alınarak, başkalarının ürettiği bilgileri kopyalayarak veya taklit ederek gidilecek yer bellidir.

Öğretim üyesi profilinin iyileştirilmesine ilişkin somut önerilerimi bir sonraki yazımda işleyeceğim.

_____________

Prof. Dr. Çukurova Üniversitesi, asportas@cu.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.