O bir “Ak Sosyalist”

O bir “Ak Sosyalist”

0
PAYLAŞ

CNN Türk’te Birikimci Ömer Laçiner, 78’lilerden Nimet Tanrıkulu, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, EDP Genel Başkanı Ziya Halis ve şair Nevzat Çelik’le solun referandumdaki tavrının ne olması gerektiğini tartisan orta yaşın epey üzerindeki konuşmacı Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan’dı. Doğan Tarkan, sıra kendisine geldiğinde hep acelesi olduğunu ve kalkması gerektiğini vurguluyor ve 12 Eylül’deki Anayasa referandumunda neden “Evet” denilmesi gerektiğini anlatıyordu.

Daha önce Mehtap TV’de katıldığı bir programda da, “Ya tamam 12 eylül’den hesap sorulmuyor ama hele şu Ergenekonu bitirelim 12 Eylül’ü akıllarda da vicdanlarda da yargılarız” demişti. 12 Eylül’ü “akıllara ve vicdanlara” havale eden “sosyalist devrimci” Doğan Tarkan, aynı hoşgörüyü Ergenekoncular’a, Stalinistlere ve Kemalistlere göstermiyordu. Gün geliyor bu tartışmalarda, “Nedir bu AKP’ye alıp veremediğiniz, AKP kötü de Mesut Yılmaz iyi miydi, AKP emperyalistleri ülkeye soktu da diğerleri buna karşı mıydı” diye soruyordu. Sonra da sinirlenip ‘AKP’ye bu öfke neden’ diye ağlamaklı oluyordu.” (22 Temmuz 2008, “Bak şu darbe karşıtına”, Elif Yücel)

Gün geliyor, “Yeni liberal politikaların uygulanmasını savunan tek sermaye partisi AKP mi? AKP kadrolaştı da CHP, DSP, ANAP, DYP, MHP iktidar olduklarında kadrolaşmadı mı? Öyleyse AKP’ye bu öfke neden?” diye soruyordu.

CNN Turk’te de, “öbür kanala yetişeceği” için vakti biraz kıt ama ağzı söyledikleri dolu doluydu Tarkan’ın: “Yetmez ama… EVET!” Doğan Tarkan için yetmeyenin ne olduğu açıktı herhalde: Bir sosyalist olarak işçi hakları ve özgürlüklerinden, yeni anayasa değişikliğinin emek yararına ne getirdiğinden bahsediyor olmalıydı. Tarkan, “Bişeyler” verildiğini düşünüyor olmalıydı ki, “Yetmez ama… EVET!” formülünü çıkarıyordu kesesinden.

Tarkan, bu görüşünü daha önce de Birgün gazetesinde dile getirmiş ve hemen ertesi gün Birgün yazarı Aziz Çelik’ten gereken cevabı almış ama dersini almamıştı anlaşılan. Çelik’e göre, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan’ın referandum tartışmaları çerçevesinde 15 Temmuz 2010 günü Birgün’de yayınlanan görüşlerinde sendikal haklarla ilgili vahim maddi hatalar yer alıyordu ve Tarkan’ı “fantastik ideal sahibi” olmakla suçluyordu. Birgün yazarı 16 Temmuz tarihli “Doğan Tarkan yanılıyor” başlıklı yazısında şu görüşlere yer veriyordu:

“Tarkan’ın “yetmez ama evet” tutumu ayrı bir tartışma konusu, ancak Tarkan’ın “yetmez ama evet” tutumu için anayasa değişiklik paketinde yer almayan sendikal hakları varmış gibi göstermesi kabul edilemez. Maddi açıdan yanlış ve hatalı bilgilerle “yetmez ama evet” demek yetmez!

Doğan Tarkan şöyle diyor: “Yetersizdir. en güzel örneği; Sendikalar Yasası’dır. Grev hakkı vermemiştir. Bu yetersizliğin göstergesidir. Ama öbür taraftan siyasal grev hakkı vermektedir. Genel grev hakkı vermektedir.” Tarkan, anayasa peketi ile çalışanlara “siyasi grev” ve “genel grev” hakkı verildiği gibi fantastik bir iddiaya sahip ve bu iddiasını “evet” tutumunun dayanaklarından biri olarak gösteriyor. Farklı metinleri mi okuyoruz yoksa anayasa paketine “evet” derken, ruhumuzu kurtarmak için böyle emekten yana gerekçeler mi yaratıyoruz?

Özetle anayasa değişikliği grev yasaklarını kaldırmamış, genel grev ve siyasi grev hakkı getirmemiş, tersine memurlar için mutlak grev yasağı getirmiştir. ancak devrimci sosyalistler bile akp’nin paketinin siyasi grev ve genel grev hakkı sağladığını zannettiğine göre anayasa’da sendikal haklarla ilgili yapılan makyajın amacına ulaştığı anlaşılıyor.” TIKLAYIN

Demek ki “Yetmez ama evet…” demek de yetmemişti Tarkan’a “kendi solunu” ikna etmek için.

Doğan Tarkan’ın “Yetmez ama EVET!” formülü Kürtlere de yetmeyecekti. Referandumu boykot edecek DTP ile bir sosyalistin arayı kapatması, yaptığını sindirmesi gerekiyordu ki, bu sırada “özgürlük bağlamında” da bir şeyler söylenmiş ve destek verilmiş olsun. Tarkan’dan bir twist düştü twittera:

“Sonuç olarak, referandumda ‘yetmez ama evet’ tutumu doğrudur, Kürt bölgelerinde ise; boykotu desteklemek gerekir.”

Ekşi Sözlük’e girilen bir madde bu politikadaki çelişkiye dikkat çekiyordu:

“Bu ne güzel kardeşim? BDP’ye böyle mi destek veriyorsunuz? İstanbul’da, İzmir’de, İç Ege’de, Antalya’da, Mersin’de, Adana’da AKP’den yana olup BDP’ye kazık atacaksın, Diyarbakır’da ‘şeklen’ boykot diyerek vicdan temizleyeceksin.

Briri bana anlatsın allasen. Yoksa DSİP’tir, Troçkizmdir. Bunlar derdim değil, hasmım değil ama nedir bu arkadaş?”

Dogan Tarkan, CNN Türk’teki tartışmada saatine bakarak atışlarına devam ediyordu. Tarkan, “1924 Anayasasının tek parti diktasına karşıyız” diyordu. Oysa, Tarkan’ın bu saptamasının aksine 1924 Anayasası tek parti diktatörlüğü getirmiyordu. Hatta 1924 Meclisi varolan en geniş konsensus olarak bile görülebilirdi. Bu yüzden Murat Belge, 1924 Meclisini savundu ve analizlerinde ‘Bu Meclis böyle devam etseydi, Britanya tarzı bir yarı monarşik demokrasiye geçebilirdik’ temennisinde bulundu. 1924 Meclisinde Sultancılar da, Mandacılar da vardı. Kemalistler, 24 meclisindeki Sultancı ve Mandacıları devre dışı bırakarak, 1931 CHP kongresine damgalarını vurdular. Bu kongrede; “İhtilali yaptık şimdi de inkılabı yapacağız, devrimimiz sürekli devrimdir” dediler. 1937 anayasası bu süreçte hazırlandı ve “Türkiyenin mezhebi kemalizmdir” denildi.

Sosyalist devrimci Doğan Tarkan, “Yenisini kurana kadar bununla idare edin” diyecek kadar mütevazi ilk genel başkandı: “DSİP yeni bir sol partiye olan ihtiyacı tespit etmekte fakat kurulan yeni partinin bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olduğunu da görmektedir. Biz bu sürecin değişmesi ve yeni bir sol partinin kurulması için çaba harcamaya devam edeceğiz.”

Diğer bütün sol partileri, Ergenekonculuk, Stalincilik ve Kemalistlikle suçluyor. AKP’ye muhalefet edenlere, “Esas tehlike AKP değil, darbe!” diyordu. Tarkan’ın dilinin ucuna gelip de bir türlü çıkaramadığı bakla ise “Biz sosyalizmi kurana kadar siz AKP ile idare edin” baklasıydı. Referandumla kapı bir aralansın bakalım, gerisi kolaydı!

Doğan Tarkan

Bu programa bir AKP’liyi çıkarsalar bile hafiften yüzü kızarırdı. Ama Doğan Tarkan, telaş içinde saatine bakıp laf üstüne laf çakmaya devam ediyordu. Tek kale maç yapıyordu adeta. “12 Eylül ne ki, başkalarında daha fazla ölü çıktı, baskı oldu” deyip durdu. Anayasasını değiştirmek için “Yetmez ama EVET!” tezini savunan sosyalistimiz, 12 Eylül’ün insanlara yaptıklarını küçümsemek ve önemsizleştirmek çabası içerisine girmişti. Tarkan’a göre, Şili’de 200 bin, Endonezya’da 2,5 milyon insan öldürülmüştü. Yani şunu mu demek istiyordu:

“12 Eylül’de yaşadıklarınıza şükredin! Allahtan belanızı mı istiyorsunuz? 50’nizi asmışlar işte, 100’de işkencede öldürseler eder eder 150… 600 bininizi de gözaltına almışlar… Ne bekliyordunuz?…Ne olacaktı yani?… Endonezya’ya bak… Şili’ye bak… Haline şükret… AKP de fırsat sunuyor önüne şimdi… Git Evet de referandumda, olanın bitenin hesabını da sor işte… Önünü aç ki düzenle daha kolay hesaplaş!”

Evet, Doğan Tarkan’ın mantığı aynen buydu. Diğer konuşmacılar susmayı, hatta eski cuntacılardan Ömer Laçiner onaylamayı yeğledi. Konu rakamsa eğer doğru rakamlar konuşulmalıydı. Şili’de 1973-1990 tarihleri arasında gözaltında kaybolan, işkencelerde öldürülen, gerilla direnişlerinde vurulanların sayısı 3,200 idi. Gözaltına alınıp tutuklanan sayısı 28 bin civarındaydı. Bütün askeri rejim döneminde aileleriyle beraber toplam travma gören Şilili sayısı 200 bindi… Yine Tarkan, Suharto Endonezya’sındaki 500 bin ile 1 milyon arasında tahmin edilen ölü sayısını 2,5 milyon olarak hatırladı. Stüdyoda tartışan diğer solcular, Doğan Tarkan’ın milyonların önünde yaptığı bu şapkadan tavşan çıkarmasının farkına varamadılar. Yani Doğan Tarkan, solun, sosyalistlerin, sosyal demokratların, işçilerin faşizme karşı bu en geniş katılımlı direnişinin ve Türkiye tarihinde kaydedilen en büyük baskı rejiminin üzerine sünger çekmeye çalışıyordu.

Acelesi varmış, CNN Turk stüdyosundan diğer konuklar tartışmaya devam ederken kalktı gitti, NTV’ye yetişti. Meğer bir gecede iki sahne birden almış…

Liberal-muhafazakar sermayenin ihtiyaçlarını ve programını “aşırı sosyalist ve sınıfçı” gerekçelerle savununca piyasa değeri artıyordu demek ki. Tarkan’ın yaptığı başka bir sihirbazlık ta emperyalizmi saklamaya özen göstemesiydi, aslında darbeler emperyalizm olmadan yapılıyordu. NTV’de katıldığı programda, Oğuzhan Müftüoğlu’nun “Sen niye emperyalizmi saklıyorsun?” sorusuna da doyurucu bir cevap veremedi.

Bu kapsamlı ve girift düşünce ve ideolojik kurguların sahibi Doğan Tarkan kimdi? Alibeyköy’de kahvede televizyon seyreden kamyon şoförünün dediği gibi AKP’nin “bişeyi” miydi?

AKP’nin “bişeyi” olmayan Doğan Tarkan’ın 12 Eylül öncesinde Kurtuluş adlı sosyalist örgütün içerisinde yer aldığı biliniyor. 12 Eylül’den sonra Kurtuluş’u Stalinist olmakla suçlayıp İngiltere’ye yerleşiyor. Burada Socialist Workers Party (SWP- Sosyalist İşçi Partisi) içerisinde mücadele ediyor. Doğan Tarkan Türkiye’ye döndüğünde bu partinin Türkiye seksiyonunu kuruyor ve SWP’nin İngiltere’de İşçi Partisi’ni desteklediği gibi, seçimlerde CHP’yi destekliyor. Daha sonra SWP lideri Tony Cliff ile Sosyalist İşçi Partisi lideri Doğan Tarkan’ın yolları ayrılıyor. Cliff tarafından sapmayla suçlanan Doğan Tarkan ve arkadaşları yeni bir sayfa açıp DSİP’i kuruyorlar.

Madem Doğan Tarkan “Endonezya olmadınız, kapatın çenenizi” demeye getiriyor. Biz de yazımızı bu minvalde bir anıyla bitirelim:

(…)Mahmut Dikerdem’le üçüncü ve son olarak da galiba o günden bir yıl kadar sonra bir araya geldik. Kesin bir tarih kalmamış aklımda, ama 12 Eylül’ün sonrası olduğunu hatırlıyorum. 1981 yılı olmalı. Büro-evde kısa bir görüşme yapmıştık, akşam üzeriydi ve birlikte dışarı çıkmıştık. O, Moda Burnu’na doğru, Bomonti Çay Bahçesi’ne yakın evine, ben de Kadıköy İskelesi’ne gidiyordum. Ayrılırken kolumu tutmuş ve hiç unutmayacağım şeyler söylemişti Evren ve şürekasını kast ederek: “Bak, bunlar bizi burada sokaklarda köpek gibi öldürürlerdi inan, kimseden de çekinmezlerdi, ama ellerini tutan şey Sovyetler Birliği’dir. Oradan korkmasalar, Endonezya’daki katliamı burada da aynen tekrarlarlardı, o kadar acımasızlar.” (Mahmut Dikerdem: Devrimci miras, Aktaran: Yurdakul Er 6 Ekim 2006, Cuma)

BİR CEVAP BIRAK