Obama ve Sonbahar Kıbrıs’ın kaderini nasıl etkileyecek?

Bir gazetenin başarılı kalemini engellemek amacıyla çirkin bir oyun tezgahlayarak ona karşı “mobing” yapanların gerçek yüzünü teşhir etmek amacıya gittiğim resmi bir kurumun duvarlarında bol sayıda haritalar görmüştüm. Farklı bilgiler içeren bu haritalar ilk önce bana çok yabancı gelmişti. Ancak onların sadece KKTC topraklarını gösteren haritalar olduğunu anladığımda da çok ilgimi çekmişlerdi. Asıl konuya geçmeden hemen “mobing” konusunda da sizi kısaca bilgilendireyim. “Mobinge uğrayan” gazeteci çalıştığı medya kurumunu terk etti. Ona “mobing” yapanlar ise hala aynı “vatana hizmete” devam etmekteler. Ancak konum bu değil. Bu konuyla ilgilenmesi gerekenler sanırım ilgileniyorlar zaten. “Ergenekon Soruşturması” tüm hızıyla devam etmekte ve 19 Nisan tarihi sonrası KKTC Kamuoyu’nu da etkileyecek gelişmeler olursa şaşırmamak lazım.

Kuzey Kıbrıs’ta yaşam aynı sözünü ettiğim adanın “sadece kuzeyini kapsayan haritalar” gibi devam etmekte. Aslında son beş yılda refah düzeyi “anavatan” Türkiye’den çok daha yukarılara çıkan, yollardaki lüks araçları onların imal edildiği Almanya’da bile bu derece yoğun bir şekilde görmediğimiz, evlerin beyaz eşya donamınının bu eşyaların üretildiği ülkelerdeki tüketicilerin bile yarışamayacağı şekilde “en modern ve pahalı” bir şekilde gerçekleştiği, bir öğretmen maaşının Türkiye’deki öğretmenlerin “rüyalarını bile süsleyemecek kadar ulaşılmaz ve neredeyse Almanya’daki öğretmenler ile eş düzeyde olduğu” ve bu refah ortamında yaşayabilmek için “anavatandaki” insanların bir vakitler aynı “Almanya’ya kapağı atmak” için uğraştıkları gibi “para biriktirebilmek” amacıyla çalışmaya can attıkları Kuzey Kıbrıs’tan söz ediyorum.

Doğru! Ambargo hala sürüyor. “Direk uçus” mümkün değil. Ticaret Odası üyeleri tüm bu sorunların ne anlama geldiğini biliyorlar. Hele dünya genelindeki ekonomik krizin mali açıdan en güçlü ülkeleri bile sarstığı bir dönemde Kuzey Kıbrıs’ta bu depremden nasibini almakta! Almanya’da insanlar artık akşamları daha az yemeğe çıkmaktalar. Her iki yılda bir yeni otomobil alanların sayısı çok azaldı. Yıllık izinde yurtdışına çıkışlar da eskisi gibi yoğun olmayacak. Yani Kuzey Kıbrıs’ta Annan Dönemi sonrası refah içinde yaşamaya alışmaya başlayan KKTC vatandaşlarının ekonomik kriz nedeniyle sahip olduğu sorunlar AB vatandaşları için de aynı! Üstelik AB’nin bir “anavatanı da” yok maaş garantisi veren.

İşte yaşamın gerçeklerinin bazen Kuzey Kıbrıs topraklarının “dünyanın bütünüymüşcesine hissedildiği” ortamlarda göz ardı edildiği anlar yanıltıcı olmaktalar. Oysa Kuzey Kıbrıs belki de tarihinde yakalayamadığı kadar şanslı bir politik sürecin içinde şu anda. Güney Kıbrıs’ta en azından dünya kamuoyunun gerçekten çözüm için hazır olduğuna  inandığı bir başkan var. O da bu beklentinin farkında ve tersi durumda nasıl bir sorumluluk taşıyacağını iyi biliyor. Yunanistan’da tüm klasik “diplomasi oyunlarına” rağmen aslında Türkiye ile olan sorunların çözümünden yana olan iktidarlar dizisi devam etmekte. Türkiye’de Kıbrıs’ta kesinlikle çözümden yana olan bir iktidar var. Ankara sadece Kıbrıs’ta çözüm değil aynı zamanda Türkiye’nin AB üyeliği konusunda istekli. Bunun yanı sıra “Türkiye’nin karanlık Ergenekon Geçmişi ile hesaplaşma” konusunda kararlı. Ermenistan ile iyi ilişkiler kurarak farklı amaçlı kışkırtmalara iki ülkenin halklarının alet edilmesine son vermek istiyor. Kürt Sorunu’nu bizzat kendi çözmek için didiniyor.

Ve ABD’de yeni bir dönem başladı. Obama, Türkiye’nin yukarıda saydığım dış ve iç politika hedefleri konusunda aynı çizgide olduğu sinyallerini vermekte. Obama’nın Türkiye Ziyareti belki de bu açıdan bir dönüm noktası olacak. Kıbrıs Sorunu’nun çözümünün aynı Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunların, Türkiye ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların ve  Kürt Sorunu’nunun nihai çözümünün Ortadoğu’da kalıcı barış için ne kadar önemli olduğunu ABD görebilmekte. Bu coğrafyada desteğine ihtiyaç duyduğu Türkiye’nin daha da demokratikleşerek ve de hukuk devleti temellerini sağlamlaştırarak “Ergenekon tarzı emellerin” tehditine maruz kalmaması hem ABD hem de AB için hayati önem taşımakta.

Eylül ayından itibaren çok gelişmeler olacağa benziyor. İşte bu nedenle Kıbrıs adasının sadece kuzeyde bir parça ve dünyadan kopmuş bir “toprakcık” olmadığını hatırlamakta yarar var. 19 Nisan sonrası Ankara ve Lefkoşa’nın bugüne kadar mükemmel işleyen işbirliğinin sabote olmaması şart. Çünkü sonbaharda “Ankara ve Lefkoşa arasındaki uyum” belirleyecek Kuzey Kıbrıs’ın insanlarının ve Kıbrıs’ın geleceğini.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × four =