Çoban ateşleri

PAYLAŞ

Bundan böyle uçağa binmemeye kesin karar verdim. Havaalanlarında eskiden yalnızca güvenlik eziyeti vardı, son zamanlarda buna havacıların eziyeti de eklendi. Bir sözü bir sözünü tutmayan, sizin uçağınıza başkalarını bindirip gönderen, uçağın içinde yolcuyu hiç acımadan uzun süre bekleten havacılar bundan sonra benim gibi sabırsızları değil de halkımızın sabır göstermekte dünya birincisi olan sağduyulu insanlarını taşımalılar. Havaalanlarındaki güvenlik törenleri zaten öteden beri can sıkıcıydı ama gide gele alışmıştım. Kendimden başka her şeyimi çantama koyup o garip aletten geçerken ötmemeyi beceriyordum. Bir dış yolculukta uçağa alınacağımız sıra ayakkabımın altının kalın oluşu görevlinin dikkatini çekmişti. Eline aldı ayakkabımı, dakikalarca inceledi, evirdi çevirdi, içine baktı. “Altını açmak gerekir, başka çare yok” dediğim zaman da öfkelendi. Dış yolculukları çoktan bitirmiştim. Şimdi de iç yolculukları bitiriyorum. Uçaklar benim için bundan böyle uzaktan geçen demirden kuşlar olacak.
Havaalanlarının kalabalığı iyice tedirgin ediyor beni. Birinde çok uzun bir kuyruk vardı. Ötenleri bir kere daha o garip aletten geçiriyorlardı. Adım adım ilerliyorduk. O ara önümdeki bey bana dönüp “Pekiyi, protezliler ne yapacak?” dedi. Onlar da protezlerini gösterirler diyecektim ki topladım kendimi. Bu amca gösterilmesi doğru olmayan bir protezden sözediyordu belli ki. “Bilemiyorum efendim” dedim. Sonra dağıldık, o amca o garip aletten geçerken öttü mü ötmedi mi bilmiyorum? O zaman bir garip olmuştum, insanlar nelerle uğraşıyorlar diye düşünmüştüm. Canım efendim, bir çaresini bulurlar, sizi havaalanından geri çevirecek değiller ya. Protezini göstermediği için uçağa almadık diye bir sululuk olabilir mi? Bu protez işi biraz karışık bir iştir. Bu yaşlı erkek milleti gözü çöplükte kalmış horoz gibidir, tencerenin dibini sıyırırcasına son kalan gücünü de eski günlerdekine benzer bir yetkinlikte kullanmaya çalışır. Bu protezci beyefendi de benim gibi artık karşı cinse şefakat-ı übüvvetle yönelmesi gerekir demdeydi. Bazı insan böyle işte, gençlikten bir türlü yakayı kurtaramıyor.
Cinselliğin gür ışığı bir ameliyatla ya da bir başka nedenle söndüğü zaman çoban ateşleriyle yetinmek zorunda kalırsınız. Üzülmeye değmez aslında, yaşadıklarınıza sayarsınız. Birilerinin hiç güzel bulmadığı şeyler hatta acınası diye değerlendirdiği şeyler o şeyleri yaşamayı bilen için eşsiz güzellikte olabilir. Bizim insanımızın büyük bir bölümü cinselliği kafasına göre bedenin bir noktasında yoğunlaştırdığı için, bir insanın bir insanı sevmesinin ne anlama geldiğini pek iyi bilmediği ya da hiç bilmediği için, bir erkeğin bir kadını ve bir kadının bir erkeği içi titreyerek saatlerce okşamasının düşünü bile göremediği için, sevmek denen şeyin hayvanca abanmak olduğunu sandığı için bu protez konusunu da ciddiye almıştır. Bir erkeğin bir meleği canı gibi bağrına basmasının değerini bana sorarsanız aklı başında çok az insan biliyor. Gerçekten sevmiyorlar, yaşamayı bilmedikleri gibi sevmeyi de bilmiyorlar, sevginin alanını erkekler poz atmanın kadınlar teslim olmanın ortamı gibi algılıyorlar. Her şeyin iyisini elde etmek, yemeğin en gösterişlisini ve en pahalısını yemek, canavar görünümlü pahalı otomobillere kurulmak ve bu arada çıkar hesapları üzerine işbölümünü sağlam yapmak. Yemek hazır mı Naciye? Çarşaf ütülü mü Naciye? Yarın annemler geliyor Necabettin. Yeğenimiz Gülten’i de getiriyorlarmış. Sen hemen bugünden iki yorgan bir yatak ısmarla Necabettin.
Hiçbir yere gitmiyorum ama bir genç kardeşimi kıramadım. Beni bir konferans ve bir seminer için Ankara’ya çağırıyor. Bilgi kuramıyla ilgili son derece teknik bir konuyu konuşacağız. İnsanlar bu konudan sıkılacak belki de. Ne yapalım, onlar öyle istediler. Belki de bir şeyi merak ediyorlar: akademik dille konuşmayı bilmeyen bu adam son derece akademik bir konuda neler saçmalayacak? Böyle düşünenlere kızmalı mıyım? Hayır. Artık ahlaksızlara bile kızmıyorum ben. Masum bir meraktır, neden olmasın. Bakalım, göreceğiz, dilimiz ne kadar dönecek. O genç ille uçakla gel diyor. Ben otobüsü yeğ tuttuğumu söyleyince pek anlayamadı. Ona Ankara’da anlatırım, uçağa binmeme konusunda kesin kararlı oluşumun nedenini. Oğullarım da benim uçak yolculuklarımdan tedirgin oluyorlar ne yalan söyleyeyim. Bu koşullarda uçağa nasıl binebiliyorsun diyorlar. Yakın kentlere giderken otobüs bana ters gelmez: sağı solu gözleye gözleye, bir uyuyup bir uyanarak, eldeki kitabı okur gibi yaparak, içimdeki çoban ateşlerine bakıp düşlemler kurarak yedi saati bitiriveririm. Hele tek koltuk olunca değmeyin ağanın keyfine.

CEVAP VER