Çocuk olamamak

Çocuk olamamak

0
PAYLAŞ

Çocukluk insan yaşamının en zor dönemidir. Dünya acemisi küçücük insan dünyaya alışmaya çalışırken nice güçlükle boğuşur. Tam olarak sezemez neyin ne olduğunu. Önünde sayısız engeller vardır: derslerini sular seller gibi ezberlemek zorundadır, ödevlerini eksiksiz yapmak zorundadır. Davranış açısından da yükümlülükleri vardır: bağırmayacaktır, her sözünü güzel söyleyecektir, ateşe yaklaşmayacaktır, denizde çok durmayacaktır, belli bir saatte yatacaktır… Bu kurallar gerekli de olsa sıkıcıdır, kaldı ki onlar çocuğa gerekli de görünmez. Daha da kötüsü birileri onu erkenden yaşama hazırlamak için hazır beklemektedir. Anne ve baba bu konuda telaşlıdır. Çocuk çok vakit geçirmeden büyümeli, bu arada benzerleriyle kıyasıya yarışmalı, birilerini geçmeli, yaşama en önde girmelidir. Öldürülmüş çocukluklar üzerine güçlü yaşamlar kurabilme düşü çok güzel aymazlıkların ürünüdür. Çocuğun en büyük gereksinimi olan oyun bu koşuda hemen tümüyle dışlanır: vakit oyun vakti değildir çalışma vaktidir.

Çocuk nereye koştuğunun neyin peşinde olduğunun ayırtına varamadan tüccar eğitimcilerin eline düşüverir. Çocuğu gerekmediği gibi eğitmeye hazır olan dar kafalı kasaba aydınları gerçek eğitim uzmanları olarak ülke genelinde birer kurtarıcı havasında kolları sıvamışlardır. Hadi yavrum yarışa! Büyük adam olabilmek için bu acıya katlanmak zorundasın. Nasıl büyük adam oluyorum? O da ne demek yavrum, doktor mühendis yargıç avukat gazeteci falan olacaksın. Bunlar büyük adamlar mı? Elbette büyük adamlar. Baban doktor olmak istemiş yapamamış koro şefi olmuş, Zülfü dayın avukat olmak istemiş olamamış iskele amiri olmuş, teyzen büyük bir bilim kadını olmak istemiş tutturamamış feminist olmuş. Şimdi onların seninle ilgili çok güzel düşlemleri var. Baban doktor olmanı istiyor, dayınsa Orçun avukat olsun deyip duruyor. Teyzene kalırsa sende çok iyi bir maden mühendisi yeteneği var.

Eski zamanın temel toplumsal birimi olan klanda da benzer bir anlayış geçerliydi. Çocukluk uzun sürmesi istenmeyen verimsiz bir dönemdi, bu dönemi olabildiğince çabuk atlatmak ve çocuğu erkenden büyük insan yaşamına katmak gerekiyordu. Klanlar çok eski dönemlerin tarımla uğraşan büyük aileleridir, bu aileler bir boyda bir araya gelirler. Klanın tüm üyeleri aynı toteme bağlıdır. Onlar aynı yasaklara sıkı sıkıya uyarlar. Klan döneminden bu yana uzun yüzyıllar geçmiştir. En azından birkaç yüzyıldır eğitimciler çeşitli bilimsel bulgulardan giderek çocuk ruhsallığının yetişkinin dünyasıyla aynı özellikleri göstermediğini, çocuk ruhsallığının kendine özgü direngen ya da indirgenemez yasaları olduğunu öğrenmişlerdir. Ancak bizim eğitimcilerimizin büyük bir bölümü böyle bir bilgiden haberli gibi görünmüyor. Çocuklarının zihin sağlığı konusunda tam anlamında bilinç yitimine uğramış görünen anababaların da etkisiyle eğitimcilerimiz küçücük çocukları yaşama hazırlamak telaşı içinde tüm ruhbilim ve eğitimbilim kurallarını hiçe saymış görünüyorlar. Bireyin bilinç açısından yetkinleşmesi ve buna bağlı olarak kişiliğini geliştirmesi anlamına gelen çağdaş eğitim bizim ülkemizde hiçbir anlamı olmayan ve hiçbir insani gerçekliği karşılamayan bir yarışma durumuna sokulmuştur. İlginç olan bu yarışmanın pazar için bir yarışma olmasıdır: bu alanda yoksul insanların cebinden büyük paralar çekildiği bilinmektedir.

Sonuç nedir? Sonuç toplumsal planda tam anlamında bir bellek daralması ve bilinç sakatlanmasıdır. Bu ülkede aşağı yukarı altmış yetmiş yıldan bu yana kültür düzeyinde ortaya konulan ürünlerin cılızlığı ve çürüklüğü vardığımız yerin korkutucu niteliğini pek güzel göstermektedir. Bilinç açısından hiçbir sağlıklılık sözvermeyen yarışmacı eğitim toplumun son kalan kültür dayanaklarını da tüketmiştir. İyi teknisyenler yetiştirmekte bile yeterli olmayan eğitim yöntemleriyle bir kültür kalkınmasını gerçekleştirmek olası değildi. Bu koşullarda kültürdeki başarısızlıklar özellikle sanatsal şarlatanlıkların ortaya dökülmesine yol açtı. Dağınık umutsuz bohem gençlik topluluklarına artık şurada burada değil her yerde raslayabilirsiniz. Okumayan araştırmayan dinlemeyen sormayan ve gündeliği kovalayan bu insanların büyük bir bölümü yetersiz eğitim yöntemleriyle yetişmiş pırıl pırıl insanlardır, bazılarının diplomaları ceplerindedir hatta buna göre iyi bir iş de bulmuşlardır, ancak onlar bile esenliği yakalayamamışlardır. Dünyada şaşkın konuklara benzerler: iğreti dururlar, sıkıntılıdırlar, hemen her konuda kendilerinin de inanmadıkları görüşleri vardır. Tarihin değil de bir raslantının ürünü gibidirler.

BİR CEVAP BIRAK