Çocukların ellerine bir bakın!

Çocuklar geçmişte yaşanmış destanlardaki tanrıları kafalarında yaratıyorlar ve o tanrılar kavga ediyor. Birbirleri ile ya da sıradan insan ile. Yunan mitolojisinde geçen tanrıların iç kavgalarını bilmeyen yoktur. Truva savaşına katılan Paris'in yarı tanrı olması gibi. Tanrılar hile yapıyor, biçim değiştiriyor. Geçmişin mitolojilerinden beslenen bu yeni oyuncaklar çocukların kafasında yeni serüvenlere yol açıyorlar. Dönüşen araçlar. Araçları yöneten ise bir çocuk. Çocuğu yöneten ise bir üretici firma ve film sanayisi. Zincirleme giden halka nerede başlar nerede biter? 


Savaşlar yaşamın vazgeçilmezi olarak anlatılır, benim çocukluğumda Teksas, Tom Miks, şarapcısı ile birlikte maceralara dalar giderdik. Orada okuduklarımızı sokaklarda ellerimize geçirdiğimiz sopalar ile canlandırırdık. Sonra beyaz ekrana yansıyan Cüneyt Arkın ve Yılmaz Güney. Bu iki sanatçının canlandırdıklarını birbirine karşı savaştırırdık. Kötü ve iyi, nedense hep Yılmaz Güney bana sıcak gelmiştir. Onun kovboy duruşu ve bakışı bende sıcaklık hissi uyandırırdı.


Çocukların ellerinde olan oyuncaklara bakın, onlar çocukların geleceğini belirler.


Çocuklar ellerine hangi oyuncağı alırsa ona yeni bir yaşam verir ve o yaşam içinde kendisine dünya kurar. Fakat çocukların elindeki oyuncaklar şimdi çocuğun hayal dünyasını yönlendiriyor. Çocuk elindeki oyuncağın etkisine göre hırçın ya da uysal olabiliyor. Kız çocukları için üretilen Barby bebeklerin sonucunu bugün sokaklarda görüyoruz. Tek bir kalıptan çıkmış kadınlarımız ve kızlarımız sokakta dolanıyorlar. Oyuncaklar sadece çocukluk çağımızı değil, geleceğimizi de belirliyor.


Oyuncaklar büyük bir sektördür, milyarlarca dolar bütçesi olan, milyonlarca insanın ekmek kapısıdır. Oyuncağı üreten ve planlayanların hedefleri dışında da sonuç alabilmektedirler. O sanayi bir halkla ilişkiler uzmanlarının yani kitleyi yönlendirme becerisi ellerinde olan uzmanların ellerindedir. O işi o kadar ileri götürebilmekteler ki, tarihte benzeri olmayan yalanları bizler gerçek olarak kabul edip ve milyonlarca yıldır sıradan ve kullandığımız bir gelenek olarak algılıyoruz. Amerikalılar kahvaltılarını hep aynı şekilde yapıldığını ve atalarından miras aldıklarını sanırlar, fakat Amerikan kahvaltısı olarak bilinen jambon bir sığır çiftliğinin yapmış olduğu halkla ilişkiler çalışması olduğunu düşünmeyiz. Aynı şekilde yine Amerika'dan tüm dünyaya yayılan Temel Reis çizgi filmi aslında bir Ispanak konservesi üreten firmaya ait olduğunu. Ispanağın bilimsel veriler ışığında bir demir deposu olmadığını açıklandığında kimse ciddiye almadığı gözlenmiştir.


Oyuncaklar geleceğimizi belirlediği gibi geçmişe bakışımızı da yönlendirebilmektedir. Bizim kahvaltı kültürümüz içinde çay vardır, fakat çay ne zaman bizim kültürümüze girdiğini düşünmeyiz. Çayı sanki asırlardır kullanıyoruz gibiyizdir. Ulusal yemeklerimiz aynı düşünceler içindeyiz. Fatih Sultan Mehmet örneğin ulusal yemeklerimizi yememiştir dersek nasıl bir tepki alırız?


Oyuncak sanayisi bir uzmanların yönettiği alandır, bu uzamanlar sadece oyuncak sanayisini değil, geleceğimizi ve geçmişimizi de biçimlendirmektedirler. Alışkanlıklar yaratarak zaman kavramını ortadan kaldırır. Oyuncaklar ile oynayan çocuklarda zaman kavramı olmaz. Çünkü oyuncak zamanı ortadan kaldırır ve geçmiş ile gelecek arasında postmodern anlayış içinde gidişler ve gelişleri içinde barındırır. Oyuncaklar çocuklardaki bu zaman kaybını yaratarak beyinlerinin gelişimini engellerler. Gerçek dünya ile bağ kurmalarını zorlaştırırlar. Meslek hastalığı gibidir. Sadece mesleği ile ilgilenen ve başka konularda fikri olamayan profesyonel insanlar! 


Çocukların ellerine bakın, size gelecekten mesaj taşır!


http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − nine =