Çok çabuk unutulur

Çok çabuk unutulur

0
PAYLAŞ

Bu ülkede iyilikler de kötülükler de çok çabuk unutulur. Kötülükler genelde kötülük diye alınmaz. Yakası açılmadık kötülükler yaşandı, çocukları aç bırakan, anaları doğduğuna pişman eden, babaları süründüren, gençleri zindanlarda yakan kötülükler yaşandı, bunların hesabını vermiş çok insanımız var mı? Kırk yılda bir ceza gören kötüler de yazık edilmiş insanlar olarak gönüllerde yerlerini aldılar. Bu toplumun insanı halk düşmanlarını bile halk kahramanı yapmayı bilmiştir. İnsanımızın hoşgörüden başka çok şeye benzeyen garip bir hoşgörüsü vardır. Kendine eziyet etmekten hoşlanan ya da kendine eziyet edene gönül bağıyla bağlanan garip bir insandır bu. Var mı benim gibi acı çekebilen efeliği şarkılarda “her acının tiryakisi” olmak diye tanımlanmıştır. Bizler her çeşit acıyı iyisine kötüsüne bakmadan mutluluk niyetine yaşarız. Korkunun umutsuzluğun yenilginin yoksulluğun bilgisizliğin getirdiği acıları bu kadar kolay kaldırabilen bir başka toplum var mıdır dersiniz?

İşin gizli kapaklı bir yanı yoktur: oyunlar sinsice oynanmış da olsa her şey ortadadır, kötülükler görülmeyecek gibi değildir. Biz ne yaparız? Kötülükler karşısında sessiz kalırız. Bu sonu gelmeyen bir başeğme ve başeğdirme inancıdır, bir eğilip bükülme ve eğip bükme tutkunluğudur. Acının arsızı olmaktır ya da. İnsanımız acıya dayanıklı olmak açısından çok iyi eğitilmiştir. Herkes herkesi ve kendini belli bir dayanıklılık kalıbının içinde çile çeker durumda görmek ister. Birilerinin kalıba girmediğini gördüğümüzde tedirgin oluruz. Kötü toplumsallığın bize sunduğu birbiçim yaşamı tartışmasız benimsememiz gerekir. İnsanlar neyin iyilik neyin kötülük olduğunu çokça düşünmezler. En güzeli bazı şeyleri anlamaya çalışmamaktır. Anlamamanın anlamaktan daha yararlı olduğunu insanımız çok iyi bilir. Anlayıp da ne yapacağız? Örneğin yaşam adalet duygularının dışında gelişiyorsa adaletle oynamanın bir anlamı var mıdır? Eğitim içler acısıysa bunu ikide bir söyleyip insanlar arasına ayrılık sokmanın bir anlamı var mıdır? O gibi durumlarda herkes için en uygun en doğru olanı değil bizim için en uygun en doğru olanı yakalamamız önemlidir. Herkes için iyi olan bizim için iyi olmayabilir. Yalnız bizim için iyi olan doğrudur. Örneğin benim için sanat boş işlerden biriyse, çıkar elde etmem konusunda kolaylıklar sağlamıyorsa onu gereksiz hatta zararlı bir uğraş saymamda bir sakınca yoktur. O durumda sanatın son derece zararlı bir alan olduğunu canla başla savunabilirim. Sanattan bir çıkarım varsa sanatın ne olduğunu bilmesem bile yaşasın sanat naraları atmaktan geri kalmam, bu arada ne olduğunu bilmediğim estetik bilimini de sonuna kadar savunurum.

Kötülükler karşısındaki sonsuz rahatlığımızın ve vurdumduymazlığımızın temelinde toplumsal atomlaşmışlık yatar. Bireyleri birbirine bağlayan değerler ya yoktur ya da çok gelişmemiştir. Şunu herkes ezbere bilir: size yapılmış olan hiçbir kötülüğü ödetemezsiniz ve size yöneltilmiş olan hiçbir kötülükten kaçamazsınız. Bu bir toplum gerçeğidir. Önemli olan elden geldiğince göze görünmemektir. Bu yüzden yaptığımız kötülükleri de bize yapılan kötülükleri de bir zihin çabukluğuyla unuturuz. Kötülüklerin üstünde durmak hafifliktir, kötülükler yaşam gerçeğimizdir hatta değerlerimizdir. Çoktan unutmuşuzdur bize yapılan kötülükleri. Unutmamış olsak da unutmuş görünmek doğru olur. Olan olmuş geçen geçmiştir. Efendilik bizde kalmalıdır. Bize yapılanları, çocuklarımıza yapılanları, öksüze yetime yapılanları, çaresiz umutsuz insanlara yapılanları bir güzel silmişizdir belleğimizden. Sen dün şu çirkinliklerin altına imzanı atmadın mı? Bu toplumla kedi fareyle oynar gibi oynamadın mı? Binbir çıkar hesabıyla düzenin altından girip üstünden çıkmadın mı? Nasıl oluyor da bugün hiçbir şey olmamış gibi başka telden çalıyorsun? O bizi şöyle yanıtlayacaktır: dün öylesi doğruydu bugün böylesi doğrudur.

Kötü adam ya da nice kötülükler yapmış adam bu dünyaya gözlerini kapadığı gün çınar olur, gerçek bir halk kahramanı olur, olağanüstü insan diye kutsanır ve toprağın altına törenlerle gönderilir. Bir yetkin insan örneğidir o. Hiçbir şey değilse bile bir kahramandır. Yaptıkları ettikleri sihirli bir mercekle yeni baştan gözden geçirilir. Her eylemi ince bir özenle ayrı bir yoruma tutulur. O bir eşsizlik örneğidir. Kısacası ne kadar kötülük yaparsak yapalım gün gelir bütün yaptıklarımız unutulur. Kötülüklerimizi bize ödetmeyi düşünmez kimse. Üç gün insan içine çıkmayız gerekirse, dördüncü gün caddelerde göğsümüzü gere gere dolaşırız. Belleklerin zayıflığına da güvenelim, belleklerde saklanan değerlerin sönüklüğüne de hatta yok gibi oluşuna da güvenelim. Öncelikle kendimize sonuna kadar güvenelim ve gerekirse hiç acımadan kötülük edelim. Ama kötülere kötülüklere kafayı takmayalım.

BİR CEVAP BIRAK