Okey’e dönüyorsun ve bunun farkında değilsin…

Bir zamanlar bu şehirde güneşli bir günün sonunda herhangi bir karanlık noktanın olabileceğini aklına bile getirmeden, saat kaç olursa olsun sokaklarda güvenle dolaşır, yorulunca susayınca oyun bitince evin ziline basıp kapıyı her nasılsa bir açan bulunacağının rahatlığıyla nefes nefese kapıya dayanır, bu günü ertesi günün teminatı görerek, yarın da aynı saf ve emin adımlarla sokaklarda dolaşacağını bilmenin huzuruyla yatar uyur uyur uyur..dun… Bu çocukluktu…

Bir zamanlar… Cümlelerin upuzun bir ömrü taşıma riskine hazırdın… Kelimeler ağzının içinde evrile çevrile döner, zararlı ve saldırgan atıklardan arınır, kaldığı kadarıyla ve ne kadar kalacağına da aklın ve yüreğin bileşkesinden damıttığın sözcüklerle.. bir koltuğa bir duvara konuşma hissi yaşamaksızın… dökülürdü. Ne verilmiş sözlerin sorumluluğundan korkacak, ne alınmış sözlerin mahcubiyetinden kaçacak deneyimdeydin. Neden çocukluğunuzu bu kadar özlediğinizi hiç farketmiş miydiniz?…

Meramını sade ve net biçimde anlatabilme hürriyeti, dehlizlere sapmadan – derinlerde kaybolmadan – saklanmadan dolaşabilme hassasiyeti tutuyordu bizi ayakta… Saçma sapan kuralların çehresiyle stabilize edilen kişiliğin kimlik bunalımında (şimdi çocukluğuna dönelim) ortaya çıkan dengesiz sonuç üzerine binlerce kitap yazılmalıydı ve bunu bilenler değil bilmeyenler okumalıydı. Neyi neden okuduğunu bilen bir çağa ihtiyaç vardı, neyin ne olduğunu dikte edenlerden önce… Pek çoğunun gizemli ve çekici diye adlandırdığı şeyin özünde barınan şey de buydu işte… Ömrümüzün sonunda mutlu bir zerafetle ölebilir miydik?

Olunası bir ağırbaşlılıkla değişim sürecini atlatamamış bir ergenlik, hala bir trendedir… Herkes biletini önceden almış, yerine oturmuş, ineceği yerin zamanını beklemektedir. Kelimeler bütün hücrelerde şifrelidir sadece çıkma biçimi herkese göre değişebilir. Elbette yolculuk esnasında yön değişikliği yaşanabilir ve işte o zaman bir arada olma ihtimalinin doğurduğu sevinçle yeni bir hayata doğru yol alınabilir. Kararlar tek başına verilebilir ama asla tek başına uygulanmazlar, trendeki diğer insanlara bakmak gerekir…

Hayatı çürümüş buruş buruş olmuş patatesten ayıran şey de işte, hayatın bir seçimler listesiyle önünde uzandığını idrak etme gücü ve seçimine uzanmayı gerektiren eforu zamanında gösterme hevesidir. Kimliğinde olunası gereken kutucuklardan biridir bu. ‘Neyi neden seçtiğini bilme hali’. ‘neyi koruyup hayatına neyi dahil etmek istediğini idrak etme hali’, ‘sadelikle basitliğin arasındaki ayrımı kavrama hali’… İnsanlar ‘seni seviyorum’ demeyi neden bu kadar geciktirir? Bunun bir mücadele haline gelmesi ağır bir sorumluluk yüklüyor insana…

Neyi nasıl sevdiğini hatırla… Okey’e dönüyorsun ve 3 tur geçmiş farkında değilsin.. Bütün bunlar olup biterken, bütün bunların aslında bütün bunlardan ibaret olmayan bir bütünler zincirinin sadece bir parçası olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsun… ve biri senden önce ıstakayı deviriyor… okey …

sibelbengu@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen + 9 =