Olacak görürsünüz

Olacak görürsünüz

0
PAYLAŞ

Çocukken tüpte ançüezi çok severdim. Fevzipaşa’da ançüez ne gezer! Çarşıda keçiboynuzu ve dağlarda meşe palamudu, hoşuna giderse… Bir de yazları trahomlu Maarif dayının bozadan az cıvık dondurması, yersen… Annem ve kız kardeşimle Ankara’ya teyzemlere gittiğimizde (babam enişteyi sevmediği için bizimle gelmezdi) ya da hep birlikte “erzak temini” için Adana’ya gittiğimizde ben ne yapar yapar tüpümü alırdım. Ankara Maltepe’de sofraya otururken tüpüm yanımda olurdu. Bizi bir şeyleri yalnız yemeye alıştırmadılar: buyurun siz de alın derdim ama gülerlerdi bana. Teyzem “Afşar gene diş macununu getirmiş sofraya” derdi. Ben daha değişik yiyeceklere sonra, İstanbul’a geldiğimizde alıştım. Anadolu’nun yiyecek kültürüyle ve biraz da gürcü ve azeri yemek kültürüyle büyüdüğüm için pekçok yiyecekle İstanbul’da tanıştım. Bunda dar gelirli memur çocuğu olmanın etkisi vardır elbet. Ancak Anadolu’da dar gelirli olmayanlar da geniş bir yemek kültürüne ulaşmış değillerdir. Analarından babalarından ne gördülerse onu yaparlar. Hele bazı yerlerde üç dört çeşit yemekle yetinildiğini biliriz.

Geçenlerde Ali’ye tüpte tarama aldım. Ali taramayı pek sever. Kendime de eski günleri anmak adına bir ançüez alayım dedim. Ançüezde benim çocuklukta hiç raslamadığım bir tat vardı. Bilirsiniz, ançüezi sardalyeden yaparlar. Şu tüpün bir üstünü okuyuvereyim dedim. Ne sardalyesi. Hangi balık sığmamış ki tüpün içine… Olduğu gibi çöpe… Kimileri ziyan olmasın diye tatsız tuzsuz şeyleri yemekten geri durmazlar. Ben öyle şeyden anlamam. İnsan ilişkilerimde de aynı yolu izliyorum. Baktım olmuyor, haydi kardeşim, sen yavaş yavaş uza bakalım. Ama ançüeze üzüldüm doğrusu. Birkaç çeşit balıktan elde edilen karışım ançüezin tadını bozmamış olsaydı diyecek sözümüz olmazdı. Ama acımtırak bir tat hiç de hoş değildi. Neyse, biz de ançüezsiz yaşarız, ançüez olmadan yaşanmaz diye bir şey yok. Zaten şu sıra Ali’nin titizliği yüzünden ne yiyip ne yemeyeceğimizi iyice bilemez olduk. Haklı çocuk, göz göre göre de onca katkı maddesiyle yapılmış şeyleri alıp yemek var mı?

Söylemesi ayıp humusu ben güzel yaparım. Bizim çocuklar çok severler benim yaptığım humusu. Nohudun kabuklarını çıkarmak epeyce vakit alır ama iyisi de öyle yapılır. Şimdi pek olmuyor, daha önceleri bize yemeğe gelecek olan dostlarımız, sizden iyi olmasınlar, bazen yarı şaka humus varsa geliriz derlerdi. Geçenlerde büyük oğlum Ahmet bize yemeğe gelecekti. O da Ali gibi çok sever benim yaptığım humusu. Humusu yaptım ama hiç içime sinmedi. Bunda bir tat başkalığı var, daha doğrusu bir tatsızlık var, ayrıca acımtırak bir tat var. Ben buna yanlışlıkla başka bir şey katmış olmayayım? Olur mu canım! Çocuklar hep öyle yaparlar, beni her konuda rahat rahat eleştiren adamlar yemek konu oldu mu ya ılımlı bir eleştiri yöneltirler ya da eline sağlık deyip çıkarlar. O akşam sofrada yabancı bir humus vardı. Kalanını ertesi gün attım. Ama merakımı yenemedim. Şu tahinin tadına bir bakayım dedim. Demez olaydım, tahin kinin gibi acı. Anladım ki bundan sonra humus yemek de haram bize. Belli ki tahini susamdan değil de başka bir şeyden yapmışlardı.

Bazen yemekte tavuk öneriyorlar. İstemem diyorum. Tavuk sevmez misin? Severim ama gerçek tavuksa severim. O tavuğu şimdi nereden bulacaksın! Bizim kümeslerimiz vardı hep. Tavuk piştiği günler ortalığa pek baştan çıkarıcı bir koku yayılırdı. Tavuğu çok özel soslarla daha da yenilesi yapmak gibi işlerden hiç anlamazdık. Şimdi tavuk yerken plastik çiğner gibi bir duyguya kapılıyorum. Tavuğu siler süpürür, üstüne bir de lades tutuşurduk. Bugünün tavuklarını ancak çeşitli soslarla birlikte tüketebilirsiniz. Salatalığı kestiğiniz zaman ortalığa yayılan koku da bir başka güzeldi. Ramazan ayında anneanneme yalvarırdık bizi de sahura kaldır diye. Sahurda salatalık ve peynir yemek en büyük tutkum olmuştu. Zaten zayıf mı zayıf bir kadın olan anneannemin de en çok sevdiği yiyecekler salatalık ve peynirdi. Artık tavuklar da salatalıklar da yapay. Geçenlerde Ali’yle aldığımız barbunya balığını zorla yedik. Gene geçenlerde aldığımız bir kalkan balığının yarısını attık. Bu kadar tatsız balıkları hangi denizlerden tutmuş, hangi ülkelerden getirtmiş olabilirler? Ne domatesin tadı kaldı ne çileğin. Ne erikte lezzet var ne kirazda. Belki zamanla bunları bahçelerde değil de laboratuarlarda ya da fabrikalarda üretmeye başlarlar. Hatta vitaminini de katarlar içine. Görürsünüz ki yıllar önce yediğinizle bunun bir ilgisi yok. Bundan sonra her şeyin yapayıyla yetineceğiz dostlarım. Tahinin de tavuğun da aşkın da dostluğun da felsefenin de humusun da demokrasinin de ançüezin de… Öyle alışacağız ki yapayına, yapay olmayanı bize yapay gibi gelecek. Özellikle insan ilişkilerinin yapayını arayacağız…

BİR CEVAP BIRAK