Olimpiyatlar ve biz…

moral verme desteği ile sahalarda boy gösterdiler. Bizimkiler de katılabilirdi ve milyon dolarlık reklam paralarının bile veremeyeceği ülke tanıtımına bedavadan fırsat yaratabilirlerdi ama belli ki büyüklerimizin dahili meşguliyetlerinin önemi Olimpiyat törenlerini bastıracak kadar daha ulvi idi.


…Ve sporcularımız öksüzler mangası gibi geçit yaptı açılışta!
Bayrağımızın boynu büküktü…!


Hem neymiş bu Olimpiyatlar ki devlet büyüklerimiz işini gücünü bırakarak Pekin’in spor sahalarına koşacaklardı? Biz bu gavur icadı yarışmalara katılıp onlar gibi birkaç altın veya gümüş yada bronz parçası için devlet yönetimindeki kıymetli vaktimizi mi harcayacaktık yok uğruna? Hem bizimkilerin bu maden parçalarını kazanacak kadar hazırlıklı oldukları teminatı nerede?


Alt yapı mı? Yok!
Azim mi? Alt yapı yoksa o da olmaz…
Devlet desteği mi? O tamamen namevcut…!


Yani sıfır elde sıfır… Eh öyle olunca da katılan öksüz yarışmacılarımızın  kazanabilecekleri ihtimali olsa olsa bir bronz filan! Altın mı bekliyordunuz bizimkilerden?
Gülmek istiyorum ama gülemiyorum. Afrika veya Bulgaristan gibi ülkelerden Devşirme yaptıklarımız da ya maddi teşviksizlikten ya da olmayan veya elverişsiz alt yapıdan dolayı paslanıp beklentilere cevap verememişlerdir. Giriştikleri yarışmadan başarısız çıkmalarını da ellerini havaya kaldırarak tamamı tamamına biz Türkler gibi değerlendirmişlerdir… “Takdiri ilahi! Ne yapayım?”


Hikayeyi mutlaka duymuşsunuzdur ama duymayanların yararına burada bir de benden okuyunuz. Tanrı Türklerle ilgilenen meleğine huzurda sorarmış sık sık. “Türkler ne yapıyor bu gün anlat bakayım” Melek bir gün meraklanıp sormuş ‘Tanrım niçin bu Türkleri bu kadar çok seviyorsun, daima onlarla ilgileniyorsun?’
Ve Tanrı cevap verir: ‘Çünkü onlar işlerini daima bana havale ederler ve sonra da uykuya yatırlar’.


Yalan mı? Koskoca Cumhur Başkanımız veya Başbakanımız bile konuşmalarında ‘Allah isterse’ veya ‘İnşallah’ lafları ile işlerimizin rast gelmesini tesadüflere bıraktıklarını ifade etmezler mi?


Hayat bir yarışmadır. Başarabilmek için bilinç içeren planlar yapmak gerek. Bu planlar yüzde üç, beş veya on nispetinde başarı ihtimalini değil yüzde seksen de değil belki de yüzde doksan dokuz üzerine kurulmalıdır. Yani Olimpiyatlara gidecek olan insanımız başka diğer yarışmacıların güçlerini öğrenmeli ve onların yarışacakları dalda, (diyelim ki yüzme veya koşma olsun) gösterecekleri performansın üstünde bir kabiliyete ulaşmalılar ki altın madalya alma ümitleri olsun. Yoksa başarı elde etmeyi Tanrı’nın takdirine bırakarak yarışmalarda ödül kazanmayı ümit ederseniz görüldüğü gibi Tanrı dersini daha iyi çalışanı mükafatlandırır.


Turist gibi gidersiniz ve ağır masraflardan sonra sıfır elde sıfır turist gibi dönersiniz!


1950 yıllarında hatırladığım kadarıyla sporcularımız ama bilhassa güreşçilerimiz bütün sıkletlerden altın madalya almayı güçleriyle hak ederlerdi. Şimdi kaldık birkaç devşirmenin eline.
Biz Türkler galiba bedavaya alışagelmişiz zaman içinde!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 4 =