Omurgasız aydınlar

Sayın Sezai Bayar’ın, tırnak içine aldığı benim söylediğimi iddia ettiği sözleri Ergenekon iddinamesini çağrıştırıyor…

Güya ben, Sezai Beyi, ”’döneklik”le, ”sağcı- muhafazakâr dinci”likle suçlamışım, “Bu tür iktidarlara kayıtsız şartsız destek verdi veya veriyor” demişim, ”Liboş” demek istemişim…

Ya, yok böyle bir şey…

Sezai Bey’ in yakıştırmaları, geçekten de Ergenekon iddianamesi gibi…

Kanıtı, dayanağı yok;

Çamuru at, tutmazsa da izi kalsın…

”Vicdan mı, cüzdan mı” başlıklı yazıım Açık Gazete’deki yazı arşivimde duruyor.
Ben, eline, beline, diline sahip bir aile kültürü ile büyüdüm.
İnsana saygı göstermenin ne olduğunu da öok iyi bilirim.

Tanrı kuru iftiradan saklasın!
Ben, yazımda, böyle ifadeler kullanmadım.
Sezai Beye herhangi bir etiket yapıştırmadım;
kendisini nasıl görüyorsa, öyle ifade eder, kendi bileceği bir iştir…

Şimdi, Sezai Bey’in benimle ilgili savlarına gelelim:
”İsveç’ten, yükseklerden atmak kolay, kestirmeden iktidara gelme yolları arayanlara hem askere ve hem sivil diktacılara destek vermek daha kolay.” değerlendirmesinde bulunmuş…
Önce bana, atma Recep din kardeşiyiz, demeye getiriyor.
Sonra da ”darbecilikle” suçluyor.
Biri Cumhuriyetin ilk yıllarında, biri de 12 Mart 1971’den sonra olmak üzere ailesinden iki kişi idam edilmiş, bir yakın akrabası da Sıvas’ta cayır cayır yakılmış biri olarak ” darbecilik” savları beni ”teğet” geçer, üzerinde durma gereği bile duymam…
Darbe dönemlerinde yakınlarım öldüğü, işkence gördüğü için askerlere intkamcı duygularla yaklaşmam.
Memduh Taşmaç’ ın, Kenan Evren’ in faturasını Orgeneral İlker Başbuğ’a ödetmeye kalkışmam.
Sapla samanı birbirine karıştırmam…
Sayın Bayar, sadece bana değil, bir zamanlarki ”Baba”sı Süleyman Demirel’e de kızıyor.
Bir zamanlar, onun yakınlarında olmaktan adeta hicap duyuyor.
Şöyle diyor:
”Ve Demirel, ne Ergenekon’un doğru olduğunu, ne de ortaya çıkarılan 5’den fazla darbe teşebbüsünün karşısında sesini çıkarabiliyor.”
Sezai Bey’in unuttuğu bir şey var:
Demirel. her şeye öyle balıklamasına dalmaz.
Görmüş, geçirmiş kurt bir politikacıdır.
Taşın nereden geldiğni iyi bilir.
Ergenekon Tertibinin, 1 Mart tezkersine destek vermeyen Türk silahlı kuvvetlerinden bir öç alma planı olduğunu çok iyi bilir.
Bu olayın, Süleymaniye’de askerlerin başına çuvaş geçirilme olayıyla ilişkisini kurar.
Ergenekon Tertibinin, George Bush ve Erdoğan arasındaki bir gizli görüşmede kararlaştırıldığını unutmaz.
ABD ve NATO’ nun desteği olmadan kimsenin darbe yapamayacağını bilir.
”Ergenekon’dan sonra, beşten fazla darbeye teşebbüs edilmiş” miş…
Peki, ne zaman?
Sekiz- on yıl önce…
27 Nisan e- muhtırası, bu ”darbe planlarından” sonra gerçekleşmedi mi?
Yani, daha yakın bir tarihte.
Peki, ”27 Nisan e- muhtırasını ben yazdım” diyen Yaşar Büyükanıt neden yargılanmıyor?
Onun yerine neler oluyor:
Başbakan, Dolmabahçe Sarayı’nda gizli görüştüğü Büyükanıt’la halvet oluyor.
”Bu görüşmenin sırlarını ömrümün sonuna kadar saklayacağını” söylüyor.
Sonra, Başbakan ”darbe karşıtı” oluyor,
Ben gariban da ”darbeci”
Hakka reva mı bu?

Sezai Bey’den dudak uçuklatan bir ifade daha:
Demirel, neden Ergenekon’un doğru olduğunu kabul etmiyormuş…
Sayın Bayar’ın biyografisine yazılması gereken tarihi bir söz.
Ergenekon Davası henüz sonuçlanmadı.
Adalet yavaş da olsa işliyor.
Sanıkları birer, ikişer serbest bırakılıyor.
Ancak, Bayar,
Davanın hakimi Deniz Baykal’ı,
savcısı RT Erdoğan’ ı da sollayarak kendisini mahkeme yerine koyuyor.
Yargılama yapıyor,
sonuçlanmamış bir davanın sanıkları hakkında
peşin hüküm veriyor…
Eski Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök, ”balyoz planı” ile ilgili toplantı emrini kendisinin verdiğini söylüyor.
Ama, o gözde demokrat oluyor,
ben ise ”darbeci”
Sezai Bey, ”beni de ”İdeolojik saplantılara kapılmakla” da suçluyor.
Omurgasız biri değilim.
İnandığım bir ideolojim elbette oldu.
Ancak, hiç bir zaman
”İdeolojik saplantı” içinde olmadım.
İdeolojik saplantıların ülkeyi ne hale getirdiğini 12 Eylül öncesinde hep birlikte gördük.
12 Eylül darbesinden sonra işsiz kaldığımda, o zamanki Tercüman Gazetesi’ne bağlı AKAJANS(Akdeniz Haber Ajansı) Genel Müdürü Yaşar Güngör beni çağırarak, ”Senin solcu olduğunu biliyorum, ama birlikte çalışabiliriz” diyerek iş verdi.
O sıralar Yankı Dergisinde çalışan Can Dündar, Akdeniz Haber Ajansı Yazı İşleri Müdürü Şefik Kahramankaptan’ ın, benimle ilgili, ”Adam solcu ama işini iyi yapıyor” dediğinin canlı tanığıdır. Sanırım, Şefik Beyle sonraki yıllarda Hürriyet’te birlikte çalıştınız. Dostluğunuz halâ sürüyorsa telefon açıp sorabilirsiniz.
Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’ le birlikte haber kovaladık.
Kendisine ”sağcı” diyen bir çok gazeteci ile birlikte çalıştım.
İmren Aykut, halâ çok sevdiğim hemşehrim, dostumdur,
Çevre Bakanlığı yıllarında basın danışmanlığını yaptım.
Hiç öyle ”ideolojik” komplekslerim olmadı…
Sezai Beyden bir inci daha:

”Ali Haydar Nergis, benim hayatımda hiç bir zaman “ döneklik” veya “ sağcı-muhafazakâr veya dinci” lekesi bulamaz.” diyor.
Ne biçim sözler bunlar?
Hiç bir zaman, ne Sezai Beyde, ne bir başkasında böyle bir ” leke” aramadım.
Sağcı olmayı, muhafazakâr olmayı, dindar olmayı bir ”leke” olarak da görmedim.
Sağda da, solda da omurgasız aydınları hiç sevmedim.
Koç gibi, omurgalı nice sağcıları tanırım ben.
Hüsamettin Cindoruk, Şemsi Kuseyri, Hüsamettin Çelebi, Yaşar Güngör ve Şener Battal gibi eli öpülesi sağcı, muhafazakâr ve dindar insanları da tanıdım ben…

Sezai Bey, bir de tutturmuş ”değişim” de ”değişim.”
Neye ve kime göre değişim?
Bugünkü halinizi terk edip, cübbeye, sarığa bürünürseniz,
bu da bir değişimdir;
”Adam amma de değişti” derler.
Ama siz, ileriye göre değil, geriye doğru değişmiş olursunuz.
Değişim, çağa, tarihin akışına uygun ve ileriye doğru olmalıdır.
Diyalektiğin bir ana kuralı olan değişime ben de inanrırm.
Herkes, her şey gibi elbette Türk Silahlı kuvvetleri de değişiyor.
”Asimetrik savaş” ın bir parçası olmayın.
ABD’ nin, kürsel emperyalizmin Orta Doğu’ nun haritasını yeniden belirleme
çabalarına direnen bir ordu, ileriye doğru değişen bir ordudur
ve artık halkına karşı darbe yapmaz…
Nasıl olsa sırtımda yumurta küfesi yok, diyerek bugünkü iktidarın doğrultusunda değişirseniz,
yarın başka bir iktidar geldiğinde de ”değişmek” zorunda kalırsınız.
Sezai Beyin ”değişim”i, AKP’nin ”açılım” ına çok benziyor;
içi boş ve ne olduğu belirsiz…
Sezai Bey de, tıpkı Başbakan gibi gömlek değiştirdiyse, bu da kendi bileceği bir şey…
Ancak, adını daha doğru koyması gerekir.
”Değişim” yerine ” hidayete ermek” dese daha anlamlı olur…

Ha, bir de yazısının sonunda bir ”sakal- bıyık muhabbeti” var, nereden çıktı anlayamadım.
Eğer bu taş bana ise açıklayayım.
İsveçe gelinceye dek üzüm karası bıyıklarım vardı.
Yad ellerde ağarmadık yerimiz kalmadı.
Baktım, bıyıklar bembeyaz olmuş.
Genç görünmek için kestim.
Hepsi bu…
”İdeolojik” bir nedeni yok.
Bu işlerin örtüyle, sakalla, bıyıkla yürüyeceğine de inanmıyorum.
Bu konuda da pirim Hacı Bektaşı Veli’ye kulak veririm:
Hararet nardadır sacda değildir
Kermet baştadır taçda değildir
Her ne arar isen insanda ara
Küdüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir

________________

alinergis@yahoo.se

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.