Önce kafalar değişmeli

Kırk erkek ve bir kadın bir araya gelmişler ve cinsellikte eşitsizliğe karşı “Yanındayız Derneği”ni kurmuşlar. Aman ne iyi etmişler. Kadınlarımız bundan böyle kendilerini yalnız duymayacaklar ve kocaları ya da sevgilileri tabancayla ya da bıçakla üzerlerine yürürken kimsesiz olmadıklarını bilecekler. Başkan hanım kardeşimiz “hedef kitlenin erkekler olduğunu” söylemiş. Demek ki bu iş sandığımızdan daha ciddi. Erkekler savulun, başınıza bir iş gelmesin. Bendeniz kıt kavrayışlı biri olarak önce “cinsellikte eşitsizlik” sözünü anlayamadım. Bu konuda nasıl bir eşitlik düşünülüyor? Affınıza mağruren konuşuyorum ve inanın yalnızca anlamak için soruyorum: cinsel etkinliğin grekoromen güreşte olduğu gibi bir takım uyulması kesinlikle zorunlu kuralları mı var? Elini alttan koyma, saçımı bozma, bacağını üzerimden çek, ayağını burnuma yaklaştırma, çok konuşma gibi bir takım kurallar… Cinsellikte öncelikle geçerli olması gereken sevgi ve saygıdır, ötesi kapalı kapılar ardında iki kişinin ferasetine kalmıştır. Cinsel birliktelikte önemli olan eşlerin uyumudur, birinin istemediğini öbürünün de yapmaktan kaçınmasıdır ya da birinin istediğini öbürünün de isteyebilmesidir.

Zamanla kadın ve erkek arasında belli bir uyum oluşur. Buna bir üslup da diyebilirsiniz. Böyle bir oluşumun haz etkenini güvence altına alacağı tartışma götürmez. Ama işin bir de tehlikeli yanı vardır: alışkanlıkların ağına düşmek. Sanat gibi aşk da ruhsal anlamda ve bedensel anlamda yenilikleri gerektirir. Yoksa eşler birbirlerinden bıkarlar. En büyük sorun buradadır: birinin ne yapacağını öbürünün pek güzel biliyor olması. Bu durum eşler arasında çözülmeyi getirebilir. O zaman komşunun tavuğu komşuya kaz görünmeye başlar. Eleştirili kavgalı çekişmeli alaylı bir dönemden geriye dönmek kolay değildir. Bu yüzden yaşamın her alanında olduğu gibi, özellikle sanatta olduğu gibi aşkta da ruhu durmadan geliştirmek ve bedeni diri tutmak gerekir. Her gün yeni bir görüye varabilmek, her gün bir başka şeyin bilincine ulaşmak ve öte yandan bedeni kendi haline bırakmamak sağlıklı bir cinsel birlikteliğin güvencesidir.

“Yanındayız Derneği” üyelerinin söylemek istediği şeyler bunlar değil biliyorum. Onlar haklı olarak erkekten kadına yönelen şiddetten yakınıyorlar besbelli. Ancak burada ince bir noktayı gözden kaçırıyorlar. Şiddet nedir ve nasıl uygulanır? Ben geçenlerde oğluma şiddet uyguladığımı anladım ve kendisinden özür diledim. Efendim bende bir şeyi dilime pelesenk etme hastalığı vardır. Çok zaman kafam başka yerdeyken ya da sevimsiz bir işi yaparken olur bu, bazen beni yoracak ölçülere ulaşır. O sabah da Yunus Emre’nin bir sözünü dilime dolamışım. Bunu da lise anılarından kalma bozuk bir dille, bir sınıf arkadaşımın ağzından yineliyorum: “İlim ilim bilmekdür ilim gendüğü bilmekdür / Sen gendüğü bilmezsen ya nice ohumahdur.” Bir iki üç kırk elli derken oğlum yeter baba diyerek isyan bayrağını çekiverdi. Benim yaptığım görünmez şiddete bir örnektir. Diyeceğim erkeğin uyguladığı görünür şiddetle genelde kadının söylenmekle ya da başka sinir bozucu bir davranışı kullanarak uyguladığı şiddet hemen hemen aynı ağırlıktadır. Hatta bana sorarsanız ikincisi birincisinden biraz daha ağırdır. Daha doğrusu kim ne derse desin şiddet şiddettir. Bir insanı kızdırmakla bir insanı öldürmek arasındaki farkı da görmüyor değiliz. Ama kışkırtma diye bir şeyi de yabana atmamalıyız.

Asıl sorun şurada: kadınlarımız sevgililerini ve kocalarını hangi ölçülere göre seçiyorlar? Daha da önemlisi böyle bir seçme kaygıları var mı? Ayrıca böyle bir seçimi yapabilecek düşünsel ve duygusal yetkinlikleri var mı? Adamın boyuna posuna cebine palavrasına bakıp yapıyorlarsa bu seçimlerini şiddete çağrı çıkarıyorlar demektir. Başlangıçta gül gibi adamdı sonra ne olduysa oldu gibilerden boş sözleri bir yana bırakalım ve yaşamın her kesiminde şiddeti besleyen bilinç yetmezliği üzerinde duralım. Biz eğitim eğitim dedikçe bize gülüp geçerlerdi. Şimdi de öyle yapıyorlardır. Bir toplumda eğitimin düzeyi düştükçe insan yavaş yavaş hayvana yaklaşır, beklenmedik geriliklere uğrar. Bir toplumun ortalama bilinç düzeyi bireylerin ne gibi davranışlarda bulunabileceğini üç aşağı beş yukarı gösterir. İktisadi yaşam koşullarının iyiden iyiye bozulması ve insanın yarınına güvenle bakamaması da şiddete olan eğilimi artırır. Belli bir kültür düzeyine ulaşmış insan ne olursa olsun karşısındaki insana hele kendisinden bedence daha güçsüz olan insana şiddet uygulayamaz. Bizler yakası açılmadık şiddetler uygulayan ne okumuşlar gördük diyeceksiniz. Onlara okumuşlardan çok ağzına mı burnuna mı okumuşlar demek yanlış olmaz.

“Yanındayız Derneği”ne başarı dileklerimizle.

1 Yorum

  1. Çok haklısınız hocam ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir
    Ben kendimi bilmezsem bu nice okumaktır…Bu gün Tesak ta Yalçın Akdoğan diye bir akademisyen Ece Ayhan ı özel hayatı ile yargıladı, kahroldum, hayal kırıklığımı uygun bir dille anlattım ama yine de ferahlayamadım..Diyor ki; Ece Ayhan şiirini anlaması için okurdan ” kültürel sermaye ” istiyor, Ece Ayhan’ı hezeyanlı beyninden dolayı istemlerinde haksız buluyor..Hocam bu nedir ya, ben ki her her şiire, her sanatçıya özenle hazırlanarak yaklaşırken, bu insanlar ne diyor!?Sevgiler yolluyorum siz gerçek sanatçılarıma, lütfen cesaretimi ve iç dökmemi bağışlayın…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here