Onu tanımaya ve anlamaya mecburuz

Zor bir insan hakkında yazı yazmak kolay değil. Metin Erksan üzerine yazı yazmak da bu zor işlerden biri. Onu az çok tanıyan biri olduğum için daha çok zorlanıyorum. Hiç tanımasaydım işim kolaydı. Anma törenini, orada yapılan konuşmaları, cenazeyi vs. anlatırdım. Büyük ustanın sık sık tekrarladığı “unutmak ihanettir” sözüne epeyce vurgu yaparak üstelik.

Oldum olası anma törenlerini samimiyetsiz bulurum. Metin Erksan’a veda konuşmaları da samimiyetsiz bir törendi. Her zaman ki gibi klişe konuşmalarla dopdoluydu. İçlerinde samimi olanlar vardı elbette ama, Metin Erksan’ın bu konuşmalara hiç ihtiyacı yoktu. Orada değildi zaten. Bedeni tabutundaydı belki ama ruhu orada değildi. Cenaze töreninde de değildi. Mezara konuluş anına kadar da ruhunu hissetmedim. İlgilenmiyordu kendi cenaze töreniyle. Törene gelenler de, konuşulanlar da zerrece onu ilgilendirmiyordu. Tıpkı bu dünyada ilgilendirmediği gibi…

Cenaze törenlerini de oldum olası hiç sevmem. Uzun zaman birbirini görmeyen insanların toplanıp dedikoduya daldıkları bir mekan haline döner cami avluları. Çoğu zaman dedikoduya o kadar dalınır ki, cenaze namazının kılındığının bile farkına varılmaz. Hele ölen ünlü bir kişiyse, ve cenazeye başka ünlüler de katılıyorsa basın akbaba gibi biter her yerden. Zaten pamuk iğliğine bağlı olan dikkatleri iyice dağıtır basın mensupları.

Metin Erksan’ın cenazesi de daha farklı olmadı elbette. Basın mensupları gelen ünlüleri markaja aldı, onlarla söyleşi yaptı. “Acı Hayat”ın Türkan Şoray’ı, “Susuz Yaz”ın Hülya Koçyiğit’i en çok ilgilenilen ünlüler oldular. Gelenler arasında “Susuz Yaz”ın Ulvi Doğan’ı da vardı, fakat basın onunla ilgilenmedi. Farkına bile varmadılar Ulvi Doğan’ın. Belli ki Metin Erksan’ın Ulvi Doğan’la yaşadığı “Susuz Yaz” sancısı unutulup gitmişti.

Cenaze törenlerin en güzel yanı helalleşme faslıdır. İmam “hakkınızı helal edin” dediğinde “bizim Metin Erksan’a ne hakkımız olabilir, asıl onun bize hakkını helal etmesi gerekir” diye düşünmeden edemedim.

Çünkü öncelikle o bir öğretmendi. Hayatının her döneminde öğretmen oldu. Onu tanıyanlar, onunla aynı ortamda olanlar ondan bir şey öğrenmeden o ortamdan ayrılmış olamazlar. Onu sadece filmlerinden, yazdıklarından tanıyanlar da ondan çok şey öğrenmişlerdir. Filmleri bize çok şey öğretti. Öğretmeye de devam ediyor. Bu yüzden onun bizde hakkı vardır, bizim onda ne hakkımız olabilir diye düşünmemek imkansız.

O bilge bir adamdı. Dahiydi. Entelektüeldi. Kültür ve düşün adamıydı.

Kütüphanesini oluşturan 15 bin kitabın hemen hepsine göz atmış bir insandan söz ediyoruz. Bilgiler arasındaki geçişi yapabilecek analitik zekaya sahip olduğu için okuduğu bilgileri yorumlayan bir insandı Metin Erksan.

Anma töreninde 15 bin kitaptan oluşan kütüphanesinin Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine bıraktığını öğrendik. Tek mülkü, tek serveti olan kitaplarının bir kurum altında yaşayacak olması beni mutlu etti.

Gerçek bir İstanbul beyefendisiydi. Güzel konuşurdu. Ağzınız açık onu dinlemekten kendinizi alamazdınız.

Metin Erksan’a veda konuşması yapanlar arasında Kurtuluş Kayalı da vardı. Konuşması pek veda konuşmasına uygun değildi ama çok doğru sözler etti. Dedi ki; “İçinde Metin Erksan’ın olmadığı bir Türk sinema tarihi olmayacağı gibi, içinde Metin Erksan’ın olmadığı bir Türk düşünce tarihi de olamaz.”

Çok doğru bir söz. Gerçekten de Metin Erksan sadece sinema adamı olarak kabul edilemez. 83 yıllık yaşamının sadece 30 yılında sinema yapan bir adam bir tek sinemadan ibaret olmaz elbet. Döneminin yönetmenlerine baktığımızda en erken yaşta sinema yapan ve en erken sinemadan kopan yönetmenin Metin Erksan olduğunu görürüz. Bu Metin Erksan’ın zorunlu değil, bilinçli bir tercihidir. Bu tercih bile üzerinde başlı başına düşünülmesi gereken bir noktadır.

1982’den sonra hiç film çekmemiş olan Metin Erksan, ömrünün son 30 yılı içinde ne yapmıştır peki? Ömrünün her döneminde olduğu gibi okumaya ve üretmeye devam etmiştir.

Üç kitap yazmıştır. Yüzlerce makalesi vardır. Bu makalelerin bir kısmı yayınlanmış, bir kısmı yayınlanmamıştır.

Şimdi Metin Erksan’ı sevenlere düşen bugüne kadar yazdığı bütün yazıları toplayıp tasnif etmek ve kitap haline getirmek olmalıdır. Araştırmacılara, akademisyenlere de bu yazıları incelemek ve değerlendirmek düşüyor tabii..

Bu çalışmalar yapılırsa Metin Erksan’ın Türk düşün tarihindeki yeri ortaya çıkacaktır.

Bunu niye yapmalıyız biliyor musunuz? Yine Kurtuluş Kayalı’nın düşüncelerini paylaşarak bu soruya cevap vermek istiyorum. Çünkü biz bugün gerek toplumsal olarak, gerek entelektüel olarak henüz Metin Erksan’ın seviyesinde değiliz. O bizden hala epeyce ilerde. Bizim onunla diyalogumuz daha çok uzun yıllar sürecek. Bu yüzden onu tanımaya ve anlamaya istesek de istemesek de mecburuz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here