Onu Türklerin Türkçe gazete okumaları endişelendiriyordu

Sevilmeyen bir kişinin gidişinin ardından teneke çalınır ya… Kısa bir süre önce bir sürpriz yaparak Hessen Eyalet Başbakanlığı görevinden istifa eden, aktif politikadan ayrılacağını açıklayan Hıristiyan demokrat politikacı Roland Koch’un durumu da öyle…

Bu teneke konseri, Cumhurbaşkanı Köhler’in istifası nedeniyle durulmuş gibi… Ama Koch’la ilgili Alman medyasındaki değerlendirmelerin büyük bir bölümün, bir dönem CDU’nun gelecekteki federal düzeydeki lideri ve genel seçimlerde Hristiyan birlik partilerinin (CDU – CSU) ortak Federal Şansölye Adayı olarak adı geçen Koch’un gidişini Almanya için hiç de büyük bir kayıp olarak görmeyenlerin, bu duruma sevinenlerin çoğunlukta olduğunu gösteriyordu. Dolayısıyla, kimileri Köhler’in yerine önerilecek cumhurbaşkanı adayları arasına onun adını sokuştursa da, Koch’un siyasi yaşamı, eğer birkaç yıl sonra büyük bir geri dönüş planlamıyorsa, teneke konseri eşliğinde bitmiş görülüyor. Kamuoyu artık onu önümüzdeki dönem bir büyük şirketin tepesinde görmeye hazırlanıyor..

Seçim kazanabilmek uğruna özellikle göçmenleri hedef alan politik ataklarıyla önde gelen bir çok muhafazakar politikacıyı bile şok edebilen Koch, ayrılışını gerekçelerken sevilmeyen bir politikacı olmasının suçlusu olarak kendi partisini gösterdi. Frankfurter Allgemeine Sonntagzeitung’da yayınlanan uzun söyleşiye bakılırsa Koch, 90’lı yılların sonunda yaşayanan bağış skandalının, sorumlusu olmadığı halde kendisini yıprattığını düşünüyor. Koch’un bu yaklaşımı aynı zamanda sözkonusu bağış skandalıyla ilgili bir itiraf olarak da görülebilir. Yani dolaylı yoldan da olsa yasadışı, etik dışı bir durumun itirafı sözkonusu burada.. Koch, bu konuda ağır bir hesaplaşmaya gidebiliyor, ancak göçmenlerle ilgili çıkışlarıyla ilgili ise en ufak bir geri adım bile atmıyor. Halen söylenmesi gerekeni, gereken açıklıkta söylediği görüşünde…

Almanya’daki Türk toplumu, onu çifte vatandaşlık gibi kendileriyle ilgili önemli konulardaki ağır çıkışlarıyla hatırlayacak. Göçmen gençlerin işledikleri şiddet suçlarıyla ilgili kışkırtıcı açıklamalarıyla, suç işleyen çocukların hapsedilmesi gerektiği yolundaki vurgularıyla da. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik hedefine itiraz ederken, bir CDU’ludan çok, Bavyera partisi CSU’nun bir yöneticisininkine benzer çıkışlarıyla da…

Artık tarih olurken, onun Türklerle ilgili başka vurgularını da tarihe kaydetmek gerekiyor.

Koch, Frankfurt’ta 2005 yılında gerçekleştirilen Türkçe iletişimle ilgili bir toplantıda bir yandan okullarda Türkçe’nin yabancı dil olarak (İngilizce gibi) verilmesinden yana olduğunu savunurken, diğer yandan da Almanya’da yetişen Türk çocukların rüyalarını bile Almanca görmelerini umut ettiğini de söylemişti. “Türkçe kongresi” adıyla gerçekleştirilen bu etkinlikle ilgili yayınlarda Türkçe dersiyle ilgili açıklamasının parıltısı öne çıktığı için, onun rüyalarla ilgili beklentisi arka planda kalmıştı. Türkçe dersi meselesinde samimi olmadığını savunanlar da yıllardır başında olduğu hükümetlerin bu konuda hiç somut adım atımamamış olmasıyla haklı çıktılar.

Koch, yine Frankfurt’ta gerçekleştirilen “Türkçe medya” konulu bir konferansta da (2003), Türklerin “hala” Türkçe medyayı takip etmesini “endişeyle” karşıladığını açıklamıştı. Çok sayıda Türk gazetecinin de katıldığı bu konferansın yapıldığı Hessen Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (HR) geçen yıl Türkçe yayınlara son vermesi, elbette bu endişe vurgusunun doğrudan sonucu değil. Ancak kim HR’in bu kararıyla Koch’un bu konudaki yaklaşımları arasında bir bağlantı olmadığını ileri sürebilir ki?

Öte yandan Koch, Türkçe’yle ilgili bu vurgularını yaparken yanında hep CDU’ya yakın Türklerin olmasına özen göstermişti. Örneğin her yıl mutlaka, Türkiye’den önde gelen politikacıların, devlet adamı ve yerel yöneticilerin de katıldığı, bir iftar yemeğine katılmayı ihmal etmedi. Türklere yönelik en ağır suçlamalarla karşılaştığı anda bile, onu “Aslında o Türk dostudur” diyenerek, koruyan Türk taraftarları oldu.

Şimdi de sıra, bu seveni az, sandık uğruna ülkeyi kutuplara ayırmaktan hiç çekinmeyen bu politikacının siyasi biyografisini bir gözden geçirmede..

Frankfurt’ta 1958’de doğan Roland Koch, 1999’dan bugüne Hessen eyaleti Başbakanlığı ve Hessen CDU Başkanlığı görevlerini yürüyor.

Koch, aslında önceleri partisi CDU’da Kohl liderliğindeki tutucu yönetime karşı isyan eden genç muhafazalar arasında ve önde gelen isyancı genç CDU’luların oluşturduğu “genç vahşiler” (‘çılgın gençler’ anlamında – Junge Wilden) grubunda yer aldı. Ancak Hessen eyaleti CDU teşkilatının başkanlığını “kara şerif” lakabıyla ünlenen Manfred Kanther’den devraldıktan sonra, siyasi gözlemcilere “gelen gideni aratır” dedirtti. İsyancılığı bıraktı, Hessen Başbakanı ve Hessen CDU Başkanı olarak katı bir muhafazakar oldu.

Asıl mesleği avukatlık olan Koch, politikanın içinde olan bir aileden geliyor. Birkaç yıl önce ölen babası Karl-Heinz Koch, CDU’nun Hessen teşkilatının önde gelen isimleri arasında yer alıyordu ve 1987-91 arasında Hessen Eyalet Adalet Bakanlığı yapmıştı. Frankfurt yakınlarındaki Eschborn kasabasında yaşayan Roland Koch, 14 yaşından beri CDU üyesi. 1983-87 yıllarında CDU’nun gençlik kolları “Junge Union”un başkan yardımcılığını yürüten Koch, 1987’den bu yana da CDU’dan Hessen Eyalet Milletvekili, 1993’ten beri Eyalet Meclisi CDU Grup Başkanı, 1998’den bu yana da CDU Hessen Teşkilatı Başkanı.

Koch’un ilk büyük siyasal başarısı 1999’da Hessen eyalet seçimlerini kazanması oldu. Bundan bir yıl önce Gerhard Schröder ve Joschka Fischer liderliğindeki sosyal demokrat-yeşil ittifak, Helmut Kohl’un liderliğindeki 16 yıllık Hıristiyan demokrat-liberal (CDU/CSU-FDP) ortaklığı devirmiş ve federal hükümeti devralmıştı. Yeni yönetimin ilk icraatlarından biri çifte vatandaşlığa izin veren “vatandaşlık reformu” oldu. Ancak CDU/CSU, ünlü imza kampanyasıyla bunu önledi. Tüm Almanya çapında kısa zamanda, zaman zaman açıkça “Türk düşmanlığı” da yapılarak yaygınlaşan kampanya, özellikle eyalet seçimleri öncesindeki Hessen’de yoğunlaştırıldı. Koch liderliğindeki Hessen teşkilatının bu kampanyayı partinin kaynağı halen belli olmayan kara parasıyla (İsviçre’deki gizli banka hesaplarından valizlerle taşınarak) finanse ettiği iddiası hala dillerde. İyice kızıştırılan “çifte vatandaşlığa karşı kampanya”nın ardından, aslında Hessen’de hiç de başarı şansı olmayan CDU’nun oyları arttı. Böylece Koch, Hessen’de uzun yıllardır süren SPD egemenliğine son verdi ve liberallerle koalisyon yaparak, Eyalet Başbakanı oldu.

Koch, bu dönemde SPD-Yeşiller hükümetinin sözkonusu kampanyanın yaygınlaşmasından çekinerek, Vatandaşlık Yasası’nı “çifte vatandaşlık” hakkını kaldırarak, revize etmesine rağmen, saldırgan tavrını Eyaletler Meclisi’nde de sürdürdü. Tasarının iyice kuşa çevrilmiş halinin yasalaşmasını bile uzun süre engelledi.

Bu dönemde patlayan ve Helmut Kohl, Manfred Kanther, Wolfgang Schaeuble gibi CDU’nun önde gelen isimlerini büyük ölçüde yıpratan bağış skandalının asıl sorumluları arasında görülmesine rağmen, bunun kendisinden önceki yönetimlerin işi olduğu gerekçesine sığınarak, kendisine yönelik hem soruşturmaları, hem de istifa çağrılarını atlattı. Kampanyasını sözkonusu skandala konu olan kara parayla gerçekleştirildiği gerekçesiyle seçimin iptal edilmesi yolundaki yasal girişimler sonuçsuz kaldı. Koch skandalın büyümesi üzerine partidaşı Franz Josef Jung’u kurban etti. O dönem Başbakanlık Sorumlu Devlet Bakanı olan Jung görevinden istifa ettirildi. (Ancak bir süre sonra bunun ‘danışıklı dövüş’ olduğu ortaya çıktı. Koch, Jung’u hep destekledi ve 2003’te onu CDU Eyalet Meclis Grup Başkanı yaptı. 2005’teki genel seçimlerin ardından Merkel hükümetinde Savunma Bakanı olmasını sağladı. Jung, yeni Merkel hükümetinde de Federal Çalışma Bakanı oldu, ancak savunma bakanlığı dönemindeki Afganistan krizi nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı.)

Koch, 2003’teki eyalet seçiminde de vatandaşlık yasasına yönelik engelleyici çabalarının faydasını gördü ve bu kez seçimi tek başına iktidar olarak kazandı.

Ekonomi politikaları açısından ise orta yolcu, uzlaşmacı bir çizgide olan Koch, bu doğrultuda sosyal demokratlarla işbirliğinden kaçınmadı. 2003’te dönemin Kuzey Ren Vestfalya Başbakanı Steinbrück’le (SPD) birlikte bütçeyi dengeleyebilmek için devlet sübvansiyonlarını büyük ölçüde kısıtlayan ortak planla dikkatleri çekti..

Koch hükümeti, 2004’te eyalette devlet memurlarına başörtüsü yasağı getiren yasayı çıkardı. Bu yasaya karşı devlet memurları için sadece başörtüsünün değil, tüm dini sembollerin yasaklanması çağrısıyla yapılan eleştiriler ve bu gerekçeyle açılan “anayasaya aykırılık davası” sonuç getirmedi.

2008’deki eyalet seçimleri öncesindeki kamuoyu yoklamalarına göre Koch’un ve partisinin başarı şansı düşüktü. Koch, bunun üzerine yine seçim kampanyasında göçmenleri, yabancıları ve özellikle Türkleri, onlarla ilgili entegrasyon tartışmalarını istismar ederek başarı arama yolunu seçti. Almanya’da gençler arasında şiddet eğiliminin arttığı yolundaki tartışmaları çarpıtarak, göçmen ailelerden gençlerin özellikle şiddete yatkın olduğunu ve buna karşı sert önlemler alınması gerektiğini savunarak seçim kampanyası yürüttü. Tartışmaların Türkleri ve yabancıları hedef alan bir boyut alması üzerine partisinin bir çok önde gelen isminin rahatsızlığına ve bu duruma karşı ortak imzalı açıklamalarda bulunmalarına rağmen, bu tavrını sürdürdü. İşi şiddete karışmaları halinde çocuk yaştaki suçluların bile yetişkinler gibi hapse atılmasını savunmaya kadar götürdü.

Bu arada seçimde karşısındaki rakiplerinin Almanca olmayan isimlerini (SPD’den Ypsilanti ve Yeşiller’denEl Vezir) diline dolayınca, açıkça yabancı düşmanlığı yapmakla suçlandı. Bu durum Almanya’nın önde gelen saygın gazetelerinden Die Zeit’ta çıkan bir yazıda “domuzluk” olarak açıkça kınanmıştı. Koch, kampanyadaki saldırgan tavrını ısrarla yürüttü, Türk kökenlilerin kendisine yönelik eleştirilerini de bunların büyük kısmının Almanya’da yaşayan ve Alman vatandaşı olmuş göçmenler olduğunu dikkate almadan “Türklerin temsilcileri konuşmama yasak getiremez” sözleriyle karşıladı. Sanki öyle bir şey olmuş gibi.

Seçim kampanyasını yabancılar ve Türkler üzerinden yürütmek bu kez Koch’a başarı getirmedi. Seçmenler muhtemelen onun seçim nedeniyle konuyu çarpıttığını ve bu konuda samimi olmadığını farketti. CDU, seçimde büyük oy kaybına uğradı. Seçmen, onun dokuz yıldır iktidarda olduğunu ve sözünü ettiği sorunlardan şikayet etmek yerine, çözmek için çaba göstermek zorunda olduğu mesajını verdi.

Ancak sandıktan Koch’un karşısındaki SPD-Yeşiller cephesini de iktidara gelebilecek bir sonuç çıkmadı. Andrea Ypsilanti liderliğindeki Hessen SPD’si, Yeşillerden başka bir koalisyon ortağı bulmak zorundaydı. Bu ya liberaller (FDP) olacaktı ya da sosyalistler (Sol Parti). Koch’un şu anki Başbakan Yardımcısı Jörg-Uwe Hahn (Hessen FDP Başkanı), bu amaçla kendisini arayan Ypsilanti’ye randevu dahi vermeyerek, süreci tıkadı. Ypsilanti, Sol Parti’yle işbirliğini aramak zorunda kaldı. Ancak bu durum SPD liderine karşı “yalancı” suçlamasıyla yürütülen bir kampanyaya yol açtı. Özellikle Bild gazetesinin desteğiyle yürütülen kampanya sonunda Ypsilanti yıprandı, SPD içinde çatlak çıktı ve sonunda bir koalisyon hükümeti kurulamayınca, erken seçime gidildi. Bu seçimlerde CDU oyunu arttıramadı, ancak SPD büyük oy kaybına uğradı ve başından beri Koch’la işbirliğinden yana olan, yakın arkadaşı, Hahn liderliğindeki FDP’nin oyu patladı. Böylece Koch, yeniden liberallerle (FDP) koalisyon hükümeti kurdu. Ve iktidarda kalmayı başardı.

Ancak, önceleri adı Berlin’de ve Brüksel’de daha üst düzey görevler için zaman zaman gündeme gelen Koch’un CDU içindeki pozisyonu artık eskisi gibi güçlü değildi. Nitekim, son olarak yaşanan ekonomik krizin gerektirdiği tasarruf kalemleri arasına, eğitimin de alınması gerekeceği yolundaki çıkışı, CDU’nun tepesinden ağır tepkiyle karşılaştı.

Aslında “doğru”yu söylemişti. İktidardaki Hıristiyan demokrat-liberal koalisyonun sonunda işsizlere, dar gelirlilere yönelik sosyal yardım ve eğitime aktarılan bütçeyi sürekli küçültmesi kaçınılmaz görünüyor. Ekonomik krizin sorumlusu bankaları kurtarmak için milyarlar transfer eden bu hükümet, bunun faturasını halka ödetmekten başka yol bulamıyor. Koch’a kendi partisinden gelen tepkileri aslında şöyle tercüme etmek mümkün: “Doğrusun. Ama mutlaka böyle açıkça söylemen mi gerekiyordu?”. Sonuçta “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” ya!. Onun başına da gelen de sanki öyle bir şey. .

Tıpkı, Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in başına gelenler gibi… Afganistan’a askeri müdahalenin bir savaş olduğunu açıkça söyledi. Ardından, ülkenin ticari yollarını güvence altına almak için savaşa girilebileceğini vurguladı. Yani “doğru”yu söyledi. Afganistan’daki savaşın, kimilerinin dile getirdiği gibi oraya medeniyet, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, kadın hakları vs. götürmek için yürütüldüğü masalına kim inanır? Hıristiyan demokrat kökenli Köhler de özünde “Doğrusun. Ama bunu mutlaka böyle açıkça söylemen mi gerekiyordu?” tepkileriyle karşılaştı. Ama o da eleştirileri kaldıramadı.. Bıraktı gitti. (31 Mayıs 2010 / Frankfurt)

Gürsel Köksal, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı

www.atgb.info / koksal@atgb.info

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.