Onur sorunu

Eskiçağ’ın ahlakçıları onur sorununa çok önem verirlerdi. Şimdi sanki onurun pek önemli olmadığı zamanlarda yaşıyoruz. Şu üççeyrek yüzyıllık yaşamımda ne çok onursuz insan tanıdım. Bu insanların tümü onuruz oldukları bilinse de dile getirilmesin istiyorlardı. Bu da onların onur konusunda küçücük bir duyarlıkları kalmış olduğunu gösterir. Aman ne iyi! Anadolu erkeği dersiniz, sırım gibi. Erkek adam yani mert adam besbelli… Bakarsınız çoktan buralı olmuş, kıvırtıyor. Bir çalan olsa oynayacak. Hangi bilinç düzeyinde olursak olalım onurlu olmayı bilmeliyiz. Yitirilmiş onurlar çağırmakla geri gelmiyor. Evet Eskiçağ’ın ahlakçıları onur kavramına çok önem verirlerdi: onurlu olmak onlar için kaçınılmaz bir yaşam koşuluydu. M.Ö. I. yüzyılda latin şairi Suriye’li azatlı köle Publilius Syrus “Onurunu yitirenin yitirecek şeyi kalmamıştır” der. Onurunu tümden yitirenler bir şey yitirmemiş gibidirler, durmadan elde etmeye bakarlar. Onursuzlukla elde ettiklerini durmadan onursuzca çoğaltırlar. Publilius Syrus herkesin kendi onuruna sahip çıkması gerektiğini düşünür: “Başkasının onuruna hayran olan kendi onurunu yitirir.” Gerçek insan herhangi bir yarar adına onurlu değildir, zaten onurludur. Tanrı ya da toplum ya da birileri bana hesap sorarsa ne söylerim gibi kaygıları yoktur onun. Bazı onurlar iğretidir ya da uçucudur. Kişi onu iyi bir alışverişte birilerine bırakıp çıkmaya hazırdır. Onurumuz başka türlü yapamamak gerçeğine dayanıyorsa gerçekten onurluyuz demektir. Onur insanın ahlak değerleri konusunda titiz olduğu, bu değerlerden ödün vermediği koşullarda sağlamdır. Onurluluk özel bir durum değildir, gerçek insan olmakla ilgili olağan bir durumdur. Onurlu kişi onurluyum diye övünmez. Övünüyorsa onur tehlikede demektir: onurunu her an değerli bir şeyle değişebilir.

Onurlu kişi onurunu korumayı bilir. Onurunu korumayı bilen kişi elde ettiklerini kolayından elde etmemiş, zorlukların içinden süzüp getirmiştir. Onun onuru ahlakın sarsılmaz ilkeleriyle korunmuştur. Oh bugün de onurumu korumdum diyen insan ya onurunu korumamıştır ya da koruyamayacaktır. Onurumuz yüce değerleri her şeyin üstünde tutabiliyorsak sağlamdır. Onur alınterinden beslenir. Onursuzluk korkaklığın değilse kolaycılığın ve doymazlığın ürünüdür. Hepimizde daha iyi bir yaşam özlemi vardır. Bu özlemi gidermenin yolu onurluluktan da onursuzluktan da geçer. Onurlunun özlemleri onursuzun özlemlerine uymaz. Daha da insan olmak istemiyle daha çok elde etmek istemi benzeşmez. Onurluluklar da onursuzluklar da toplumsal yaşamda hemen olmasa bile önünde sonunda karşılıklarını bulurlar. Yaşam hızlı akarken bile aceleci değildir. Bazıları için başkalarının yüzüne utanmadan bakabilmek önemlidir, bazıları da herkesin yüzüne hatta kendi çocuklarının yüzüne her koşulda rahatça bakabilirler. Ancak her türlü çıkar hesabının dışında kazanılmış onurlara onur dendiğini hepimiz biliriz. Oradan buradan edinilmiş ya da şundan bundan satın alınmış onurlar onur değildir. Yaşamın anlamı olmuş onurla yakada rozet gibi gezdirilen onur aynı şey olamaz. Birinde bilicin bütün bir insanlıktan damıttığı bir kendini bilme durumu belirleyicidir yani yaşayarak elde edilmiş yüksek düzeyde bir bilinçlilik belirleyicidir, öbüründe değeri tartışmalı ve kaynağı karanlık bir takım kazanımlar belirleyicidir.

Filozoflar bilge insanlardır. Bilgelik erdemliliğin öbür adıdır. Filozofların yaşamış oldukları yerin ve zamanın koşullarına göre değişik dünyaları oldu. Bu değişik dünyalar onurluların dünyaları olarak pek güzel benzeşirler. Her gerçek filozofun dünyası onurlu olmanın bütün zorluklarını ve bütün güzelliklerini taşır. Aksayan bir tek kişi vardır. Düşünce tarihinin ahlak açısından tek sorunlu insanı diyebileceğimiz Francis Bacon yeni bilimsel kavrayışın temellerini atarken bir filozof olmaktan çok bir bilim adamıdır. Gerçek bilim adamları da filozoflar gibi ahlak açısından son derece sağlam kimselerdir. Francis Bacon’ın yaşamı tam tersi özellikler gösteriyor. Çıkar ve ün adına sarayda her türlü oyunu oynamaktan geri durmayan bu garip kişi sonunda onurunu yitirmiş olarak bir köşeye çekilmek zorunda kalmıştır. Kendini bilime ve felsefeye vermesi ondan sonradır. Şöyle diyor Francis Bacon: “Onurlar bize üç yarar sağlar: iyi şeyler yapabilme fırsatı, büyük insanların yanına sokulma olanağı, dünyalığı artırma olasılığı.” Bu onun düşünürlük ve siyaset adamlığı yaşamında ne ölçüde çürük tahtalara basarak dolaştığını gösteriyor. Francis Bacon bilmiyordu: onurlar insana onurdan başka bir şey sağlamaz. Yarar getiren onurun onur olduğunu söylemek kolay değildir. İnsana dünyalıklar sağlayan onur onurdan başka bir şeydir, onursuzluk gibi bir şeydir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen + 17 =