‘Ordu hükümetin emrinde olmalı’

‘Ordu hükümetin emrinde olmalı’

0
PAYLAŞ

Ankara’daki yeni hükümetin ilk yabancı konuğu olan İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’in, bu sabahki basın toplantısında verdiği ilk mesajlardan biri ”Tony Blair’in Türkiye’ye tam destek veren politikalarına devam sözü” oldu.
 
Dışişleri Bakanı Ali Babacan ise aynı toplantıda “İngiltere’nin gerçekçi politikaları için” konuğuna teşekkür etti.


Babacan ayrıca AB konularını görüşürken, Kıbrıs konusundaki görüş ve beklentilerini İngiliz bakana ilettiğini vurguladı.


Her ikisi de kabinelerinin en genç bakanları arasında yer alan 40 yaşındaki Ali Babacan ve 41 yaşındaki David Miliband, bundan sonra sık sık görüşeceklerini söylüyor. Miliband’in ifadesiyle, “yılda en az 1 kere.”


İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband, bu temastan hemen sonra BBC’ye mülakat verdi. Kendisine ilk sorumuz, Türkiye’yle sıcak ilişkileri sürdürme kararlılığının nedeni:


“Bu sabahki Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan makalemde de anlatmaya çalıştığım gibi, Türkiye’yi Doğu-Batı ilişkileri açısından çok önemli buluyorum. Nüfusunun yüzde 90’dan fazlası Müslüman olan bir ülke, NATO üyesi olan bir ülke ve bence gelecekte ekonomik, sosyal ve güvenlik alanlarında önemli roller üstlenebilecek bir ülke. Türkiye-AB ilişkilerinin kurumsal açıdan da güçlü olmasının ve Türkiye’nin ileride birliğe katılmasının, hem Türkiye hem de AB’nin geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyorum.”


– David Miliband, muhafazakar İngiliz gazetesi Daily Telegraph’da yayımlanan makalesine El Kaide gibi örgütlerden gelen tehdidin günümüz İngilteresi için başlıca tehdit olduğu tespitiyle başlıyor. Bakan, bu tehdidi bertaraf etmek için dinler ve bölgeler arasındaki karşılıklı anlayış uçurumunun aşılması gerektiğini, bunun da ortak projeler, kurumlarla mümkün olacağını belirtiyor. Ve ekliyor: Bu haftaki Türkiye ziyaretimin nedeni de bu. Bakana sorumuz şu: Türkiye’yi anlamak ve Türklerle konuşmak, el Kaide’yi gerçekten zayıflatır mı?


“El Kaide açısından, Müslüman dünya diye adlandırdıkları kesimle, dünyanın geri kalanı arasında bir köprü olmadığı, söylemlerinin önemli bir parçası. Bizim felsefemizdeyse, ortak insanlığımızın yarattığı köprülerin, din ve bölge farklılıklarından daha kuvvetli olduğu düşüncesi mühim yer tutuyor. Mesele şu: AB yüzü dışarıya dönük, din ve bölge ayrımlarını aşan köprüler kuran bir güç müdür – yoksa yalnızca kendi içine dönük bir kale midir? Türkiye gibi bir ülkeyle ve Türk halkıyla kurumsal bağlarımızın olması, bu arayışın önemli parçalarından biri.”


– Bunu anlıyorum, ama el Kaide’nin varlık sebebi Türkiye’nin AB’ye girememesi değil. Örgüt büyük ölçüde Afganistan’da yaşananlar yüzünden doğdu ve son yıllarda Irak’ta yaşananlar sayesinde de yeni bir kuşağı saflarına çekmeyi başardı. İngiltere için, önce Irak’ı işgal edip, sonra da Türkleri AB’ye alarak “El Kaide hakkında elimizden geleni yaptık” demek mümkün mü?


“Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne alarak “El Kaide hakkında elimizden geleni yaptık” demem saçma olur. Bunu ben söylemiyorum, siz söylüyorsunuz. Benim dediğim, Doğu’yla Batı arasında köprüler kurmanın önemli bir parçası da AB’nin Türkiye’de yaşanan değişime açık fikirli, yüzü dışarıya dönük, gerçekçi bir gözle bakması. Türkiye, geçmişine saygısızlık yapmadan modernliğe kucak açıyor. AB’nin de Türkiye’ye dost elini uzatması lazım, söylediğim bu.”


– Ankara’daki basın toplantısında “Türkiye’nin seçimlerden dünyanın gözünde güçlenerek çıktığını” söylediniz. Seçim sonrasında, özellikle Genelkurmay’dan gelen açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?


“Eğer bu soruyu bana iki ay, hatta iki hafta önce sorsanız zorlanırdım. Türkiye’de son 2-3 ayda, şimdi cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün adaylığını ilk koyduğundan beri yaşanan tartışma ve süreç bence çok önemli oldu. Türkiye’nin kendisine bakışı ve demokratik kurumlarının gücü açısından hayati önem taşıyan bir an oldu. Ve dünyanın Türkiye’ye başka bir gözle bakmasına da yardımcı oldu. Sanırım burada herhangi bir orduya verilecek en bariz mesaj, demokratik seçimlerle işbaşına gelmiş bir hükümetin emrinde olması gerektiği ve Türkiye’de demokrasinin köklü olduğu, son 3-4 ayda yaşananların sonucunda daha da kök saldığıdır.”


– AB konusuna dönersek, Blair hükümeti Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin bailaması için çok uğraşmıştı. Şimdiyse, Almanya’da Angela Merkel ve Fransa’da Nicolas Sarkozy’nin iktidara gelmesiyle o dönemdekinden de sert bir hava esiyor. İşinizin zorlaştığını düşünüyor musunuz?


“Şu anda işimin çok heyecan verici olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de son 2-3 ayda çok önemli bir dönemden geçen yeni bir hükümet var. Bu dönem Türkiye’ye güç kazandırdı ve dünyadaki Türkiye imajını kuvvetlendirdi. AB de Türkiye’ye 2004’te “iyi niyetle pazarlık yapma” sözü verdi. Bu sözün tutulması için her türlü çabayı göstereceğiz. Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin geçen hafta yaptığı konuşmada Türkiye’nin üyeliği için başlatılan süreci durdurmaya kararlı olduğunu söylememiş olması, bence bir tartışma payı olduğunun işareti. Partisinin seçim vaatlerinin neler olduğu ortada, bunları inkar edecek değilim. Ama Türkiye’nin de yapabileceği şeyler var.”


– Nedir peki AB sürecinde sizin beklentileriniz? Örneğin hükümetin ilk döneminin başındaki icraatlardan sonra reform hızını kestiğini söyleyenler var, onlara katılıyor musunuz?


“Hızın kesildiğine dair bir kanıt görmedim ben. Dışişleri Bakanıyla bu sabah yaptığım konuşmalardan biliyorum ve eminim ki, Türkiye hükümetiyle AB arasındaki çalışmalarda gerçek bir azim ve enerji var. Hatta Türkiye’deki siyasi karmaşa sırasında bile gerekli bürokratik süreçler devam etmiş. Şimdi de anayasal değişiklikler yapacaklarını söylüyorlar, bu önemli. Bir de üçüncü taraflarla çözülmesi gereken sorunlar var, özellikle de Kıbrıs sorunu.”


– Kıbrıs konusunda iki sorum var: Türkiye’den ne bekliyorsunuz; bir de Blair hükümetinin Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuş ve doğrudan ticaret konusunda verdiği ancak tutulamayan sözler konusunda neler söyleyeceksiniz?


“Bugün, Talat ve Papadapulos’un buluştuğu bir günde tüm hükümetlerin yapabileceği şey, onların tartışmalarını desteklemektir. Türkiye hükümetinin de desteği ve katkıları önemlidir ama tabii sonunda ne yapacakları onlara kalmış. Şunu da hatırlatayım ki 2004’te Türkiye’yle İngiltere hükümetleri Annan Planı’nı kuvvetle desteklemişti. Bu da çok yapıcı bir tavırdı. İngiltere’nin doğrudan uçuş konusunda verdiği sözleri tutması içinse, yasaların buna izin vermesi gerekiyor. Konu halen mahkemede görüşüldüğünden birşey söylemem doğru olmaz.”


– Son sorum Kuzey Irak konusunda. Türkiye’nin Kuzey Irak’ta sınırlı bir operasyon yapmaya hakkı olduğunu düşünüyor musunuz?


“Bu Türkiye’nin sınırlı ya da başka bir operasyona hakkı olup olmadığı meselesi değil, mesele öncelikle: PKK’nın Kuzey Irak’taki eylemleri kınanmalı mı? Yanıt, evet. İkincisi: Peki ne yapmalı? Bunun yanıtı da Irak ve Türk hükümetlerinin 7 Ağustos’ta yaptığı görüşmede yatıyor. Bu görüşmede Türkiye’yi tehdit eden ve aklı başında olan herkesin kınadığı terör belasına karşı birlikte mücadele etme kararı alındı.” – BBC


Ebru Doğan
BBC Türkçe Servisi


 

BİR CEVAP BIRAK

19 − thirteen =