Orhan Osman geliyor…

Farklı kültürlerin müziklerini yorumlayan ve onları kedni potasında eriten sanatçı 23 Mart günü saat 19’da Islington Carling Academy’de (Angel Underground Station karşısındaki N1 Shopping Centre içinde) sahneye çıkacak. Orhan Osman, Balkan, Yunan ve Türk müziklerini Baba Sound adını verdigi projesiyle yorumlayacak…


Sanatçıya eşlik edecek müzisyenler şöyle:
“Cem Aksel (davul), Alp Ersönmez (bass), Bahadır Tatlıöz (keyboard), Enver Yaman (saksafon), Mahmut Dahil (klarnet)


İNDİRİMLİ BİLET


Kazum ve Turquoise Arts’ın organize ettiği Orhan Osman Konseri sonrasında 13 Nisan’da Erkan Oğur ile Metin ve Kemal Kahraman, 4 Haziran’da da Mercan Dede Londra’da konser verecek… Konserlerle ilgili www.kazum.co.uk or www.turquoisearts.com adreslerinden ya da 07966 452557 / 07799 250307 numaralardan ayrıntılı bilgi edinilebilecek…


Biletler 08700 600 100 ya da  www.ticketweb.co.uk adreslerinden sağlanabilecek. Organizatörce; biletlerin 18 Mart’a kadar alınma durumunda; 17.50 Sterlin yerine, 12 Sterlin özel indirim fiyatı uygulanacağı açıklandı. Ayrıca, konser’de kapıların 19’da açılacağı göbek dansı ‘show’u sonrasında 20.30’da da Orhan Osman’ın sahneye çıkacağı belirtildi.


ORHAN OSMAN?


Hürriyet’ten gazeteci Ceren Sözeri’nin Batı Trakyalı sanatçı ile yaptığı söyleşiyi aktarıyoruz:


1996’dan beri müzik çalışmalarını İstanbul’da sürdüren ‘Buzuki Orhan’ lakaplı Orhan Osman ikinci albümü ‘Gökkuşağı’nı yayımladı. Bu albüme Makedon Koçani Orkestrası ve Yıldız İbrahimova da destek verdi. Gökkuşağı gibi farklı renkleri barındıran albümde müezzin sesi caza uzanıyor, Orta Anadolu’nun sevilen ezgisi farfara, funky tınılarla yorumlanıyor.


– Yurtdışında başarılı olduktan sonra Türkiye’ye yerleştiniz, peki buzuki ile ne zaman tanıştınız?


– 1976’da Almanya’da doğdum, ailem Gümülcineli. Ailem bana ilkokulda bir gitar aldı. Gitarımı pamuk çuvalında her gün okula götürüyordum. Öğretmen ders anlatırken benim aklım hep çuvaldaydı. Orhan Gencebay, Haris Alexiu ve Zeki Müren dinliyordum. Atina’ya taşındığımızda buzuki ile tanıştım. Akropolis’te Kunelas adlı bir meyhanede garsondum. Bir gün buzukici gelmedi. Teyp yok, müşteri müzik istiyor. Patrona, ben çalarım, dedim. Hadi git işine, şarap doldur, diye cevap verdi. Onu dinlemedim, önlüğü çıkarıp sahneye fırladım. Herkes çok memnun kaldı. O gece patron garsonluk yaptı. Bana da, artık senin yerin bu sahne, dedi. Herkes buzuki çalan Türk’ü dinlemek için meyhaneye geliyordu. İdealim vardı ve hırslıydım. Amerika’da altı ay kaldım. Almanya, Yunanistan, Bulgaristan ve Fransa’da çalıştım. 1996’da Türkiye’ye geldim ve kaldım.


– Bu kadar yer dolaştıktan sonra neden Türkiye’yi tercih ettiniz?


-Geldiğim gün bir kıza aşık oldum. Aileme telefon ettim, evlenip burada kalıyorum, dedim. Dört yıllık evliyiz, bir çocuğumuz var. Türkiye’nin birikimlerimden güzel bir yemek pişirecek en uygun mutfak olduğunu keşfettim. Müzikle ilgili tüm yatırımlarımı İstanbul’a yaptım.


– İstanbul’un müzik çizginize etkisi nasıl oldu?


-Önceleri yalnızca rebetiko yapıyordum. Ardından Balkan müziğine ilgi duymaya başladım. Hintli müzisyenlerinden ve Türk müziği icracılarından etkilendim. Buzuki dışına çıkmaya, müziğe bir haritaya bakar gibi bakmaya başladım. Buzuki benim kılavuzum. Amacım insanları vizesiz dünya turuna çıkarmak.


– İkinci albümün farklı yanları neler?


– İlk albümde Tunceli’den başlayıp Peru’dan çıkmıştım. Doğu ezgileri daha ağırlıktaydı. İkinci albümde Makedon Koçani Orkestrası ile Balkanlar’dan başladık, pek çok yer gezdik, oryantale, müezzin sesine, mehtere, caza ve new age’e uzandık. Dünyanın en önemli kadın vokalistlerinden Yıldız İbrahimova ve Goran Bregoviç’in Underground albümüne eşlik eden Koçani Orkestrası gibi çok başarılı müzisyenlerle çalıştım. Önceleri para kazanmam gerektiği için müzikte ticari yan daha ağır basıyordu ama artık müziğimin kaliteli olması için çok çaba sarfediyorum. Normalde bir albüm 150 saatte tamamlanır. Biz Gökkuşağı için tam 350 saat stüdyoda kaldık. Çünkü tarzlar çok farklı, aralarında köprü kurmak zorundasınız.


– Albümün repertuar seçimini nasıl yapıyorsunuz?


– Aklıma çocukluğum geliyor. Örneğin ilk albümümdeki ‘Hastane Önünde İncir Ağacı’ türküsünü dedemden dinlerdim. Bu albümü hazırlarken de aklımda hep Batı Trakya’da düğünlerde dinlediğim farfara vardı. Bu tür farklı parçalara her albümde mutlaka yer veriyorum. Tutup tutmamasını önemsemiyorum. Şu anda 40 kişiden oluşan bir orkestram var. Çok farklı müzik kültürlerinden geliyorlar. Hintli var Balkanlı var. Örneğin bir müzisyene sen altyapıyı Hint tarzı çal, bas gitarcıya reggae çal, bir başkasına otantik Türk müziği tarzında söyle ben de Türkçe sözlerle Hint gibi söyleyeceğim diyorum ve bir parça böyle çıkıyor.


– Programlara da bu büyüklükte bir orkestra ile mi çıkıyorsunuz?


– 40 kişilik orkestram Devr-i Alem, iki gruptan oluşuyor. İstanbul Brass Band ile Balkan türkülerini, Bosphorus Kumpanya ile de Rebetiko, Grek, Hint, Flamenko müziklerini ve Mehter Marşı’nı yorumluyoruz. Devr-i Alem ismiyle yılda iki konser veriyoruz. Ben buzuki haricinde lavta, sitar, bango, perküsyon ve kaval çalıyorum. Bazen de surdo isimli büyük samba davuluyla gösteri yapıyorum. Ben sahne adamıyım, hem yönetiyor hem de oynuyorum.   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here