Ormanlar yok ediliyor, yerine ağaç tarlaları geliyor!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Antalya’dan Afrika’ya ‘Yeşil Kapitalizm’ hızla yayılıyor. Bundan sonra daha çok duymaya alışacağımız ağaç tarlalarına tepkiler de artıyor: “Tarlalar Orman Değildir!”

Ağaçların kazınarak temizlendiği bu fotoğraf, geçtiğimiz hafta Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Yazır köyünde çekildi. Dünyaca ünlü antik kentimiz ve tatil beldesi Olimpos’u da sınırları içinde barındıran Yazır köyünün, Antalya-Kumluca karayoluna yakın bölümünde yer alan orman arazisinde ne varsa kazınarak sökülmüş. Burası maki türlerine ait ağaç ve ağaççıklar ile kızılçamlardan oluşan bir orman arazisiydi. Ancak bu tür alanları bozuk orman olarak gören ya da ormandan saymayan yasal düzenlemeler, Türkiye’nin dört bir yanındaki benzer arazilerin Özel Ağaçlandırma yönetmeliği kapsamında tahsisine olanak sağlıyor.

 Antalya’daki 375 dekarlık bu orman arazisi de Özel Ağaçlandırma yapılması için özel şahıslara tahsis edildi. Yazır köylüleri bu araziye yıllardır dokunmamışlar. Çünkü arazinin heyelanlı alanda yer aldığı biliniyor. Eğer buraya dokunurlarsa, biraz aşağısındaki evleri, bahçeleri ve yaşam alanları tehlike altına girecek. Aynı bölgede yer alan karayolunda yapılan bölünmüş yol çalışmaları sırasında zemine gereğinden çok müdahale yapılınca iki yıl önce büyük bir heyelan olmuş ve Antalya-Kumluca karayolunun bu bölümü uzun süre kullanım dışı kalmıştı. Bunu çok iyi bilen köylüler, su kaynaklarının da yer aldığı bu bölgeye dokunmadıkları için burası küçük bir koruluğa dönüşmüş.

 ‘PANDEMİDE BİZ EVDEN ÇIKMAZKEN ADAMLAR ORMANI KESTİLER’

Ancak özel ağaçlandırma (Badem yetiştiriciliği) yapılması için tahsis edilen bu alandaki ağaçların geçtiğimiz günlerde kazınarak temizlenmesi Yazır köylülerinin endişelerini artırıyor. Yazır’da yaşayan mahalle sakinlerinden biri, “Etrafındaki sağlıklı maki ormanı toprağı tutarken, bu yapılan rezillik heyelan ve sele davetiye çıkardı. Pandemi sürecinde biz evden çıkamazken bu adamlar ormanı kesip, özel ağaçlandırma yaptılar” diye özetliyor yaşananları.

 ‘SEL BURALARI YARIP GEÇECEK, OLİMPOS’U VURACAK’

Bu araziyi de içeren bölgenin heyelanlı olduğuna dair uzman raporları bulunduğunu da anımsatan Yazır köylüleri, daha önce Olimpos’u vuran selleri de anımsatarak yetkilileri uyarıyor: “Önce sel buraları yarıp geçecek, ardından Olimpos’u vuracak. Sonra da ‘Allah’tan geldi’ denilecek.”

 ANTALYA’DA AĞAÇLANDIRMA YAĞMASINA HÜCUM: 5451 BAŞVURU

Antalya’dan yükselen özel ağaçlandırma tepkilerinin ilki değil bu. Böyle giderse sonuncusu da olmayacak. Nisan ve Eylül olmak üzere yılda iki kez yapılan özel ağaçlandırma başvurularının rekor seviyeye yükselmesi bu görüşü doğrular nitelikte. Antalya’da 2020 Nisan döneminde yapılan özel ağaçlandırma başvurusu sayısının 5451 olduğu açıklandı. Bu rakam, ülke genelindeki 21.293 başvurunun dörtte biri ölçeğinde.

 EYLÜL AYINDAKİ BAŞVURULARA KISITLAMA GETİRİLDİ

İlk dönem başvuruların sayısı rekor seviyeye ulaşınca Orman Genel Müdürlüğü aralarında Antalya’nın da bulunduğu bazı illerde Eylül ayında yapılacak başvurulara kısıtlama getirdi. Kısıtlama getirilen iller arasında İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Manisa’nın tamamı ile Mersin ve Muğla illerinin bazı bölgeleri de yer alıyor.

 YAĞMADA İLK GÖZDEN ÇIKARILAN ALANLAR MAKİLİKLER

“Maki” diyerek küçümsenen orman arazileri yağmada ilk gözden çıkarılan alanlar arasında bulunuyor. Oysa kimi uzmanlara göre maki toplulukları kerestesi için ‘orman’ olarak görülen alanlardan çok daha zengin ekosisteme sahip. Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz (Antalya) Şube Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi bu konuda şunları dile getiriyor:

 ‘SAF ORMAN ÇÖL, MAKİLİK ALAN ÇEŞİTLİLİK CENNETİDİR’

Ormancılık terminolojisinde 19. yüzyıl ortalarından beri ‘bozuk orman’ olarak tanımlanan makilik alanlar, ekolojik ve ekonomik olarak saf ormanlardan çok daha değerlidirler. Makilik alanlar ormanın bir ara aşamasıdır. Saf orman çöl, makilik alan çeşitlilik cennetidir. Bir hektarından yılda en az 2 bin 200 litre petrole eşdeğer yenilenebilir ve temiz enerji (doğal gazla karşılaştırılabilir) üretebilirsiniz. Diğer, yaban hayatına besin ve sığınak sağlama, toprak oluşturma ve erozyon önleme, su üretimi ve kalitesini geliştirme, oksijen üretme- karbon tüketme (saf ormanlardan daha fazla), ekolojik çeşitliliği güçlendirme ve estetik değer katma gibi değerlerine ek olarak; çöplük, ikinci konut alanı, maden ve taş ocağı gibi kullanımlarına, yanıp kül olmalarına bigâne kalışımız bu haksız ve asılsız aşağılamanın sonucudur.”

21 EYLÜL TEK TİP AĞAÇLANDIRMALARA KARŞI MÜCADELE GÜNÜ

Özel Ağaçlandırma gibi tek tip ağaçların dikilmesiyle oluşturulan plantasyonlar dünyanın birçok ülkesinde ekolojik ve sosyal bir sorun olarak tartışılıyor. 21 Eylül, bu tek tip ağaçlandırmalara karşı mücadele etmek için 2004’te ‘Ülkelerarası Tek Türlü Ağaçlandırmalarla Mücadele Günü’ ilan edildi. Ancak bu mücadele günü sanıldığı gibi BM ya da hükümetler tarafından değil, bilakis çoğunlukla BM ya da Dünya Bankası gibi kuruluşların desteklediği tek tip ağaçlandırma girişimlerinin sonucu ormanları birer ağaç tarlalarına dönüştürülen toplulukların yaşadığı ülkelerdeki eylemciler tarafından gündeme getirildi.

ORMANLARI YOK EDİLİP ENDÜSTRİYEL AĞAÇ TARLALARI AÇILIYOR

Afrika, Güney Amerika ve Asya Pasifik ülkelerinde hızlı bir ormansızlaşmaya yol açan endüstriyel ağaç üretimi, kabaca hızlı büyüyen ve enerji, yağ ve gıda sanayi için kullanılan ham maddelerinin temin edilebileceği ağaçların üretilmesine dayanıyor. Örneğin çikolatadan fıstık ezmesine, bisküviden sabuna birçok gıda ve kozmetik ürününde kullanılan ve diğer bitkisel yağlara göre daha ucuza mal edilen palmiye yağı doğal ormanların yok edilerek oluşturulan devasa plantasyonlarda üretiliyor. Küresel ölçekte tanınmış markaların öne çıktığı endüstriyel mobilya üretimi de benzer bir arka plana sahip.

AFRİKA’DA 10 ÜLKEDE 500 MİLYON HEKTARLIK PLANTASYON GİRİŞİMİ

Amazon Ormanları başta olmak üzere dünyanın orman varlığının şirketler tarafından işgal edilerek yok edilmesine karşı mücadele etmek amacıyla 1986’da tarafından kurulan Dünya Yağmur Ormanları Hareketi (World Rainforest Movement-WRM), 21 Eylül öncesinde bir çağrı yaparak tek türle yapılan ağaçlandırmaların yarattığı sorunlara dikkat çekti. Merkezi Uruguay’da bulunan kuruluşun açıklamasında tek tip ağaçlandırmaların dünya çapında 2004’ten bu yana büyüdüğüne dikkat çekilerek bunun gerçek bir tehlike olduğu kaydediliyor. Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) danışmanları ile WWF-Kenya’nın 2019’da hazırladığı rapora göre dünyada en karlı ağaçlandırma potansiyeline sahip bölgenin Afrika olduğu kaydediliyor. Rapor, Angola, Kongo Cumhuriyeti, Gana, Mozambik, Malavi, Güney Sudan, Tanzanya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve gibi 10 Afrika ülkesinde yaklaşık 500 milyon hektarlık uygun ağaçlandırma plantasyonunu belirliyor.

Ağaç Katliamı

GAZ VE KÖMÜRE BAĞIMLILIĞIN ÖNLENECEĞİ BAHANESİ

Belirlenen bu alanların ilk 100 bin hektarlık kısmında ağaç dikimini finanse etmek için merkezi Maritius’ta olan Fon’dan yararlanılmasını da öneren rapor, tek tip ağaçlandırmalara karşı mücadele yürüten aktivistleri kızdırdı. Dünya Yağmur Ormanları Hareketi, iklim kaosunu ve sanayileşmiş dünyanın petrol, gaz ve kömüre bağımlığını önlemek için Afrika’daki tek tip ağaçlandırmaların bir çözüm olarak sunulduğunu ve bir grup hükümetin yatırımcılar ve STK’lar ile bir araya gelerek büyük planlarını masaya koyduklarına dikkat çekiyor. Ancak bu girişim bir orman oluşturmaktan çok, hızlı kar elde etmeyi amaçlayan ağaç tarlalarıyla sonuçlanacak.

‘PLANTASYONLAR ORMANLARI YOK EDİP TOPRAKLARI BOZACAK’

Dünya Yağmur Ormanları Hareketi Afrika Kalkınma Bankası ve WWF-Kenya’nın hazırladığı ve tek tip ağaçlandırma konusunda Avrupalı yatırımcılara yol haritası sunan rapora yönelik eleştirilerini özetle şöyle sıralıyor: “Plantasyonlar çok sayıda hak ihlaline yol açar,  çok az sayıda düşük ücretli ve tehlikeli işler yaratır, ormanları ve savanları yok eder, toprakları bozar, su kaynaklarını kirletir ve kurutur ve toplulukların yaşam tarzını tahrip eder. Plantasyonlarla birlikte, toplulukların hareket özgürlüğünü kısıtlayacak korumalar gelir; istismar, kadına yönelik cinsel şiddet ve HIV/AIDS enfeksiyonları vakaları artmaktadır. Genellikle yerine getirilmeyen ‘sosyal’ projeler vaadi, şirketlerin toplulukların arazilerine erişim elde etmeleri için ana pazarlık kozudur. İlk olarak, araştırmanın şirketlerin monokültür ağaç plantasyonları terk edilmiş veya bozulmuş topraklar olmadığı için dikmesi gerektiğini öne sürdüğü 500.000 hektar alan. Şirketler her zaman, genellikle düz ve su bulunan verimli topraklar ister. Başka bir deyişle, topluluklar tarafından kullanılma eğiliminde olan topraklar. Şimdiye kadar, topraklarını ve geçim kaynaklarını kaybeden nüfuslara tazminat her zaman alay konusu oldu ya da yok oldu. Bu arada Afrika ülkelerinin kırsal kesimlerinde monokültür ağaç dikimlerinin neden olduğu sosyal, çevresel, ekonomik ve kültürel zarar hiçbir zaman şirketler tarafından tazmin edilmemiştir. Hasarı hesaplamanın bir yolu yoktur ve yapılan zararın çoğu onarılamaz.

 ‘ARAZİLERİN ŞİRKETLERE DEVREDİLMESİ TEŞVİK EDİLİYOR’

Dünya Bankası, tüm dünyada topluluk arazilerinin özel sermayeye devredilmesini teşvik ediyor. Son yıllarda Mozambik hükümetinin ormancılık sektöründe bir dizi reformu hayata geçirdiği gerçeğinin altını çizmek önemlidir. Bunlar, Ormancılık Politikasının ve Uygulama Stratejisinin bir incelemesini ve çok yakın zamanda, Ulusal Arazi Politikasını da gözden geçirmek amacıyla bir halkın katılımı sürecini içermektedir. Tüm bu süreçlerde Dünya Bankası terfi ve mali ‘destek’ açısından ortak paydadır. Bu gözden geçirme, arazi yönetimi ve politikalarında şeffaflığı ve etkinliği iyileştirme bahanesiyle gerçekleştirilmektedir ve kaçınılmaz olarak Arazi Kanunu ve ilgili Yönetmelikte bir değişiklik yapılmasını zorlayacak ve böylece topluluklar ve halklar için yaşam koşulları sağlayan topluluk arazilerinin işgalini meşrulaştıracaktır.

 BREZİLYA VE URUGUAY’DA ENDÜSTRİYEL AĞAÇLANDIRMA YIKIMI

Brezilya’nın son birkaç on yıl boyunca endüstriyel ağaç dikimleri ile ilgili deneyimi çok sayıda toprak çatışmasına ve çevresel bozulmaya yol açtı. En yüksek ağaçlandırma yoğunluğuna sahip belediyeler, küçük çiftçilere dayalı çeşitlendirilmiş tarıma sahip belediyelerle karşılaştırıldığında en yoksullar arasındadır. Uruguay’da da aynı olumsuz etkiler yaşanıyor. Kırsal alanlarda, kırsal nüfus yarı yarıya azaldı, büyük bir insan göçü yaşandı. 

 ‘STK’LAR ŞİRKETLERİN SAĞ KOLU, TARLALAR ORMAN DEĞİLDİR!’

‘Korumacı’ bir STK’nın, her şeyden önce özel şirketlere fayda sağlayacak yatırımları teşvik eden bu çalışmanın ortak yapımcısı olduğunu vurgulamak önemlidir. Çalışmanın kendisi, WWF gibi STK’ların  artık  ‘plantasyon endüstrisinin sağ kolu’ olarak işlev gördükleri ve hareket ettikleri için STK’lar olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Kamu kaynaklarının, büyük ölçekli monokültür tarlaları gibi son derece zarar verici faaliyetlere yatırım  yapmak üzere vergi kaçakçılığı cennetleri aracılığıyla  özel yatırımlara yönlendirilmesine ilişkin öfkemizi yineliyoruz. Mücadele devam ediyor!
Tarlalar Orman Değildir!”

 MOZAMBİK VE TANZANYA’DAN KURULUŞLAR DA İMZA KOYDU

Afrika’da yeni bir sömürge hareketine dönüşen tek tip ağaçlandırma girişimlerine karşı 21 Eylül öncesinde yapılan bu açıklamaya Dünya Yağmur Ormanları Hareketi’nin yanı sıra Mozambik ve Tanzanya’dan korumacı sivil toplum kuruluşları da imza koydu.

DOÇ. DR. ÇAĞLAR: ‘AFRİKA ANLADI, BİZDEKİLER AYIRDINDA DEĞİL’

Türkiye’nin ormancılık tarihi ve politikaları üzerine çalışmaları bulunan Doç. Dr. Yücel Çağlar’a göre ‘azgelişimiş’ olarak görülen Afrika ülkelerinde tek tip ağaçlandırmalara yönelik gösterilen bu refleksler oldukça önemli. Afrika ülkelerinde olup bitenlerin ayırdına varan ve örgütlenip tepki gösterilmesini değerlendiren Çağlar, “Ama ne yazık ki ülkemizde, en yaman çevre/doğa/orman kollamacıların bile çoğunluğu bu gelişmelerin ayırdında değil; ben üzülmeyeyim de kimler üzülsün” ifadelerini kullanıyor.

DÜNYA BANKASININ DESTEĞİYLE 1970’LERDE GÜNDEME GELDİ

Orman ekosistemlerinin ağaç tarlalarına dönüştürülmesi girişimlerinin dünyada ve Türkiye’de yeni bir uygulama olmadığını belirten Doç. Dr. Yücel Çağlar,  orman ekosistemleri zengin olan ülkelerde uzun süredir bu uygulamanın gündemde olduğuna işaret ediyor. Türkiye’de “hızlı gelişen yabancı türlerle ağaçlandırma” söyleminin 1970’li yıllarda gündeme getirildiğini belirten Çağlar, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Bankası’nın (DB) doğrudan ve dolaylı yönlendirmeleri ile bu kapsamda kredi ve hibe yardımlarının da bu gelişmede etkili olduğunu anımsatarak süreçle ilgili şu bilgileri verdi:

ORMANLAR TIRAŞLANIP PLANTASYON KURULUNCA HASTALIK ÇIKTI

“1960’lı yılların sonunda ve 1970’li yıllarda dünyada odun kökenli ürün sanayilerinin hammadde odun gereksinmesinin artabileceği, dolayısıyla sıkıntı yaşanabileceği öngörülmüştü. İklim koşullarının uygun, orman ekosistemi varlığı yönünden de varsıl bir ülke olduğu düşünülmüş olacak ki, öteki az gelişmiş ülkelerle birlikte ülkemizde de ormancılık politikaları bu yönde oluşturulup uygulanmıştı. Üstelik o yıllarda Türkiye ekonomisi, Süleyman Demirel’in ünlü sözleriyle (1977) ‘70 sente muhtaç’ bir durumdaydı ve ‘ithal ikameci’ ekonomi politikaları uygulanmaya çalışılıyordu. Bu süreçte özellikle Batı Karadeniz Bölgesindeki karışık doğal orman ekosistemleri tümden tıraşlanarak hızlı büyüyen yabancı, çoğunlukla da çam türleriyle ağaçlandırmalar yapılmıştı – ‘plantasyonlar’ kurulmuştu!- Ek olarak özellikle Marmara Bölgesinde de son derece verimli tarım arazilerinde geniş kavaklıklar oluşturulmuştu. Ancak özellikle hızlı gelişen yabancı türlerle yapılan ağaçlandırmalarla oluşturulan ağaç tarlalarında çeşitli hastalıklar ortaya çıkınca da bu uygulamadan vazgeçilmişti.”

2003’TE 7 MİLYON METREKÜP AĞAÇ KESİMİ 2019’DA 22 MİLYON’A ÇIKTI

2010’lu yıllarda Türkiye’nin ekonomik durumunun 1970’leri aratacak seviyede olduğunu savunan Doç. Dr. Yücel Çağlar’a göre iktidar bu süreçte denize düşen yılana sarılır söylemine uygun şekilde devlet ormanı sayılan arazileri ekonomik kazanca dönüştürme uygulamasına girişti. İktidarın kamu arazilerinin öncelikle mülkiyetini, bunu yapamadığında ise bu arazilerden yararlanma olanaklarını özelleştirme çabasında olduğunu savunan Çağlar, şu görüşleri dile getiriyor: Bu süreçte 22,8 milyon hektar olduğu öne sürülen ‘devlet ormanı’ sayılan arazilerden de daha çok ekonomik yarar sağlama amacıyla çeşitli düzenlemeler ile uygulamalar gündeme getirmiştir. Orman Genel Müdürlüğü (OGM), sürekli olarak ülkemizde hasat edilen hammadde odunun, niceliksel olarak yetersiz, maliyetlerinin yüksek, niteliklerinin düşük, olduğunu öne süren odun kökenli ürün sanayicilerinin de baskılarıyla bir yandan hasat ettiği, ‘ürettiği’ değil, ‘hasat ettiği’, daha yalın bir söylemle de ‘kestiği ağaç miktarını’ sürekli olarak artırmıştır. Örneğin hasat ettiği ‘endüstriyel odun’ miktarını, 2003 yılında toplam 7,3 milyon m3 iken düzenli olarak artırarak 2019 yılında 22,1 milyon m3’e çıkarmıştır. Öyle anlaşılıyor ki OGM, bu yönelimini giderek yaygınlaştırarak sürdürecektir.

ORMAN ARAZİLERİNE KISA ZAMANDA KESİLECEK AĞAÇLAR DİKİLİYOR

Öte yandan, OGM üst düzey yöneticileri bu ‘başarılarını’ da yeterli bulmamış, ‘bozuk’ ya da ‘verimsiz’ saydığı ama ekolojik koşulların olanak verdiği yerlerde görece olarak hızlı büyüyen, başka bir söyleyişle, kesilebilecek yaşa en kısa zamanda gelebilen ağaç türleriyle ağaçlandırma çalışmalarına öncelik ve ağırlık verme çabasına girmiştir. Üstelik bu çalışmaları kendisinin yapmasının yanı sıra yılda en az 25 bin m3 hammadde odun işleyebilecek ölçekteki özel kuruluşlara ‘devlet ormanı’ sayılan yerlerden arazi kullanma izni verme çabasına da girmiştir.

TÜRKİYE’NİN ENDİSTRÜYEL AĞAÇLANDIRMA HEDEFİ, 165 BİN HEKTAR

Öyle ki, bu amaçla 2013-2023 döneminde uygulanmak üzere ‘Endüstriyel Ağaçlandırma Çalışmaları Eylem Planı’ hazırlamış; bu planda kızılçam (145,2 bin hektar), okaliptüs (1,2 bin hektar), kavak (1,1 bin hektar), dişbudak (3,4 bin hektar) ile sahil çamı (14,1 bin hektar) türleriyle toplam 165 bin hektarda ‘endüstriyel ağaçlandırma’ yapılması hedeflenmiştir. 2013-2019 döneminde ise toplam 41,6 bin hektarda ‘endüstriyel ağaçlandırma’ yapılmış, bunun 12,1 bin hektarı –yüzde 29’u- 2019 yılında gerçekleştirilmiştir.

 ‘ORMAN VE MAKİLİKLER AĞAÇ TARLALARINA DÖNÜŞMESİN’

Kısacası OGM, ‘devlet ormanı’ sayılan yerlerdeki doğal orman yanı sıra maki ekosistemlerini özellikle yılda 25 bin m3’ten fazla odun işleyen odun kökenli ürün sanayilerinin özel ‘ağaç tarlalarına’ dönüştürme çabalarını yaygınlaştırarak sürdürecek. Sürdürsün mü? Bence kesinlikle hayır! Doğal orman ile maki ekosistemleri tek türlü özel ağaç tarlalarına dönüştürülmesin! Odun kökenli ürün sanayii kesimi ise ‘ayaklarını yorganına göre uzatsın’. ‘Az gelişmiş’ sayılan ülkelerin halkları da bilinçlenip bunu istiyor işte. Bizler onlardan geri miyiz?”

YEŞİL KAPİTALİZM HALKLA İLİŞKİLER SOSUYLA ÖRTÜLEREK YAYILIYOR

Ormancılık konusunda yıllardır bıkıp usanmadan çalışmalar yürüten ve hatalı ormancılık politikalarına karşı makaleler, kitaplar yayınlayan Doç. Dr. Yücel Çağlar’ın tespitleri Türkiye’deki tepkisizliğe işaret ediyor. Orman ve Hazineye ait kamu arazilerinin adında “ağaçlandırma” olan her türlü girişimin masum görülerek teşvik edilmesiyle özel kişi ve şirketlere tahsis edilmesi bir yana artık doğal ormanlar yerine ağaç tarlalarının yaygınlaşmasına da neden olacak. Ağaçları tehdit eden hastalıkların yaygınlaşması da cabası. Sonuçta Antalya’dan Uruguay’a, Malezya’dan Afrika’ya ormanlarda adına ‘Yeşil Kapitalizm’ denilen ve büyük bir halkla ilişkiler sosuyla üstü örtülen yağma hızla yaygınlaşıyor. Türkiye kamuoyunun da bu orman yağmasına en az Mozambikliler kadar refleks göstermesi gerekiyor.

Önceki haberBir aylık “bütçe fazlası” hikâyesi: kemer sık, daha fazla vergi öde!
Sonraki haberBirleşik Krallık’ta önlem alınmazsa Ekim’de günlük vaka sayısı 50 bine çıkabilir
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.