Ortadoğu turunda… Kudüs durağı (3)

Ürdün’den sonra son durağımız Kudüs. Kudüs’e giriş pek kolay değil. Ne de olsa İsrail sınırı. Uygulanan çok sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle İsrail’e giriş biraz uzun işlemeler gerektiriyor. Hele genç ve yalnızsanız işiniz bir hayli zor. Grupla gidenler biraz daha şanslılar.


Biz karayoluyla tekrar Suriye topraklarından geçerek Türkiye’ye döneceğimiz için vizemizi pasaporta değil, manifestoya bastırıyoruz. Bu ayrıntı önemli. İsrail vizeli pasaportları Suriye gibi pek çok Arap ülkesi kabul etmiyor.


Kudüs’e binbir zorlukla giriyoruz ama, şehrin panoramasını görür görmez buna değdiğini düşünüyoruz. Sizin Kudüs’ü nasıl hayal ettiğinizi bilemiyorum ama, ben çok rahatlıkla hayallerimin ötesinde bir şehirle karşılaştığımı söyleyebilirim. Modern, temiz, sade, büyüleyici ve mistik.


Kudüs’te Asur’dan, Babil’den, Persler’den, Roma, Bizans, Arap ve Osmanlı’dan izler var. Bütün dinlere, bütün insanlığa ait bir yer burası. İsrailliler her ne kadar sınır kapısında canınızı sıksa da, gidip görmeye, bu topraklardaki sinerjiyi hissetmeye değer.


Düşünün bir kere sinagog, kilise ve camiler iç içe. İmamlar, hahamlar, papaz ya da rahipler yan yana yürüyorlar. Yine de bu kardeşçe görüntü sizi aldatmasın. Yıllardır süre gelen İsrail – Filistin çatışması günlük yaşamın içinde de kendini çok net hissettiriyor. Ne yaparsanız yapın İsraillilerle Filistinlileri bir arada tutamıyorsunuz.


Kudüs deyince insanın aklına ister istemez "Old City" geliyor. Kanuni Sultan Süleyman`ın yaptırdığı surlar boyunca uzanan bu alanda bir çekim merkezi var sanki. Nasıl olmasın ki, üç dinin en kutsal mekanları bu birkaç kilometre karelik alanın içine sığmış durumda. Örneğin Yahudiler için çok önemli olan “Ağlama Duvarı” burada. Hıristiyanlar için Hazreti İsa’nın kabrinin olduğu Kamame Kilisesi ve Müslümanlar için üçüncü kutsal mescit kabul edilen Kubbet- üs Sahra ve Mescid-i Aksa burada.


Kudüs’ü en güzel Zeytin dağından görebilirsiniz. Gözleriniz ilk önce güneşin ışıklarıyla daha da parlayan altın kubbesiyle Kubbet-üs Sahra’yı görüyor. Hemen yanında gümüş kubbesiyle İslam'ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa var. Bu iki mescidin biraz ilerisinde ikiz gümüş kubbesiyle Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği Kamama Kilisesi görülüyor. Altın kaplamalı kubbeleriyle dikkat çeken bir başka yapı da Maria Magdalena adında bir Rus kilisesi.


GÜVENLİK DUVARI MI, UTANÇ DUVARI MI


Kudüs’te şehri boydan boya ikiye bölen duvar dışında her şey çok güzel. Kudüs’ün “Utanç Duvarı” -İsraillilerin kabul ettiği adıyla “Güvenlik Duvarı”- bu şehre hiç ama, hiç yakışmıyor.


Bu duvar Kudüs'ün doğu ve kuzeyindeki dört Arap semtini dışarıda bırakacak şekilde yapılmış. Böylece Filistinlilerin Kudüs’le olan bağlantısı kesilmiş. Çoğunlukla Filistinlilerin yaşadığı bu semtleri şehrin dışında bırakarak, Kudüs’teki Yahudi nüfusunun artması amaçlanıyor. Bu İsrail için önemli. Çünkü ilerde Kudüs’ü başkent yapmak istiyorlar.


Filistinliler şehrin merkezindeki hastane, okul gibi yerlere gidebilmek için bu duvardan geçmek zorundalar. Duvar boyunca belli noktalarda kapılar var. Kudüs’e geçiş bu kapılardan yapılıyor.


Bu kapılardan geçiş öyle kolay değil. Kapıdan girişte değil ama, çıkışta tıpkı ülkeye giriş yaptığınız zaman ki gibi didik didik aranıyorsunuz. Önce dar bir koridordan geçiyor ve tek sıra halinde bir kat aşağıya iniyorsunuz. Döner demir kapılardan geçtikten sonra, üzerinizde hiçbir metal olmamak koşuluyla manyetik bir kapılardan geçiyorsunuz. Sonra pasaportunuz kontrol ediliyor. Bu işlemler her çıkışta istisnasız tekrarlanıyor. İsrail’le Türkiye’nin arası iyi olduğu halde bize böyle davranıldığına göre, Araplara nasıl davranıldığını varın siz düşünün. Onlar sadece kapıdan çıkarken değil, girerken de aranıyorlar, hatta her gün el izleri alınıyor.


Anlayacağınız tam bir Nazi kampı görüntüsü var bu davar kapılarında. Demir kapılar her açılıp kapandığında büyük bir gürültü çıkıyor ve bu ses yankılanıyor. Bu seslere ayrıca burada görev yapan İsrailliler’in bağıran seslerinin yankıları da karışıyor. Gürültü, bağırış içinde kendinizi esir kampında ya da hapishanede hissediyorsunuz.


YAHUDİLER AĞLIYOR


Kudüs duvar anlamında zengin bir şehir. Sadece 21. yüzyılın utanç duvarı değil, Yahudilerin “Ağlama Duvarı” da burada. Dünyanın dört bir yanından gelmiş Yahudiler burada dua ediyor. Başlarında kippa denilen dua takkesi ve omuzlarındaki kutsal şallarıyla eller ve alınlar duvara dayalı bir şekilde, gözlerini kapatıp ağlıyorlar. Burada bol miktarda melon şapkalı, redingotlu Ortodoks Yahudi görebilirsiniz. Bunlar teknolojiye karşı oldukları için ortaçağda nasılsalar aynı şekilde kalmayı tercih ediyorlar. Sakallı, siyah cüppeli, deyim yerindeyse tam tesettürlü Yahudiler bunlar.


Duvar 100 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğinde. Duvarın olduğu yerde Süleyman peygamber büyük bir tapınak yaptırmış. Babilliler MÖ. 588 yılında Kudüs’ü işgal edince, bu tapınağı yıktırmış. Yıkılan tapınağın yerine, Yahudiler ikinci tapınağı yapmışlar. Romalılar MS. 70 yılında Kudüs’ü işgal edince ikinci tapınağı da yıkarlar. Tapınağın bir tek bugün Yahudiler tarafından “Ağlama Duvarı” olarak anılan batı duvarını sağlam bırakırlar. Bazı kaynaklar, Roma imparatorunun, Yahudilerin yenilgilerini ve esir alınarak yerlerinden yurtlarından sürgüne gönderişlerini bu duvara her baktıklarında hatırlamaları için yıktırmadığını yazar. Gerçekten de tapınağın yıkılması İsrailoğulları'nın vatansız kalışlarını ifade eder ama, bu duvarın ayakta kalması ve önünde dua ediyor olmaları Yahudiler için çok çok önemlidir. Bu onlar için, bir gün bu toprakların yeniden vatanları olacağı ve tapınağın yeniden aynı boyutlarda inşa edileceği anlamına gelir.


Gerçi günümüz koşullarında bu tapınağın eski ölçülerine göre yeniden inşa edilmesi ancak hayal olabilir. Çünkü bu hayali gerçekleştirmek ancak Müslümanlar için üçüncü en büyük mescit olan Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s- Sahra’nın yıkılmasıyla mümkün olabilir.


19. yüzyılda kendini iyice hissettiren Siyonist hareketi kısaca değerlendirsek bunun neden önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Siyonizmle birlikte tüm dünya Yahudileri Kudüs'e dönmek için ciddi adımlar attı. Çünkü Siyonist hareket Mesihi dönemin başlangıcı anlamına geliyordu.


Yahudiler Mesih’in dönüşü için bir takım şartların yerine gelmesi gerektiğine inanıyor.
Bunlar vaad edilen kutsal topraklarda yeter sayıda Yahudi’nin yerlesip devlet kurması, Kudüs'ün ele geçirilmesi ve kutsal Süleyman Tapınağının yeniden aynı büyüklükte inşa edilmesidir.


Bu üç şartın birincisi Siyonist hareketle gerçekleşti. Kudüs'ün ele geçirilmesi, 1967'deki Altı Gün Savaşıyla başarıldı. Geriye tapınağın yeniden inşa edilmesi kaldı.


İşte şimdi bunun yollarını arıyorlar. Eski tapınağın olduğu yerde Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra olmasa, İsrailliler için tapınağı inşa etmek çok kolay. Ama Müslümanlardan çekiniyorlar.


Bunları yıkmak için şu anda o bölgede arkeolojik kazı yapılıyor. Yani bir anlamda Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın altını oyuyorlar. O kazılar devam ederse Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra yıkılabilir.


Kazıya başlamadan önce Mescid-i Aksa'yı yıkmayı hedefleyen yeraltı örgütü biel kurdular ancak başarılı olamadılra. 


Müslümanalr Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’yı İsraillilerin kapılardaki aldığı güvenlik önlemleriyle koruma güçleri yok. Buraları manyetik kapılar, demir parmaklıklarla koruyamıyorlar belki ama, giriş kapılarına çok dikkatli güvenlik görevlileri koyarak içeriye Müslüman olmayanları sokmuyorlar. 


Bir kere buraya kadınaların örtüsüz girmesi mümkün değil, yarı örtülü olanların da Müslüman olup olmadığı kimlik bilgileriyle teyid ediliyor, ya da Kur’an-ı Kerim’den bir sure okutularak Müslüman olduklarından emin olmaya çalışılıyor. 


HIRİSTİYANLAR HACI OLUYOR


Tüm dünya Hıristiyanları için Kudüs özel bir şehir. Kudüs Hıristiyanlığın doğduğu yerdir. Çünkü Hazreti İsa burada doğmul v eburada öldürülmüştür. Hıristiyanlar için Kudüs’ün önemi bu kadarla da sınırlı değildir. Onlar İsa’nın geri döneceği yer olarak Kudüs’ü kabul ederler.


Hıristiyanlar için Kudüs kutsal bir şehirdir. Buraya Golgotha taşını öpmek, Kutsal Mezar'da ağlamak için gelirler. Ayrıca Kudüs’te yaşayan önemli sayıda Hıristiyan da vardır.


Hıristiyanlar için önemli olan Kutsal Mezar Kilisesi, Ceza Kilisesi, Hz. Meryem'in anne ve babasının oturduğu evin yerine yapılan St. Anna Kilisesi, Rus ve Yunan Ortodoksların kilisesi Hıristiyanların ziyaret ettiği önemli mekanlardan sadece birkaç tanesi.


Ayrıca Kudüs’te noel kutlamaları çok renkli oluyor. O gün Hz. İsa'nın doğduğuna inanılan Nativity Kilisesi’nde ayinler yapılıyor, kilisenin önündeki meydanda konserler veriliyor. Bu kilise Hz. İsa'nın doğduğuna inanılan yerin üzerine kurulduğu için Hıristiyanlar için önemli bir yere sahip. Kilisede Hıristiyanlar hacı oluyor.


MÜSLÜMANLAR MİRAÇ’I KUTLUYOR


Kudüs, Hazreti Mühammed’in Miraç’a çaktığı yer olduğu için Müslümanlar için de çok önemlidir. Miraç, Arapça “merdiven” demektir. Muhammed'in hicretten 3 yıl önce Tanrı katına yaptığı yolculuğu anlatmak için kullanılır.


Peygamber, 619 yılının Recep ayının 27. gecesi uyurken Cebrail gelir ve Peygambere Miraç’ı müjdeler. Hazreti Muhammed, Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya Burak adlı bir atla gelir.


Hazreti Muhammed, Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Musa peygamberin makamına uğrar ve orada iki rekat namaz kılar, daha sonra Hz. İsa'nın doğduğu yere uğrayıp, orada da iki rekat namaz kıldığı söylenir. Musa ve İsa paygamberleri ziyaret ettikten sonra Mescid-i Aksa'ya gelir. Burada bütün peygamberler kendisini karşılar. Muhammed kendinden önce gelmiş bütün peygamberlere burada iki rekat namaz kıldırır. En son olarak da bugün Kubbetü's Sahra'nın bulunduğu yerdeki Muallak Taşının üzerinden Miraç'a yükselir.


Bu taş havada asılı kalmış gibi duran bir taştır. Rivayete göre bu taş peygamberin arkasından gitmek istemiş, bu yüzden havalanmış ama, peygamber ona "dur" dediği için havada asılı kalmıştır.


Peygamber göğün birinci katına Cebrail'in eşliğinde merdivenle çıkar. Birinci katta Adem peygamber ile karşılaşır. Bu katta kendisine cehennem de gösterilir.


Diğer katlara meleklerin kanadında çıkan peygamber, ikinci katta Yusuf peygambere, üçüncü katta İsa ve Yahya peygambere, dördüncü katta İdris peygambere, beşinci katta Harun peygambere, altıncı katta Musa peygambere, yedinci katta da İbrahim peygambere rastlar. Yedinci katta cenneti de görür.


Hazreti Muhammed Kudüs’e, bu topraklar Müslümanların eline geçmeden Burak adlı atıyla bir gecede geldi ama, Kudüs’te Müslümanlık; buranın 638 yılında Hz. Ömer tarafından Bizanslıların elinden alınmasıyla yayılmaya başladı.


O gün bugündür Kudüs, Müslümanlar için Mekke ve Medine’den sonraki en kutsal şehir olarak kabul ediliyor.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five + 6 =