Ortası yok! Kürtler ya uzlaşır ya çatışır

En son Başika’ya Türk askeri gönderilmesiyle başlayan krizle de adını sıkça andığımız Güney Kürdistan, Türkiye’de önemli bir gündem. Peki Türkiye kamuoyunda çoğu zaman ‘petrol’, ‘Barzani’, ‘Musul’ gibi başlıklarla tartışılan Güney Kürdistan’da ne olup bitiyor? Burada siyasi dengeler nasıl? Bağımsızlık tartışmaları hangi aşamada? KDP’nin tutumu Kürtler arası ilişkileri nasıl etkiliyor? Barzani Güney Kürdistan’da ‘tek adam’ mı? Başkanlık seçimleri yapılabilecek mi? Bütün bu soruları bölgeyi iyi bilen isimlerden biri olan Gazeteci-Yazar Fehim Işık’la konuştuk.

– Başika’daki kampa Türk askerinin gönderilmesiyle başlayan kriz sürerken Barzani Türkiye’ye geldi. Ziyarette Başika dışında neler konuşuldu sizce?

– Kanaatim o ki Barzani, Irak-Türkiye ilişkilerini içeren dosyanın yanı sıra başka konuları da içeren bir dosyayla geldi. Irak ve Suriye’de yaşanan DAİŞ karşıtı mücadelenin, Rojava’daki gelişmelerin mutlaka bu dosyanın içinde olduğuna inanıyorum. Bir diğeri henüz Barzani Türkiye’ye gelmeden önce Güney Kürdistan’da görüştüğüm Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yanlısı siyasetçilerden edindiğim izlenim, Barzani’nin çantasında çözüm sürecinin yeniden başlamasına dönük bir dosyanın da olduğu yönündeydi.

– Barzani’nin Türkiye hükümetini bu konularda etkileyecek bir gücü var mı yoksa sadece fikir mi beyan etti?
– Siyaset aynı zamanda karşılıklı çıkar ilişkisidir. Türkiye’yle KDP arasındaki ilişki de böyledir.

– Türkiye’nin hem içeride hem de Rojava’da Kürtlere dönük politikası göz önüne alındığında, Barzani’nin kurduğu bu ilişki problemli görünüyor ve Kürtler arasında bir gerilime de neden oluyor. Mevcut haliyle KDP-Türkiye ilişkisinden Kürtlere fayda çıkar mı?

– Zaman zaman Türkiye’nin lehine Güney Kürdistan üzerinden rahatsız edici açıklamalar gelse, özellikle KDP’nin bazı yöneticilerinin Türkiye’nin çıkarlarını öne alan açıklamaları olsa da ben KDP ve Barzani’nin bir bütün olarak Kürt hareketini karşısına alabilecek, sonuçları ağır olabilecek bir yaklaşım içerisine gireceğine inananlardan değilim. Kürtler ya çatışır ya uzlaşırlar. Bu ikisinin dışında bir seçenek bulmak mümkün değil. Bu nedenle Kürtler bir şekilde uzlaşmak zorunda.

Kürdistan Ulusal Kongresi toplanamadı, Duhok Toplantıları nihayete erdirilemedi, Rojava’da TEVDEM ve ENKS de uzlaşamadı. Kürtler neden başaramıyor uzlaşmayı?
Kürt hareketinin bu konuda başarılı olması için bölge devletlerinin Kürtlere yönelik tutumlarını değiştirmesi gerek. Kürt hareketi üzerinde etkili olan bölge devletleri var. Özellikle İran ve Türkiye bu anlamda önemli rol oynuyor. Onların Kürt hareketleri üzerindeki nüfuzunu kullanması aynı zamanda Kürt hareketlerinin kendi aralarında somut bir uzlaşı noktasına varmasını da engelliyor. Bu durum eğer bölge devletlerinin arzuladığı biçimde yol alır ise korkarım ki bu yaklaşım Kürt hareketlerinin kendi içinde çatışmasını da beraberinde getirebilir. Ama Kürt hareketleri daha sabırlı davranır ve sorunları diyalog yoluyla çözmeye dönük adımlar atarlarsa bölge devletlerinin Kürtler üzerinden yürüttükleri hesaplar çöker ve Kürtlerin kazanımları da bugünkünden daha ileri noktalara ulaşabilir.

– Bu uzlaşamama meselesinde KDP’nin tutumu etkili oluyor gibi…
– Bunun çok farklı nedenleri var ama KDP politikalarının da önemli bir etkisi var. KDP, Güney Kürdistan’da kendini tek başına diğer tüm güçlerin yerine koyup zaman zaman kendi başına adımlar da atabildi. Örneğin Goran Hareketi’nden parlamentoya seçilen ve daha sonra meclis başkanı olan Yusuf Muhammed’i Erbil’e sokmayarak ve bu yetmezmiş gibi hükümet ve parlamento kararı olmadan bakanları azletmek, Güney Kürdistan Hükümeti koalisyonuna rağmen tek belirleyici gibi davranmak… Bunlar sorunları çözmek yerine büyüttü.

– İhtilaflı bölgelerin Güney Kürdistan’a katılması ve bağımsızlık için referandum tartışmaları yeniden gündemde. Nedir orada son durum?

– Irak’ta 2003’teki 2. Körfez Savaşı’ndan sonra 2005’te yeni bir Anayasa kabul edildi. Bu Anayasada 140. madde vardı. Bu, 36. paralelin dışında kalan ve Kürt nüfusun yaşadığı yerlerin nereye katılacağını belirlemek üzere referanduma gidilmesini sağlayacak maddeydi. Ancak bu madde hiçbir zaman yaşama geçirilmedi. Sürekli engellendi. Çünkü o bölgelerde referandum yapılması durumunda ihtilaflı bölgelerin tümünün Kürdistan’a dahil olacağı belliydi. DAİŞ’in gelişinden sonra tablo değişti. Şimdi ihtilaflı olan bölgelerin tümü Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin denetimine geçti. Kürtler, merkezi yönetimin bu bölgelerdeki etkinliğini kırdı. Henüz DAİŞ bölgeye gelmeden önce Güney Kürdistan Yönetimi özellikle de KDP ve Mesud Barzani iki ayrı referandum koymuştu önüne. Bunlardan biri ihtilaflı bölgelerin Kürdistan’a dahil olup olmayacağını belirleyecek referandum, bir diğeri bağımsızlık referandumuydu. İlginçtir o dönem Türkiye, bağımsız Kürdistan devleti için ‘o bölge halkı böyle bir karar alırsa bizim açımızdan sorun değil’ noktasındaydı.

– Türkiye bağımsız bir Kürdistan’a sıcak mı baktı yani?
– Açıklamaları ‘karşı çıkma ya da engelleme tutumu içerisine girmeyeceğiz’ noktasındaydı. Bu Türkiye’yle Irak Merkezi Hükümeti arasındaki sorunlardan da kaynaklı bir yaklaşımdı. Siyaset çıkarlar üzerinden yürür. Ama şöyle de düşünmek mümkün; Türkiye bölgeye DAİŞ’in gireceğini öngörüp, Güney Kürdistan yönetimini karşısına almayıp ama diğer yandan da alttan alta DAİŞ’e verilen destekle o bölgede konjonktürü kendi lehine değiştirmeye dönük bir yaklaşım içine de girmiş olabilir.

– Kısa vadede bir bağımsız Kürdistan görüyor musunuz?
– Artık Irak ve Suriye’yi bir bütün olarak geçmişte cetvelle çizilen çizgiler üzerinden götürmek mümkün olmayacak. Cin şişeden çıktı. Yüz yıl önce sınırları çizenler o günden bugüne sorunların giderek büyümesine de neden oldu. Bu nedenle, kısa vadede olmayabilir ama önümüzdeki 10 ile 20 yılı kapsayacak bir süreçte artık eski Irak ve Suriye’yi görmeyeceğiz.

– Başkanlık meselesi yılan hikayesine dönen Barzani’nin gitmeye niyeti yok mu? Nedir başkanlık tartışmasının dünü ve bugünü?
– Asla gitmeyecek değil. Öncesini hatırlayalım. İlk başkanlık seçimi 1992’de yapıldı. O seçim yapılırken Celal Talabani, Mesud Barzani, Şeyh İzettin ve Mahmud Osman adaydı. KDP lideri Barzani ile KYB ideri Talabani birbirlerine çok yakın oy aldılar. Birinden birinin başkan olması durumunda siyasal sorunların büyüyeceği ve ortaya altından kalkılamaz bir çatışma çıkacağı görülünce başkanlık seçimini ertelediler. 2005’e kadar o seçim yapılmadı. 2005’teki seçime kadar Kürdistan’da bir başkan yoktu. Bir başkanlık sistemi de yoktu. 2005’te kabul edilen Merkezi Anayasaya Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kendi başkanını seçebileceğine dair kesin olmayan ama o anlama gelen ibareler yerleştirildi. Kanunda bir kişinin 5 yıllığına seçileceğini ve en fazla iki dönem başkan olabileceğini söylediler. Birinci seçimde parlamento Barzani’nin başkanlığında uzlaştı. Yasada şu açık; seçimle de bunu yapabilirler parlamentoyla da. İkinci dönem yani 2009’da ise başkanlık seçimi yaptılar. Başkanlık süresi 2013’ün 20 Ağustos’unda tamamlandı. Ama bu süre tamamlanmadan önce Güney Kürdistan Yüksek Seçim Kurulu ‘Seçim koşulları yoktur, bütçemiz buna yeterli değil, bölgedeki konjonktür başkanlık seçimi yapmamıza engel’ deyince bir ara yasa ile düzenlemeye gittiler. 2013’teki ara yasayla Mesud Barzani’nin görev süresini 2 yıl uzattılar. Bu arada da yeni başkanlık seçiminin parlamento seçimiyle birlikte yapılmasını karar altına aldılar. Ancak 2015’te parlamento seçimini yaparken başkanlık seçimi yapmadılar. Başkanlık süresi 2015’in 20 Ağustos’unda tamamlandı. Bu süreçte KDP ile Goran Hareketi arasında ihtilaf başladı. Bir çatışmaya dönmemiş olsa bile taraflar arasında sorun devam ediyor. Deyim yerindeyse sorun beklemeye alınmış durumda. Özellikle DAİŞ’in bölgedeki varlığı, ciddi ekonomik krizlerin yaşanıyor olması, parlamenter sorunların ötelenmesini de beraberinde getirdi.

– Güney Kürdistan, hep Barzani’yle anılsa da aslında KDP oradaki tek güç değil. Güney Kürdistan’daki siyasi dengelere dair tablo nedir?

– Son genel seçimden yola çıkarak söylersek siyasi tablo şu: Yüzde 36 KDP’nin oyu var. İkinci parti olan Goran Hareketi yüzde 23 oy aldı. KYB üçüncü parti ve oyu yüzde 17. Bir de İslami Hareket ve İslami Birlik adı altında iki etkili İslami yapı var. İslami Hareket yüzde 9, İslami Birlik ise yüzde 6 oy aldı. İslami yapılardan ikisi de parlamentoda yer alabildi. Oy oranlarının toplamı yüzde 15. Goran Hareketi ile diğer İslami yapılar parlamentoda etkin bir biçimde yer alsalar da aslında tümüyle ideolojik bir tabana hitap etmiyorlar. KDP ve KYB’ye tepki duyanlar pekala bu partilere eğilim gösterebiliyorlar. Örneğin Goran Hareketi’nde, İslamcıya da, liberale de, komüniste de, sosyal demokrata ve sosyaliste de rastlayabilirsiniz. Çok yaygın olmasa da oyunu İslami partilerden birine vermiş bir solcu da görmeniz mümkün.

– Goran ve KYB daha parçalı KDP ise yekpare bir görüntü sergiliyor. KDP’nin asıl gücü buradan mı geliyor?
– KYB içerisinde farklı eğilimler ortaya çıkıp etkili olabiliyor. Ama KDP içerisinde şu ana kadar farklı eğilimler ortaya çıkmadı ya da çıksa bile etkili olamadılar. KDP’den çıkan muhalifler, parti dışına düştüklerinde de ciddi taban bulamadılar. KYB’de durum farklı. Örneğin Noşirvan Mustafa, KYB’nin önemli bir kadrosuydu. 1975 yılında KYB’yi kuran 3 siyasi hareketten birinin lideriydi. Pekala ayrılıp etkin bir Goran Hareketi oluşturabildi. Şu anda Celal Talabani’nin hastalığı nedeniyle KYB genel sekreterliğini yürütebilecek durumda değil. Bu nedenle KYB bir genel sekreterlik konseyi oluşturmuş. Parti içindeki 3 ayrı eğilim bu yapılanmada yer alıyor. Bir eğilim Behram Salih liderliğinde, bir eğilim Kosret Resul liderliğinde, bir diğer eğilim ise Talabani’nin eşi ve aynı zamanda Kürt hareketinin önemli kadrolarından İbrahim Ahmed’in kızı olan Xêro İbrahim Ahmed’in liderliğindedir. Bu üç eğilim de KYB’nin üst yönetiminde yer alıyor. Benzer bir tablo hiçbir zaman KDP’de yaşanmadı. KDP daima yekpare olabilmeyi başardı. Parti yönetimi de hiçbir zaman Barzani ailesinin dışına taşmadı. Mele Mustafa Barzani’den sonra İdris Barzani, ondan sonra da Mesud Barzani KDP’de bu bütünlüğü koruyabildi.

– Bundan sonra da Neçirvan Barzani’yle mi sürecek?
– Neçirvan Barzani’nin yürütebileceğine dair bir şey söylemek için erken. Ancak partiyi gelecekte de Barzani ailesinden birinin yöneteceğini söylemek mümkün. KDP’de rekabet aile içindedir. Bunun emarelerini daha şimdiden görebiliyoruz.

– Son seçimde ciddi bir çıkış yapan Goran Hareketi’ne dair ne söylersiniz?
– Goran, Noşirvan Mustafa liderliğinde ortaya çıktı ama diğer taraftan siyasal partiler dışına düşmüş, KDP ve KYB’ye tepki duyan farklı eğilimler de Goran’da yer almaya başladı. Noşirvan Mustafa sol komünist bir kadro geçmişte. Maocu bir çizgiden geliyor. Ama Goran Hareketi’ni kurduğunda diğer partilerde yer almayan liberaller de, sosyalistler de, hatta az da olsa İslamcılar da bu harekette yer aldı. Yani bir ideolojik ortak nokta oluşturamadılar. Belki en büyük handikapları da o. Noşirvan Mustafa sonrasında böylesi bir bütünlüğün sağlanabileceği de şüpheli.

– Sosyalistler açısından durum ne Güney Kürdistan’da?
– Kendisini sosyalist olarak tanımlayan örgütler var. Goran Hareketi ve KYB’de ise kadro düzeyinde sosyalistler ve komünistler var. Ama her iki partinin programları itibariyle sosyalist olduklarını söylemek pek mümkün değil. Sosyal demokrat bir çizgideler. Elbet Güney Kürdistan’da adı sosyalist olan partiler var. Bunlar da öyle çok da sosyalizmin bildiğimiz kalıplarına uyan yapılar değil. Bilinen partilerin dışında gündelik siyasette pek etkili olamayan sosyalist hareketler var. Güney Kürdistan’da kitlesel bir sosyalist hareketten söz etmek mümkün değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.