Osmanlı’dan bu yana yedi düvelin en iyi zillerini üreten: ZİL – ZİLCİ – ZİLCİYAN  

“Zildjian” 

SEDAT YILDIRIM SARICI – Allah’a şükür, bir dünya markamız var. “Zildjian”. Osmanlı’dan bu yana yedi düvelin en iyi zillerini üreten ülkelerin arasında başı çekiyoruz. Öyle ki, dünyanın hiç bir ülkesinde göremeyeceğiniz “zilci dükkanı”nı, sadece İstanbul’da müzik mağazalarının bulunduğu Galip Dede Caddesi’nde görebilirsiniz.

Zildjian markası ve Zilciyan (Zilcioğlu) ailesiyle ilgili çok şey yazıldı, yazılacak. Haklarıdır, iftiharla anılmalıdır. Sekiz yıl önceki bir makalemde bir paragraflık değinmişim. Bu yazıda hikayeyi biraz daha boyutlandırıp başka şeyler anlatacağım.

III. Avedis 1927’de Boston’da Fabrikanın Önünde -USA

ZİRVEDEKİLERİN SEÇİMİ

Zilciyan zillerini kullananlar arasında Deep Purple – Ian Paice, Cream – Ginger Baker, Pink Floyd – Nick Mason, Beatles – Ringo Star, Jimi Hendrix – Mitch Mitchell, Shadow – Brian Bennet, Rolling Stones, Yes, Uriah Heep, Gun’s and Roses, Fleetwood Mac’in kurucusu Mick Fleetfood gibi isimler sıralanıp gidiyor.  Sadece Jack DeJohnette bile tarife yeterdi, deyip işin önemini arzetmiş olalım.

1600’lü yılların başında Ermeni ustamız, mucidimiz Kerope ile başlar zil üretimimiz. 1618 yılında özel formüllü olağanüstü zilleriyle tanınmaya başlayan oğul Avedis mehter takımı için sipariş edilen zilleri teslim ettiğinde Sultan Mustafa çok etkilenir ve 80 altınla birlikte aileye “Zilciyan” (Zilcioğlu) adını verir. 1623’te İstanbul – Samatya’da ilk atölye de Sultan IV. Murat tarafından aileye sunulur.

Zildjian – Osmanlıca

1700 yılında ziller Avrupa’daya satılmaya başlanır. Mozart ve Beethoven gibi besteciler senfonik orkestralar için yazdıkları eserlere zilleri(mizi) dahil eder. Avedis’in formülü kuşaktan kuşağa geçer. 1927’de Amerika’da ilk fabrika kurulur. Geride 15 nesil bırakarak 400 yaşına giren öykü Zildjian (USA), Avedis (USA), K Zildjian (USA), Sabian (Kanada) gibi markalarıyla dünyayı çınlatmaya ve zangırtmaya devam ediyor.

Zildjian Fabrika -USA

400 YILLIK SIR

Ülkemizde ise ailenin son temsilcisi Mikael Zilciyan ay yıldızlı, “Made in Turkey İstanbul” damgalı ve Zilciyan’ın özel imzalı, el yapımı zilleri ünlü davulcuların gözdesi olur. 1979’da Mikael Zilciyan öldüğünde herkes, 400 yıllık sırrın sona erdiğini düşünür. “Mikael Zilciyan öldü, Türkiye’de bu iş bitti” diye haberler basında yer alır. Mikael Zilciyan’ın sağlığında yanında çalışan kalfaları Mehmet ve Agop bir gece çatıda saklanıp onun bakırla kalayı tartıp, hangi oranlarda karıştırdığı gizli formülü görür ve ortaklaşa “İstanbul Zilleri” markasını kurarlar.

Bir gün cazın en büyük davulcularından Billy Hart zil seçmeye Mehmet’lerin atölyeye gelir. Bir sürü zil alır ve giderken “Ben şimdi Amerika’ya gidiyorum. Bakın size kimleri yollayacağım” der. Elvin Jones, Tony Williams, Alf Balck, Jeff Hamilton gibi büyük ustalar ve daha niceleri zillerimizi almak için sıradadır. İşler büyür. Ortaklık bozulur. “İstanbul Agop Zilleri” ve “İstanbul Mehmet Zilleri” olarak formül gelişmeye devam eder. Agop’un vefatı ardından kalfaları olağanüstü güzel tınılarla ziller üreten “Bosphorus”, “Turkish Zil” ve “Anatolia” adlarıyla yeni firmalar kurup 400 yıllık sırrı sürdürüp dünyayı büyülemeye devam ediyorlar.  Bir de Amerika’da Soultone diye “Made in Turkey” diye pazarlanan ziller var ama ustasını, araştırdıysam da bulamadım.

İstanbul Mehmet Zilleri – olağanüstü zerafetiyle Sultan Modeli

İstanbul Mehmet Zilleri atölyelerinin çok yabancı konuğu oluyormuş. “Hacı yeri gibi atölye. Ziyaret edenimiz bitmez.” diyor Mehmet usta. 50’den fazla ülkeye ihracat yapan dünya markası “İstanbul Mehmet Zilleri” olarak müzik endüstrisinin en büyük ödüllerinden MIPA (Musikmesse Uluslararası Basın Ödülü) en iyi zil ödülüne layık görülmüşler.

Gelin görün ki, Mehmet Tamdeğer, bu başarının yeterince takdir görmediğini söylüyor ve ekliyor “Benim en büyük zenginliğim bu ödül. Müzik alanında dünyanın en önemli ödülünü aldık. Ama sadece bir gazetede küçük bir haber çıktı. Bu beni çok üzdü.”

 

İşte şimdi işin asıl sırrını hepimize soruyorum, takdir etmesini bilmeyen, alkışlamasını beceremeyen bir toplumda böyle güzel imzalar nasıl doğabiliyor? Bilen varsa beri gelsin…

Sitemimizi şöyle sürdürelim, 50 ülkeye ihracat yapmak, uluslararası ödül almak basında yer almak için yeterli değil. Adaletin bu mu Anadolu?

ZİL – ZİLLİ – ZİLLİLER

Oysa, “Seni Yerler, Yerler, Seni Ham Yapar Bu Zilliler, Ye Ye Ye Çıtır çıtır”, “Oynama Şıkıdım Şıkıdım” veya “Bandıra Bandıra Ye Beni” diye şarkı yapanlar hapşırsa, neredeyse yarım sayfa haber yapan 50 gazete var bu memlekette. “Zil, Zilli ve Zilliler” bahsini uzatmayacağım. Neden konuyu uzatayım ki, enayi miyiz?

Yemeye teşvikçi söz yazarıyla, tacizci din simsarları memleketimi bu hale getirdi. Ben yanmayayım da kim yansın? Bu memleket yobazlaşma kadar, yozlaşmadan da çekti, çekiyor, çekecek… deyip, konuyu kapatıyorum.

MİNNET BORCU 

Biz dönelim alınteri ve emeğe, dört yüzyıl önce bir Ermeni yurttaşımızla başlayan formül, deneyim, birikim şimdi dünyanın dört tarafına yayılan ürünlerimizle, ay yıldızlı simge ve imzalarımızla ülkemizi temsil ediyor.

Sadece Zilciyan ailesi mi? Atatürk’ün imzasından İstiklal Marşı’mızın orkestrasyon ve koroya uyarlanmasına kadar bizi temsil eden, cumhuriyetimizin de yükselmesinde emeği, katkısı büyük o kadar çok Ermeni vatandaşımız, müzisyenimiz var ki, saymakla bitmez.

Bir kaç yıl önce bir Alevi kurumu Londra’daki gazetelerde okuduğum bir basın açıklamasında bulunmuştu, hiç unutamam. Londra’daki İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi’ni telefonla arayarak tebrik etmiştim. Şuna yakın bir cümle geçiyordu, “Türk’ün hakkını Kürt, Kürt’ün hakkını Türk, Alevi’nin hakkını Sünni, Sünni’nin hakkını Alevi  savunmadıkça iç barışı sağlamamız zor olacak”. Ne güzel bir belirleme. Her kim kaleme aldıysa bin defa helal olsun.

Artık kendi meşrebimize, mezhebimize bakmadan, hak edene hakkını teslim etme zamanı geldi de geçiyor. Alkışlamasını öğrenmemiz gerekli.

BİZİM JACK 

Bir başka güzelliği de yazıya eklemeli; “Yarkın” ailesi müziksel potansiyeli oldukça yüksek, yetenekli ailelerdendir. Daha önce anlatmış olabilirim ama konumuz vurmalı sazlar olunca ülkesel katkımız bilinsin isterim. Yarkın ailesinin en büyüğü Fahrettin ustamız, bir sohbetimizde bana, “bizim Jack, sizin oralara geliyor mu” diye sormuştu. Ustam ,”hangi Jack” diye meraklanmıştım. “Soyadını hatırlamıyorum”, deyip, kartını vermişti. Karta bir baktım, amanniiin booov, bu dünyanın yaşayan en büyük davulcularından Jack DeJohnette. Fahrettin ustam devam etti. “Bir konserde tanıştık. Kuliste 9/8’lik bir ritm çalıyordum. Jack, arka tarafta bizi dinliyormuş, ritmi çıkaramamış. Geldi sordu. Bir kaç defa daha çalmamı istedi. Bir kaç defa daha çaldım, yine çıkaramadı. Yavaş çalmamı rica etti. Oldukça yavaş çaldım, yine çıkaramadı. Benden böyle ritmleri öğrenmek için dersler aldı.”

Fahrettin Yarkın

Yaşayan en büyük caz davulcusu Jack DeJonnette’in hocası, üstadımız Fahrettin Yarkın. Ritmlerimizle ilgili kitabı da var ve üniversitede öğretim görevlisi ustamız kimseye özel ders vermiyor. Özel ders verecek olursa hiç bir ücret almaksızın sadece aşkla bu işe sarılanlara bilgi ve birikimlerini aktarıyor. Jack DeJohnette’n de ücret aldığını sanmam. Caza o kadarcık katkımız olsun.

Bir kaç hafta önce yayınlanan Aşkın Arsunan’la yaptığımız söyleşide, caz müziğin bütün dünyaya yayılmasında büyük rol oynayan “Take Five” ve “ Blue Rondo a la Turk” adlı eserlerin ülkemiz ritmlerinden kaynaklandığından bahsetmiştik. Dünyanın en büyük davulcularının hocaları da bizden. Dünyanın en güzel zillerini de biz yapıyoruz. Aziza Mustafa Zadeh, Azerbaycan edasıyla sesini caz dünyasında da duyurdu. Sıra kendi sedamızla hak ettiğimiz yere doğru albümler yapmaya kaldı.

İşte bu Fahrettin Yarkın ustamız var ya, iki tane pırlanta evlat yetiştirmiş Nağme Yarkın ve Baturay Yarkın. İki kardeşin yorumuyla Uzun İnce Bir Yoldayım’ı dinledim. Bu yolda ümidimizi tazeliyorlar. Aşık Veysel’in kabrine iki demet çiçek götürmüşler. İlerde herşey güzel olacak. Dinlemek isteyenlere ilgili link’i ekliyorum.

Baturay Yarkın & Nağme Yarkın – Uzun İnce Bir Yoldayım [ 2019 Kalan Müzik ]

https://www.youtube.com/watch?v=kNbdsr__AVI&pbjreload=101

Caz tarihinin en büyük virtüözlerinden kabul edilen Keith Jarrett’in 1980’li yılların ortalarındaki İstanbul konserinde davulcu Jack DeJohnette, ellerini hiç kullanmadan, evet evet ellerini hiç kullanmadan, sadece sağ ayak pedalı ile vurduğu bas davulla uzunca süren bir solo atmıştı. Dakikalarca süren bu eşsiz soloyu şaşkınlıkla izlemiştik.

Böylesine şaşırtıcı bir başka solo da John Mc Laughlin’in 2000’li yıllarda Londra-Barbican konserinde Hintli bir tef üstadından izlemiştim. El büyüklüğünde minik bir tefle 10 dakikayı aşan bir doğaçlama yapmış ve uzun süre ayakta alkışlanmıştı.

Jack DeJohnette

DAVULU ZURNANIN YAMAĞI OLMAKTAN KURTARDIK

Fahrettin Yarkın ustamız bir söyleşisinde diyor ki, “Türkiye’deki ritm anlayışını değiştirmek için bir grup kurduk ve tabanda kalan ritm enstrümanları tavana çıkardık, şahsiyet kazandılar. Davul, zurnacının yamağıdır dönemi bitti.”

Ustamızın tespitini başımızın üstüne koyup, davulların ve zillerin eşlikçi değil, kompozisyonun ana karakterini oluşturacak eserleri dinleyebilmek dileklerimizle, bu haftalık huzurlarınızdan ayrılıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.