OSMANLIDAN CUMHURİYETE AYDIN

Aydın; her türlü dayatmacılığı ret eden, şüpheci, itiraz eden, tartışan, dönemsel, konjektürel davranmayan, olaylara yerel gözle olduğu kadar evrensel pencereden bakan kişidir.

Aydın’ı genel hatlarıyla bu şekilde tanımladığımızda; gerek Osmanlı ve gerekse cumhuriyet dönemi aydınına ait bazı temel yanlışları, eksiklikleri saptamak kolaylaşır. Osmanlı ve cumhuriyet aydınının eksiklik ve aksaklık ekseninde çok ortak yönlerinin olduğunu görülür.

Aydın olmanın temel özelliklerinden olan eleştiri eksikliği ve eleştiri kapsamını sınırlı tutma her iki dönemin belirgin özelliklerinin başında gelir. Oysa ‘hiçbir şey eleştirinin dışında kalamaz. Ne kutsallığı dolayısıyla din ve ne de yüceliği dolayısıyla yaşalar’(1)

Bu iki dönem aydını yine Kant’ın tespitiyle ‘çok sayıda insan(aydın) tembellik ve korkaklıkları yüzünden reşit olmadan’ aydın olmamanın gereğini yerine getirmeyip lafazanlığın ötesine geçememiştir.

‘Aydınlanma-ve aydın kolayca görülebilen ama tanımlanması zor bir kavramdır’(2) ama tanımlama; evrensel hukuk, adalet, haktan ve insandan yana tavır koyma gibi belirgin özelliklerle düşünüldüğünde hiçte zor değildir aslında.

 

Osmanlı –Cumhuriyet geçişi

 

Osmanlı’da yenileşmenin başını çekenler, Batı’da olduğu gibi burjuva sivil toplumundan değil, genellikle devlet memuru statüsünde olan kimselerdi ve temel kaygıları da Devlet’i kurtarmaktı’(3). Amacı Osmanlıyı kurtarmak(devam etmesini sağlamak )olan aydın zihniyeti(aydın) Cumhuriyetten sonra, , kendisinin başından beri Osmanlı’ya karşı olduğu pozuna girmiş, Atatürk’e rağmen Atatürk kültünü tartışmasız savunma hattına geçmiştir. Cumhuriyet aydını için M.Kemal devleti kurtarmış(kurmuş)tır, aydın olmanın eleştirisel yaklaşımına gerek yoktur artık. Zaten böyle bir yaklaşım kişisel tehlikeyi içerdiği için de zor ve risklidir. Göze almaya değmez.

Erken Cumhuriyet aydını şu soruyu kendine sormaz’ kutsallaştırma bir liderin şahsında onunla birlikte akılcılık ve bilim de kutsallaştırılabilir mi’(4) bu sorunun yanıtı tabi ki hayırdır ama Cumhuriyet aydını bu yanlışa düşmüş ve bu yanlışı yaşamıştır.

Osmanlı –Cumhuriyet dönemi (ayrımı) birbirinden tamamen ayrı; biri biterken, diğeri yoktan var olan, farklı, bağlantısız iki süreç gibi algılama yanlışı nasıl yanlış ise,  Osmanlı aydını cumhuriyet aydını ayrımı da yanlış, en azından hataları çok olan bir değerlendirmedir. Osmanlı ulus devlete geçiş sürecini ve bu surecin uzantısı aydın tipini; Anadolu’da yunan işgalinden çok önceden ‘idari gücünü genişleterek.(5) ’aydın prototipini oluşturmaya başlamıştır ‘ikinci meşrutiyeti ordu ilan etmiştir. İttihat ve terakkinin az sivil üyesine karşılık subay üyesi çoktur. İlk on üyesinden sekizi askerdir(6)Bu çarpıcı örnek, Osmanlıda ‘Aydın’ın devletle ilişkisini gösterir. Devlete rağmen değil, devletle birlikte aydın söz konusudur. 

   

 

   Cumhuriyet

 

Osmanlının son dönemindeki güdük, özgünleşmemiş, düşünsel düzeyde özgürleşmemiş, genelde aydınlanma hareketi, özelde aydın, bu özelliklerini(özellsizliklerini), yeniden oluşturulmuş(kurulmuş)devletin, resmi çizgilerini; bağımsız, eleştirme yetileriyle değerlendirememiş, Osmanlı dönemine özgü kısırlığını sürdürüp, resmi ideolojinin sınırları içinde kalarak düşünsel kaypaklığa, bireysel güvenceye sığınarak güdük kalmaya devam etmiştir. Bu dönemde de Türk aydınının en belirgin özelliği ‘kendi kendini kısıtlayan, sınırlayan bir düşünce yapısında olmasıdır’ (7)

 Günümüzde gerici iktidarların Türkiye’de yüksek oranda halk desteyi alarak iktidarı alıp uzun süredir devam ettirmesini, cumhuriyet aydını anlamada zorluk çekmekte, şekillendirememektedir. Oysa bu süreç aydın yetmezliğinin, aydının halkla ilişkisi bağlamında değerlendirildiğinde yanıtlanması zor olmayan bir süreçtir.

Siyasallaşan dinin cumhuriyetin kültürel kazanımlarını yok ettiği, demokrasiden, aydınlanmadan yana her şeyi kendi ideolojik yetmezliği, demokrasi kültürünü özümsemeyen ideolojik alt yapısında, dayatmacı politikalarıyla yok ettiği saptaması veri olarak alınması kolaycı bir değerlendirmedir. O cumhuriyet ve cumhuriyet aydını anlayışı ki; soldan, sosyalizmden yana her türlü toplumsal görüşü dışlamış, cezalandırmış,  devlet aracılıyla her türlü demokratik örgütlenmeyi engellemiş yasa dışı ilan etmiş, dini; her dönemde kendi var oluşunun saç ayağı olarak kullanmıştır. Aslında cumhuriyetin, toplumsal kazanımları, günümüz de AKP iktidarında, geçmişte demokrat partinin iktidara gelmesi süreçlerinde, devlet ideolojisinin yetersizliği, aydın diye tanımlanacak kitlenin devlete rağmen ideolojik bağımsız bir tutum sergileyememesi, kendi kişisel yetersizliğinin oluşturduğu ortamda, boş olan geniş bir alanın ideolojik, kültürel el değiştirmesinden başka bir şey değildir.

 

Hitlerin imha ettiği sanat ve düşünce zaten uzun süredir kopuk ve dışlanmış yaşam sürüyordu, son sığınaklarımda Faşizm temizledi. Oyuna katılmayanlar, daha üçüncü Reich’ten yıllarca önce, kendi içlerine iltica etmişti’(8)   cumhuriyet döneminin halkla olan iletişim yetersizliği ve birçok dönem baskıcı yönü, ideolojik yetersizliği, hiçbir şey boş kalmaz gerçeğinden; gerici unsurlar ve ideolojiler tarafından kolayca doldurulmuş, anti demokratik içeriklerine rağmen alternatif ve iktidar olmuşlardır. Cumhuriyetin; ezberci, tartışmasız kabullenen, üretmeyen ama lafazan, halka yabancı, tarihle yüzleşmekten korkan dayatmacı devlet ideolojilerini desteleyen  ‘Aydın’ları devlet memuru görevlerine devam ediyorlardı. AKP iktidarı döneminde kendisinin ne olduğunu söylemeden ‘her şeyin kötü olduğu yerde en kötüyü bilmek iyi olmalı’(9) yaklaşımı kendi kötülüğünü unutturma, en azından tartışma ortamına taşımama, tabiriyle kaçak güreşme yöntemidir. Bu kacak güreşme taktiği; Osmanlıdan cumhuriyete ‘Aydın’ın temel ve kalıcı özelliğidir.

Aydın olma, dönemin (konjektürel) izin verdiği düzeyde, ‘muhalif olmak, başkalarını hakkını koşulların verdiği ölçüde sınırlı savunmak ya da görmezlikten gelmek midir?

 Yoksa her dönem ve koşulda tarihsel doğruları, güç dengelerini dikkate almadan, kişisel(maddi, fiziksel) rizikoları göze alarak, doğruları sadece doğru olduğu için söylemek ve eylem sellik içinde olmak mıdır?

Somutlayalım; etnik sorunlar da tavır, ülkenin bütünlüğü, bekası kriteri midir? Yoksa kişi ve grupları(halkların) kendi geleceğini özgür iradesiyle saptama ilkesi midir? Soru bu şekilde net bir şekilde konulduğunda cumhuriyet aydını ‘ yüklediği arabasını atın önüne koyar’ çelişkisini sergiler.

Dönemin kendine özgü tarihsel koşulları tabi ki vardır. Bu koşulları, değerlendirdiğimiz dönemi incelerken tabi ki dikkate almalıyız, âmâ dönemsel olmayan, her dönemde ilkesel duruş sergilemek gereken prensipler, dönemselliklerden bağımsız, her dönemde aydın sorumluluğun olmazsa olmazıdır. 12 Eylül’ü dönemin koşulları gereği anlayışla karşılayan, daha kötüsü destekleyen ‘cumhuriyetçi’ görüş, belli bir sure sonra ‘aslında, bazı şeyler yanlış yapıldı’ itirafçılığı, ’aydın’ tutarsızlığın yakın tarihten en çarpıcı örneklerindendir. ‘Umudu hakikat sanmak’ (10) çok yaygın aydın yanlışıdır.

Cumhuriyet aydını ile gerçek anlamıyla aydın ayrımı yapmak olası mı? Bu sorunun yanıtı bizce evettir.

‘Cumhuriyet aydını’ kendisinin belirlediği temel doğruların dışında başka doğruların varlığını kabul etmeyen, tartışmayan bir aydın tipiyse ve gerçek aydın;  hiçbir kırmızıçizgisi olmayan aydın modeliyse evet ‘cumhuriyet aydınınla’ gerçek ‘aydın’ arasında çok fark vardır.

Günümüzde ‘cumhuriyet aydını’ ile AKP iktidarının sorunu; devlet aygıtının (gücünün) yeniden paylaşımı sorunudur.  Oysa gerçek aydın için sorun; demokrasinin sınırlarının daraltılmasına karşı genişletilmesi, adaletsizliğe karşı adalet, liberalleşmeyle ye karşı halkçılığın yaygınlaşması arasında mücadeledir ve gerçek aydın her zaman demokrasiden, adaletten ve halktan yana tavır alan ve eylem sellik içinde olandır.

 Devrimin önemi; kendisi olduğu kadar, değiştirdiği, yeniden oluşturduğu, değer, kavram ve kurumların kitleler nezdinde sahiplenilmesi, kitle desteğini geliştirerek sürdürmesidir. Üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen; gerici, dinci kısaca siyasal işlamın toplum desteği, devrimin oluşturduğu yapıya rağmen toplum nezdinde çoğunlukla dokuya işliyorsa, devrimin toplumsal yeteri düzeyde toplumsal taban bulamamasını tartışmak ve sorgulamak bir aydın sorumluluğu olmalı.                                      

__________________

N.Kazım Öztürk

  1. Kant
  2. Andrew Marr-The Making of Modern Britaın page 244
  3. Tamer Timur  Marx-Engels ve Osmanlı Toplumu
  4. Tamer Timur age
  5. Gıddens Natıon-state and Vıolence
  6. Prof tarık Tunaya Türkiyede Siyasi Partiler Cilt 3
  7. Oguz adanır Osmanlı ve ötekiler
  8. Heodor W.Adorno Mınıma Moraha
  9. F.H BRadley
  10. Nietsch-Deccal

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.