Otonom ordu kaybedecek

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Türk ordusunun ‘otonom’ yani ‘özerk’ olduğunu belirterek, devlet içerisindeki politik konumuna açıklık getirmiş oldu. Her şeyin kendisinden sorulmasını isteyen askerler iktidar gücündeki konumlamalarında meydana gelen her gerileme karşısında toplumsal çelişkileri derinleştirecek, sadece halklar bakımından değil de aynı zaman da sistem içindeki çatışmaları da körükleyecek pratik-politik yönelimlere çok daha ciddi olarak sarılmaktadırlar.
Otonom yani bir bakıma özerklik daha çok sosyolojik-politik literatürde kullanılan bir kavramdır. Özellikle Kürt Sorunun Demokratik Çözümünün tartışıldığı bugünlerde ‘otonom-özerklik’ tanımlaması üzerine de çok farklı yorumlar yapılıyor. Kürtler için bu kavramın ‘bölücülük’ taşıdığı ve çok yakın tehlike olarak görülürken, ilginçtir ordunun başındaki zat, kendilerinin mevcut devlet yapılanması içerisinde ‘özerk’ bir kurum olduğunu vurguluyor.
Genelkurmay Başkanı “dolayısıyla ben de her zaman söylediğim gibi Silahlı Kuvvetler, tabi ki Anayasa, yasa ile hareket eder ama Silahlı Kuvvetler de otonom olacaksınız. İşin özü de bu. Bu da önemlidir.”
Peki, politik olarak bunu nasıl yorumlamak gerekir? Kastedilen şu: ‘Ben devletin sahibi olarak istediğimi yaparım, darbe gerçekleştiririm, askerlerim her yerde kontrgerilla örgütlenmesi yaparlar ve kimseye hesap vermezler, meclisi kılıçlarımla denetlerim beğenmediğim politikacıyı postalarım, ekonomik bir gücüm, bütçede istediğim kadar para alırım, açlık sefalet olsa da silah harcamaları için milyar dolarları harcarım, istediğim zaman savaş çıkartırım, Kürtler veya başka uluslara karşı toplu katliamlara girerim, Kürtlerin hiçbir ulusal ve toplumsal talebine onay vermem, verenleri de hizaya getiririm.” İşte generallerin otonom dedikleri budur. ‘Anayasa ve yasalara göre hareket eder’ sonrasında bir ‘ama’ ekliyor ve ‘otonom olacaksınız’ diyor. Kastetmek istediği, ‘Anayasa da, yasalar da bize vız gelir, bildiğimizi okuruz’ diyor.
Genelkurmay Başkanlığı yasal olarak Başbakanlığı bağlıdır, ordunun başkomutanı ise Cumhurbaşkanı’dır. Genelkurmay Başkanı, başbakanın önerisiyle cumhurbaşkanı tarafından atanır. Peki, bunlar uygulanır mı? Hiçbir dönem uygulanmamıştır. Emekli genelkurmay Başkanı ve Şemdinli’deki ‘iyi çocuklarını’ savunan Büyükanıt’ın söylemiyle “başbakanlığa bağlı olması sadece kâğıt üzerindedir.’
Ordunun bugüne bütün sistem kurumlarının üzerinde bir işleve sahip olduğunu herkes biliyor ve bu durum Türkiye’nin politik güçleri tarafından da kabul görüyor. Peki, Genelkurmay Başkanı, neden ordunun ‘otonom’ olduğuna özel bir vurgu yapma ihtiyacı duydu.
Generallerin ‘otonom’ olması ile ulus ve üniter devlet arasında önemli politik bir bağ var. Orduyu güçlü kılan, ulus-üniter devlet yapısı üzerinde kurulan Türk Cumhuriyeti’nin Anadolu ve Mezopotamya’yı Türkleştirme politikasıydı. Bu ırkçı politikayı uygulayan tek güç orduydu. Sömürgeleştirme, asimilasyon, jenosit, inkâr-yok sayma, imha-tasfiye etme siyasetinin mimarı orduydu. Bu politika, aynı zamanda, ordunun kendisini devletin tek kurucu gücü olarak sahibi görmesini sağladı. Bu bakımdan ulus-üniter devletin üzerinde şekillendiği, inkâr ve yok etme konseptindeki her gerileme, generallerin devlet içerisindeki ayrıcalığını zayıflatıyor.
Bir kaç noktayı vurgulamaktan yarar var. Birincisi, Küresel kapitalist sistemdeki değişimlere ve bölgesel ihtiyaçlara paralel olarak, Türk devlet yapısının yenide reorganize edilmesi için uluslar arası güçlerin değişim talebi devletin politik kanadına bildirilmiş bulunuyor. Ordu bu değişimi kendi iktidar gücünü yetirmeden yapılmasını istiyor. İkincisi, Türkiye’de İslamcı gelenek, fiili bir iktidar gücüdür. Devletin önemli stratejik kurumlarını ele geçirmiş durumdadırlar. İktidar ilişkilerindeki ikili dengenin bozulmasını istemiyor. Üçüncüsü, generaller hem uluslar arası, hem de ülke içinde çok büyük bir tekeldir. Sayısız şirketlere sahip olup, milyarlarca dolar sermayeyi kontrol etmektedirler. Bu ekonomik gücün kaybedilmesi aynı zamanda, savaş rantı üzerindeki etkinin zayıflaması anlamına gelecektir. Generaller ekonomik iktidar gücünü korumak istiyor.
Ancak genelkurmayı iç politik dengelerde etkili kılan en önemli nokta, Kürtlere karşı yürüttüğü savaştır. Cumhuriyetin Kürtleri yok etme konseptinin kesintisiz devamı olan bu savaş, ordunun ‘otonom’ yapısını çok da güçlü kılıyordu. Ancak 30 yıldır sürdürdüğü imha konseptinin bütün çıplaklığıyla başarısız kalması ve bunun artık Türk halkı tarafından görülmesi, generallerin etki gücünü zayıflatan en önemli etkendir. Cumhuriyet kendi politik tarihinde bekli de ilk kez bu düzeyde politik bir kaosla karşı karşıyadır ve çözülme süreci fiilen başlamıştır. Generaller, bu gerçeği gördüklerinde çok daha fazla telaşa ve korkuya kapılmaktadırlar.
En büyük korkuları, Kürt sorununda demokratik ve eşit koşullara dayanan bir çözüm geliştiğinde, generallerin ‘otonom’ ayrıcalıkları fiilen işlevsizleşecektir. Bir bakıma tasfiye etmek isteyenlerin kendilerinin tasfiye olmasıdır. Bu olasılık da imkânsız ve çok uzak değildir. Önemli olan objektif durumu iyi analiz etmek ve yaşamın gerçeklerine uygun bütünleştirici politikalar geliştirmektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.