Otuzbeşlik, seksenlik sosyal güvenlik…

Sonradan bu tanıma eklenmek istenen, yeni daha önemli bir kavram gibi sunulan, “Bireysel Emeklilik” gibi değil. Adı, başlı başına önemli. “Sosyal Güvenlik.”

Elbette, bir hesap kitap ilişkisi var. Mali yük yönü var. Alt alta, toplama, çıkarma değil sadece. Para ödeme konusu var. Ancak bu konular, birincil konunun önüne, sosyal bir devlette, sosyal politika gereği, ön plana geçmez. Ya da geçemez, asıl olan ülkenin insanlarının, tümünün güvenliklerinin sağlanmasıdır. Yani öncelik, iki kelime de adeta belirlenmiş. “Sosyal” ve “Güvenlik”.

Ayrıca, Anayasa’da da yer almış. Devletin öncelikli görevi. Bunu sağlamakla yükümlü. Sağlıklı ve güvenli bir toplum oluşturmanın, geleceğe güvenle bakabilen nesiller yetiştirmenin ön koşulu.

İnsanlar, yaşamlarını sürdürürlerken, üretim ilişkisi içinde oldukları, çalışma süreçlerin de, gelirlerinden bir kısmı kesiliyor. İşveren de katkı veriyor. Devletin katkısı da bazen ekleniyor. Ya da kişi, kendisi katkı da bulunuyor. Sonra emekli oluyor, yani üretim ilişkisi dışına çıkıyor, çalışma yaşamının dışında, yaşamını sürdürüyor. Bir gelire gereksinimi var, önceki kesintiler, ya da primler, ödemeler, bu yeni dönemin kaynağı oluyor. Buna günümüzde yaygın deyimi ile, “Emekli Maaşı” diyoruz.

Her ülkenin kendine özgü, ancak genel kıstaslar çerçevesin de, yasal düzenlemesi var.

“Emekli Maaşı” alan kişinin, ölümü halinde, eş ve çocuklarına yapılan ödeme, düzenleme çerçevesinde ki kıstaslar dahilin de uygulanıyor .

Son günler de, yaşlı ve yalnız olan erkeğin, genç kadınlarla evlenmesi sonrasın da, erkeğin ölümü halinde, ondan epey genç olan kadının, uzun yaşam süresince, ölen kocadan miras, emeklilik aylığından yararlanması ve sosyal güvenlik kurumuna getirdiği “yük”, konuşulmağa, dillendirilmeğe ve de tartışılmağa başlandı.

Hatta mizah konusu haline getirilip, yaşlı erkekle, genç kadının evlenmesinin, aile birliği olmadığı, genç kadının, erkeğin emekli maaşından yararlanmak için bu işe yöneldiği belirtilerek, bu hakkın kötüye kullanımının önleneceğine ilşikin, açıklamalar bile yapılıyor.

Son günler de, bu konuya ilişkin değerlendirmelere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın yaptığı açıklamalar da eklenince, Hükümetin, sosyal güvenlik sistemine bakış açısı, kadının güvence isteğinin değerlendirilmesi ve de evlilik kurumunu algılama açısından, bu açıklamalar, önemli ip uçları vermektedir.

Önce olguya düz bir pencereden bakalım. Yaşlı erkek, kendinden epey genç bir kadınla evlenmek istiyor. Yaşamının sonlarına doğru, yalnızlık yerine, kendinden genç bir kadınla beraberliği tercih ediyor. Genç tanımlamasını biraz aşan diyelim, orta yaş çerçevesinde ki kadın da, kendinden biraz ya da fazla yaşlı olan bir ekekle evlenmeyi, yalnızlığına, birlikteliği ve güvenceyi tercih ederken, ileri de yaşlı eşinin, ölümü sonrasını düşünerek, emeklilik maaşından yararlanmayı ve de geleceğini garantiye almak istiyor.

İki ayrı kişinin, özgür iradeleri ile yaptıkları değerlendirme sonucu, bu seçimlerine pek kimsenin karışmaması gerekir. Bir başka deyişle, çocuklarının bu uygulamaya karşı çıkma, ya da engelleme gibi bir hakları, yasal olarak bulunmamaktadır. Aksi bir durum söz konusu olsaydı, yasa, çocukların muvafakatini öngörürdü.

Bu tercihe, hem de yasal olarak gerçekleşen bu tercihe, Devletin, Hükümetin, ya da Bakanlığın veya bir kurumun müdahalesi ise, söz konusu olmak bir yana, gündeme bile getirilmemesi gereken bir durum olarak, değerlendirilmesi gerekir. Hele de, evilik kurumuna saygıdan, evliliği özendiren, evlilik için pozitif katkılar sağlayan, söylem olarak da, aileyi koruma iddiasında ki politik erkin, buna karşı çıkmasının ise, asla söz konusu bile olmaması gerekir.

Ama, her açıdan şaşırtıcı gelişmelere, geçen hafta, bir de bu konu eklendi. Yani otuzbeşlik bayanla, seksenlik ihtiyar evlenemezlermiş, bunu evlilik olarak değerlendirememe söz konusuymuş, yani sosyal güvenlik hakkının kötüye kullanılması olarak dillendirilmeğe başlandı. Bakalım arkasından neler gelecek.

Bu varsayımın, genel bir doğru olduğunu kabul edersek, sosyal güvenlik şemsiyesinden herkes yeterince yararlanamıyor, sosyal güvenlik toplumu kapsamıyor, toplumu kucaklamayan bir sosyal güvenlik sisteminin yetersizliğini ve insanların geleceğe güvenle bakamadıkları gerçeğini, kabul etmemiz gerekiyor. Eğer, Hükümet te, bu gerçeği kabul ediyorsa, kendi konumunun sağladığı hakları düşünerek, bu güvence şemsiyesinin altına giremeyen 35 yaşındaki bayana, sınırlı da olsa kendi güvencesinden yararlanma olanağını sağlayan, seksenlik ihtiyarı, bu eylemi nedeniyle kutlamak gerek. Devletin yapamadığını, o kendi olanaklarıyla, yasal hakkını kullanarak, bunu gerçekleştirmiş oluyor.

Bu konudan aynı çerçeve de, bir başka olguyu da gündeme getirerek, bu gerçekliğin altını bir kez daha çizelim. İş kazası sonucu, eşinin ölümü ile dul kalan kadın, ölen eşinin sosyal güvenlik hakkından, aylığından yararlandığı için, bu konumu ile kendini nisbeten güvence de hissediyor. Ancak evlenmesi halinde, bu hakdan yararlanamayacağı ve güvencesiz kalacağını bilerek, evlilik yaparak yaşamını sürdürme yerine, nikah yapmadan, birlik de yaşayarak, bu soruna çözüm getirmiş oluyor.

Evlilik kurumuna, evlilik birlikteliğine saygılı bir yönetimin, bu sorunu, gerçekler çerçevesinde çözmesi gerekir. Ancak bu gerçeklik de, bir başka türlü yeni müdahale ve sorunlara yol açıyor. Nikahsız birlikteliği, bu hakdan yararlanma olarak değerlendiren kurum yetkilileri, bu konu da özel yaşama müdahaleyi bile göze alarak, hakkın kullanımını engellemeyi, bir başka deyişle, ‘kötü niyetli’ uygulamaları, saptayıp ve önlem almaya çalıştıklarını da belirtebiliyorlar.

İşte, 2013 yılı sonlarında, sosyal güvenlik sisteminin işleyişine ilişkin olarak, iki çapıcı tablo.

Aile yaşamını destekleyen, evliliği teşvik eden, yönetim anlayışı, iş, sosyal güvenlik de parasal gidere dayandığında, 80’lik ihtiyarın evlenmesine karşı çıkarken, genç dul eşinde evlenmesi halinde, gelirini keseceğini belirten söylemleri dile getirerek, bu tür düzenleme gereksinimlerini, en yetkili kişiler belirtebiliyor.

Hekese, ‘Sosyal Güvenlik Hakkı”. 2013 Ekim’i. Manzara-i Umumiyeden iki fotoğraf karesi. Gerçeklik bu.

__________________

Ankara, 22 Ekim 2013. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.