OZAN VE SAZ, ŞELPEYLE CAZ

SEDAT YILDIRIM SARICI – Bağlamanın binlerce ozanın dillendirmesine yarenlik etmesi ve onbinlerce eserlik dağarcığıyla küresel ölçekte yaygınlık kazanmış üç büyük (gitar-saz-piyano) enstrümandan biri olarak anılması gerektiğine bir kaç ay önceki makalemizde değinmiştik (Şu Sazıma Bir Düzen Ver, Tellerde Muradım Alsın – 01.10.2020). 

Şimdi yanı başımızda bağlamayı dünyanın dört bir yanıyla bağlamakta olan genç bir akademisyen var, Dr. Ahmet Ozan Baysal. Konuğumuz bağlamanın fazlasıyla hakettiği söz hakkının yaygınlığının genişlemesi ve tescilinde en kritik temsilcilerden biri olacak raddede bir hazırlığın içinde. Kendisini yetiştirme sürecinde geleneksel köklerimize erişme kadar küreselleşmiş ortak ahenk birikimini de araştırma gayreti içine girmiş.

Bu vesileyle emelini başka bir aranjörün tasarımına emanet etmeden, dilediği gibi yönlendirebilme gücüne sahip olabilecek çok nadir saz üstadlarımızdan biri olacak. 

Dr. Baysal, bu yıl School of Oriental and African Studies (SOAS) University of London davetiyle misafir öğretim görevlisi olarak araştırmalar yapıyor. Yolun başında Ozan’la karşılaşıp abi-kardeş atışması yapmak beni çok heyecanlandırdı. Londra’daki “bizim” bakkallara koşup yerli gofret ve bisküvi aldıysam da çaydan başka bir şeyle ilgilenmeyip saatler süren bir kavgaya tutuştuk. Sonunda çok şey öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim.

Ozan Baysal

OZAN’LA TANIŞMAK

“BAĞLAMAYI BİR DAHA ELİMDEN BIRAKMADIM”

Sedat Sarıcı: Ozancığım, okurlarımızın seni daha yakından tanıyabilmesi için müziğe kaç yaşlarında ve nasıl başladığından bahsedebilir miyiz?

Ozan Baysal: Merhabalar. Öncelikle seninle tanışmaktan çok memnum olduğumu, bu değerli sohbetin bana çok anlamlı birikimler kattığını ve ileride fikir ve gönül birliği içerisinde olabileceğim senin gibi çok kıymetli müzik insanları ile bir arada bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.

Sedat Sarıcı: Çok teşekkür ederim ama keşke kıymetli bir yanım olabilse. Boşver şimdi bunları, biz seni anlatalım.

Ozan Baysal: Müziğe yedi yaşlarında ilkokul öğretmenimin yönlendirmesi ve teşvik etmesiyle org (klavye) çalarak başladım. Sekiz yaşında ise babamın beni bağlama ile tanıştırması ile bağlama üzerine ilk özel derslerimi almaya başladım. Bağlama çalmak, babamın kendisi için gerçekleştirmek istediği en büyük arzulardan biriydi. Fakat gerek hayat şartları, gerekse de döneminin imkânsızlıkları bu arzusunu gerçekleştirmeye el vermemiş. İsmimi o sebeple “Ozan” koymuş. Büyüyünce kendisinin hayallerini gerçekleştirebilmem umuduyla… 

Bağlama ile sekiz yaşında tanışmamdan sonra da bağlamayı bir daha elimden bırakmadım. Yıllar içinde hayatımı şekillendirdi ve adeta vücudumun bir parçası haline geldi. Tabi bu devamlılıkta ilk bağlama öğretmenlerimden Ali Erman Aksaray ve Yaşar Yiğit’in üzerimdeki emeklerinin payı büyüktür. Onları büyük bir saygıyla anıyorum.

Sedat Sarıcı: Etkilendiğin ustalarda söz edecek olsak, öncelikle adını anmamız gereken üstadlarımız kimler olmalı?

Ozan Baysal: Anadolu halk müziğinin çok sevildiği ve sürekli dinlenildiği bir ortamda büyüdüm. Musa Eroğlu, Arif Sağ, Nesimi Çimen, Âşık Veysel, Neşet Ertaş, Davut Sulari ve Mahsuni Şerif gibi daha nicelerini sayabileceğim birçok kıymetli halk ozanı ve sanatçıyı dinleyerek büyüdüm ve yaratımları ile üzerimde büyük izler bıraktılar.

Musa Eroğlu ve Neşet Ertaş

90’lı yıllarda, çocukluk yıllarımda bağlama öğrenmeye çalışan birisi olarak, eserleri ve bağlama müziğine getirdikleri yenilikleri ile beni derinden etkileyen bağlama üstatları arasında Erdal Erzincan’ın olduğunu söyleyebilirim. Benim özellikle sonraki yıllarda şelpe tekniğine ilgi duymamı sağlayan ve o dönemde beni bu tekniği öğrenmeye sevk eden, bu değerli üstadın yaratımları olmuştur. Erdal Erzincan’ın özellikle 2000’li yıllardaki Anadolu albümü beni o dönemde derinden etkilemiştir.

Örgün eğitim sürecim boyunca, Anadolu halk müziği ve bağlama ile birlikte klasik Batı müziği ve caz müziği ile de ilgilendim. Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ndeki yıllarımdan başlamak üzere ve sonrasında üniversite eğitimimin sonlarına kadar piyano üzerine çok yoğun çalıştım ve çok kıymetli hocalardan dersler aldım. Bununla birlikte, klasik Batı armonisi ve caz armonisi üzerine uzun soluklu çalıştım. Üniversite yıllarımdan çok değerli klasik armoni hocam Prof. Dr. Aynur Elhan Nayır ve caz armoni hocam Emin Fındıkoğlu’nun bu alanlarda üzerimde emekleri büyüktür. 

Sedat Sarıcı: Amanin booov. Emin Fındıkoğlu ve Aynur Elhan Nayır’ın tornasından geçtiysen iş bitti demektir.

Ozan Baysal: Onlara teşekkürü bir borç bilirim. Onlardan aldığım bu eğitimler, müziğe, bağlamaya ve şelpeye dair ortaya koymakta olduğum çalışmalarımı büyük oranda şekillendirdi ve beni bu doğrultuda derinden etkiledi.

Beyond Dreams: https://www.youtube.com/watch?v=oRBkkn6-1O0

Sedat Sarıcı: Erdal Erzincan ve Prof. Erol Parlak gibi ustalarımızla birlikte çalıştın, sana kazandırdığı değerlerden bahsedebilir misin?

MÜZİĞE, MÜZİSYENE VE ÜRETİMİNE DAİR EDİNİLEN VİZYON HER ŞEYDİR!

Ozan Baysal: Bu iki değerli üstatla ayrı ayrı çalışma fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı addediyorum. Anadolu halk müziğine, bağlamaya ve şelpe tekniğine olan bakış açımı genişlettiler ve kendilerinden bu kültüre yönelik çok değerli birikimler edindim. Daha da önemlisi, onlardan aldığım eğitimler ve onlarla bir arada olduğum süreçler içerisindeki sohbetlerimiz vasıtasıyla, Türkiyeli bir müzisyen ve bağlama icracısı olarak, çok daha geniş bir vizyon edinmemi sağladılar. Bağlama ve şelpe tekniğine dair dünya müziği sahnesinde yapılabileceklerin bir sınırının olmadığını, tek sınırın müzisyenin kendisinin olduğunu gösterdiler. Bir müzisyen ve sahne icracısı için yetenek ve teknik çok ama çok önemlidir. Ama müziğe, müzisyene ve müzik üretimlerine dair edinilen vizyon her şeydir!

Sedat Sarıcı: Ozancığım, şelpe yöntemine biraz sonra değinelim ama ben ilkin senden duyduğum notalarla ilgili bir şey sormak istiyorum. Bazen yarattığın ezgilerin duraklarına bakacak olduğumda sanki geleneksel duraklarda değil de çok daha farklı arayışlar duyuyorum. Oluşturduğun ses kümeleri arasındaki aralıklar bağlama çalan dostların alışıla gelen kullandıklarından da değil. Pop, folk, rock gibi özde halka mal olmuş müziklerde kullanılanların çok çok dışında cazcıların ya da makamsal yapıyı zorlamaya çalışan senfonik çalışmalarda duyduğumuz farklılıklarda seyrediyor. Bu durum atmosferimizi genişletiyor. Beğenenler olduğu gibi serzeniş ya da eleştiri aldığın oluyor mu?

Ozan Baysal: Şelpe ile ilgili ortaya koyduğum üretimlerde, senin de ifade ettiğin gibi, müzik hayatına girdiğimden beri edindiğim eğitimleri, tecrübeleri, donanımları birbirine uyan bir ahenk içerisinde ve müziksel olarak kalben hissettiğim bir şekilde sedaya dönüştürmeye çalışıyorum. 

Birçok müzisyen, halk ozanı, şair, ressam ve diğer tüm sanat dallarıyla uğraşarak topluma mal olabilmiş insanlar kendi döneminin, öğrendiklerinin, tecrübelerinin, toplumsal yapısının ve kültürlerinin doğrultusunda ürünler vermişlerdir. 21. yüzyılın küresel dünyasında, artık seslerin ve renklerin kültürlerarası iç içe geçtiği ve kaynaştığı bu ortamda, böyle bir dünyanın müzisyeni olarak, hissettiklerimi bu doğrultuda dile getirmeye çalışıyorum. Beğeniler ve çok kıymetli yapıcı eleştiriler kadar, elbette, serzenişler de alıyorum.

Ozan Baysal

Sedat Sarıcı: Peki bu serzenişler genellikle ne gibi konularda oluyor?

GELENEK DEĞİŞEREK, GELİŞEREK VE DÖNÜŞEREK YAŞAYABİLMİŞTİR

Ozan Baysal: Serzenişler de çoğunlukla Anadolu halk müziği kültürünü ve bağlamayı yüzyıllar öncesinde olduğu haliyle koruma isteğinin tezahürleri oluyor. Bununla birlikte bana göre kaçırılan nokta, çoğunlukla, değişimin değişmez tek gerçek olduğudur. Yüzyıllar boyunca süre gelen ve yaşayan bir gelenek, ancak ve ancak, değişerek, gelişerek ve dönüşerek yaşayabilmiştir.  

Bugün gelenekten sahip olduğumuz sözlü kültürün tüm kıymetli yapıtları yüzyıllar boyunca süregelen bu dönüşümlerin, yeni denemelerin ve bu yenilikler arasında yapılan toplumsal seçimlerin sonuçlarıdır. Bu sebeple ki, yeni yaratımlar ve denemeler elbette ki bu yaşadığımız çağda da bu çağa göre şekillenen doğal yapısı ile var olmalıdırlar. Lakin şu husus da gözden kaçırılmamalı: Hiçbir yenilik de yoktur ki, insanlara ve toplumlara hitap etmeden, kültürel köklere değmeden ve bu köklerden temel almadan var olabilsin ve bundan yüzyıllar sonra da gelenek olarak sonraki kuşaklara miras kalabilsin!

Sedat Sarıcı: Kısaca “köksüz yenilik olmaz” desek, yerinde olur mu?

Ozan Baysal: Elbette.

Şu Dağlar Ulu Dağlar: https://www.youtube.com/watch?v=wiXf_lIJGjc

“ŞELPE”

Sedat Sarıcı: Müzik Köyü – Fethiye 2018’deki olağanüstü güzellikteki performansını izlediğimizde armonik olarak yüzyıllar evveline dayanan sesler duyuyoruz. Bach’ı da hatırlatmıyor değil. Sonrasında bağladığın “Kaytağı” ile de bir bütünsellik içinde.

Mızrap kullanmadan bağlamanın perdelerine parmaklarla vurularak çalınması olarak adlandırabileceğimiz “şelpe”’ye dair bir sorum olacak. Şelpe tekniğiyle çalışan arkadaşların bir çok çalışması kompozisyonsal (öyküsel) bütünsellikten öte eklemelerle oluşmuş hissi uyandırıyor. Diğer yandan sanki acelite (sürat) kutsanacak gibi olunuyor. Halbuki esas olan manadır. Bu durum sazın “telli kur’an” olarak anılacak kadar bilgeliğin de sembolü olmuş durumunu gölgeleyebilir mi?

Ozan Baysal: Bu soru karşısında aklıma gelen ilk düşünce “müziksel bir ifadenin ya da tümüyle bu ifadelerin nefes alması” gerektiği fikridir. Nefes alan bir müziksel ifadenin daha gerçekçi ve “yaşayan” bir ifade olarak dinleyenlerin nezdinde algılanabileceğini düşünüyorum. Ayrıca nefes alan bir ifade daha etkili bir anlam gücü taşır. Bu hususun sadece şelpe müziğine ve bağlamaya özgü değil, tüm dünya müzik kültürlerinde önemli bir evrensel parametre olduğunu düşünüyorum. Hele ki “telli kur’an” olarak ve toplumların nezdinde yüksek bir seviyede şahsileştirilmiş, zaman zaman bir insan vücudu gibi yahut onun bir uzantısı seviyesinde anlamlar ve değerler yüklenen bağlamanın müziği de aynı derecede anlamlı, anlam bütünlüğü olan ve dolayısıyla uygun duraklarla nefes alan müziksel ifadeler taşımalıdır. İlk şelpe üretimlerimden olan Kaytağı düzenlemesi ve benzeri bestelerimde kendimin de bu noktayı zaman zaman kaçırdığımı düşünüyorum. Lakin ardılı birçok çalışmamda bu hususu gözden kaçırmamaya büyük özen gösteriyorum.

Sedat Sarıcı: Şelpe tekniğini müzisyen olmayan okurlarımızda kafalarında canlandırabilsinler diye desen ya da motife dayalı çalım şeklinde de adlandırabiliriz. Adlandırmaya gelebilecek itirazları da bir köşede saklı tutalım. Bu tür desen ya da motif yaratımı sonrası “çeşitleme”ye dair en fazla ve en yaygın örnek müzik tarihinde Bach ve Paganini diyebiliriz. Yalnız bu tür eserler konser salonlarını pek doldurmuyor. Daha çok müzisyenlerin ilgisini çekiyor. “Desen” zaten bir anlamda hür iradeyi de çerçeveleyen bir şey. Tabiatta desen yok denecek kadar az. Doğa kendi benzersizliğini her alanda kanıtlamış durumda. “Tekerrür” aslen hiç bir yerde yok. Şelpe bestelemeye engel oluyor mu, diye bir tez atacak olsak, boşa kürek mi çekmiş oluruz?

Niccolo Paganini

Ozan Baysal: Müziksel motif, kanımca, her müzik türünde ve onu icra eden her enstrümanın doğasında olan bir yapıdır. Bu ufak motifler ezgisel bir fikri temsil eder. Fikirler anlatım bütünlüğü içeren cümleleri yahut müziksel tema ile karşıt temasını meydana getirebilir. Nihayetinde bu cümleler de, her zaman olmasa da varyasyon – yani çeşitleme tekniği ile işlenebilir. 

Bütün bu bahsettiğim yapılar ise çeşitli şekillerde farklı müzik kültürüne, dönemlerine yahut formlarına göre pattern’leşebilir, yani bir kalıplaşma yaratabilir – tıpkı caz müziğine has melodik/armonik pattern’ler gibi – ki oluşturulan bu pattern’ler sayesinde müzisyen kendi özgür ifadesini bir temele/köke yaslanarak ortaya koyabilir. Dolayısıyla tüm bu benzer yapılar içerisinde, zengin ifade ve sahip olduğu çok çeşitli tını karakterleri ile Şelpe tekniğinin, farklı birçok besteleme yönteminin kullanılabileceği bir teknik zenginliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Önemli olan, bu zenginliklere tamamıyla hâkim olup, bu donanım üzerinden, sadece icra tekniğinin kendisini göstermeye takılıp kalmadan, özgürce ama belli bir köke de dayanarak, anlamlı ifadeler bütünü içeren kalıcı eserler ortaya koyabilmek.

Mandıra: https://www.youtube.com/watch?v=PBqGXhy64xE

BENZERLİKLER – GİTAR VE BASS

Sedat Sarıcı: Biliyorsun bu şelpe tekniğini gitar üzerinde (Finger Tapping) uygulamasıyla Van Hallen tanınırdı. Geçenlerde rahmetli oldu ama Van Hallen’ın güzel diyebileceğimiz sadece bir kaç parçası var. Sonra çocuk pijaması renklerle servet yapmak için Makyaj Rock (Glam Rock) diye bir şey yarattılar. Yani müzik değil ticaretle meşgullerdi.

Sonra bir de bas gitar üzerinde tokatlama diyebileceğimiz (Slap) teknik de bu desen zindanını andırır. Bütün bunlar bazen bir ölçüye onlarca hatta yüzlerce nota sıkıştırıyorlar. Bu tekniğin kaşifi bas üzerinde Stanley Clarke diye anılıyor. Koca dünyada kendisine has armonisi olan üç kişi varsa bana göre biri Stanley Clarke’dır. Müthiştir. Ama “slap bass”dan çok kompozisyona ağırlık verir.

“Slap” tekniğinin bir diğer ustası Marcus Miller’in dünyanın en sade ve yüce bestesi Papa Was A Rollig Stone’un hala en favori parça görmesi tesadüf olmaz. Bizler için de öyle olmalı ama Temptation yaklaşımıyla. Marcus Miller’i iki defa canlı izledim. Konser finalini The Beatles’ın en yalın ve akılda kalıcı parçalarından “Come Together” ile yapıyor. Böyle bir şey nasıl oluyor? Slap basla bir saniyeye 40 nota sıkıştıran adam dünyanın en sade şarkılarından vaz geçemiyor. Yani “mana” konserlerinin can kurtaranı oluyor.

Marcus Miller

Arif Sağ “bazı türküler öylesine çok icra edildi ki artık anlamını tüketti” diyor. Şelpenin mananın kaybına dair hızlandırma etkisi olabilir mi?

Ozan Baysal: Ben şelpe tekniğinin kendisinin doğal haliyle ve zengin ifade içeriği ile müziksel mana kaybına dair bir hızlandırma etkisi olduğunu düşünmüyorum. Bunun en güzel örnekleri de şelpe tekniğinin geleneğinde bulunabilir. Söz gelimi, Ramazan Güngör’ün “Boğaz Havaları”nı, “Gurbet Havaları”nı parmak vurma tekniği ile icra ettiği eserlerin hem teknik olarak zenginlik hem de anlamsal olarak bir doğallık – sadelik içerdiğini düşünüyorum. Ancak bu içeriğe sahip olabilecek yeni şelpe müziğinin de sonraki kuşaklara kalıcı olarak miras kalabileceği aşikârdır. Bu doğrultuda olan binlerce yıllık ezgilerimiz ve yeni bestelenecek eserlerin de ne kadar icra edilirse edilsin o derecede kalıcı olacağına inanıyorum. Mana içermeyen, komplekslilik gösterisi uğruna teknik olarak sıkışıklıklar ihtiva eden ve nefessizlik hissi yaratan eserlerin şelpe tekniğinin kendisinden kaynaklı değil de bunu üreten insan faktöründen kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Sedat Sarıcı: Şimdi durduk yerde üstad Ramazan Güngör’ün adını anıp beni ağlattın ya, ben de gazeteye telefon açıp bu söyleşiyi yayınlamayın diyeceğim. Ömrünü müziğe adamış nice büyük ustalar tarifsiz yoksulluğun içinde hakları teslim edilmeden göçüp gittiler.

Ozan Baysal: Ne yazık ki böyle çok örnek var…

Sedat Sarıcı: Konu ustalardan açılmışken sormak isterim. Arif Sağ ustamızın Erdal Erzincan ve Erol Parlak ile birlikte oluşturduğu üçlüyle 1996 yılında kaydetttikleri Concerto For Bağlama’nın devamı gelmedi. Yani bağlama senfoni ya da caz alanında uluslararası alanda ama Anadoluluların göçmen olarak yaşamadığı coğrafyalarda repertuarlara giremedi. Bu anlamda fazlamız, eksiğimiz ne olabilir?

Ozan Baysal: Arif Sağ, Erdal Erzincan ve Erol Parlak’ın solist olarak yer aldığı ve projenin çekirdeğini oluşturduğu, 1996’da gerçekleşen “Concerto for Bağlama” projesi senfonik Batı orkestrası ile bağlamayı ve özellikle şelpe tekniğini bir araya getiren ilklerden olması hasebiyle çok önemlidir. Bu proje sonraki yıllarda yurtdışında gerçekleşen birçok kültürlerarası müzik festivalinde bağlamanın ve şelpe tekniğinin yer alması doğrultusunda, hem bağlama icracıları nazarında onların vizyonlarını genişletmesinde, hem de yurtdışında bağlamanın tanınmasında büyük faydalar sağlamıştır. 

MÜZİKSEL VE KÜLTÜREL DEĞER OLARAK FAZLAMIZ VAR

Uluslararası alanda, Anadoluluların göçmen olarak yaşamadığı coğrafyalarda bağlamayı senfonik müziklerin yahut caz müziğinin yer aldığı organizasyonlarda temsil eden çalışmalar gerçekleştirmiş çok değerli Türkiyeli müzisyenlerimiz ve bağlama icracılarımız vardır. Fakat nicelik olarak ve belki bazıları nitelik olarak yeterli seviyelere ulaşamamış olabilir. Bağlamanın sadece senfoni temelli ya da caz alanında bulunmasından ziyade bağlama enstrümanı için başarının bence asıl kıstası bu enstrümanın hak ettiği şekilde dünya müzik sahnesinde daha çok ve belirli bir kalite standardında yer alabilmesi, dünya tarafından daha iyi tanınması ve eğitiminin dünya çapında akademik düzeyde talep görmesidir. Bunu başarmamız gerek. Müziksel ve kültürel değer olarak fazlamız var. Lakin kurumsal olarak, örgütlenme olarak, vizyon olarak, dünya ile iletişime geçme nazarında eksiğimiz de çok.

Sedat Sarıcı: Konu Anadolu’dan göçe gelmişken üç göç öyküsüne değineceğim. Damdaki Kemancı (Fiddler On The Roof) bütün dünyada gösterilen, neredeyse bütün konservatuarlarda ele alınan bir eser. Özellikle eserde geçen “Ah Bir Zengin Olsam” parçası en evrensel şarkılardan diye anlıyor. Victor Hugo’nun “Notre-Dame’ın Kamburu”nda da göç, en can yakıcı yanıyla işleniyor ve eser dünyayı dolaşıyor. Miss Saigon müzikali de oldukça hüzünlü bir göç hikayesini anlatır.

Bizim Muharrem Ertaş’ın “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri” şan tekniği, bağlamanın yüceliği, serbestlikle ölçülülüğün mükemmel birleşimi ve geleneksel derinliğin yansıtılması açılarıyla ölümsüzlüğe mirasımızdır. Günün birinde yukarıda adını andığım eserler gibi dünyaya mal edebilmek için ne gibi bir atılımın içinde olmalıyız?

ATALETTEN SIYRILMAK, ÖZVERİLİ, DİSİPLİNLİ ÖRGÜTLENMEK HAYAL DEĞİLDİR

Ozan Baysal: Aslında Anadolu müzik kültürünün ve bağlamanın çok büyük bir potansiyeli var. Türkiye dışından, Anadolu kültürü ile geleneksel ve ailesel olarak direk bağı bulunmayan birçok amatör-profesyonel müzisyen Anadolu müzik kültürünü ve bağlamayı tanıyorlar ve daha fazlasını öğrenmeyi talep ediyorlar. Bağlama dersleri verdiğim birçok yabancı öğrencim bulunuyor. Bu öğrencilerimin birçoğunun derslere başlamadan önce de ünlü halk ozanlarımızı, onların bazı ölümsüz eserlerini ve çeşitli icra tekniklerini – düzenlerini bildiklerini, merak edip araştırdıklarını gördüm. Bu potansiyeli işlemek gerektiğini düşünmekteyim. 

Bağlama ve Anadolu halk müziği kültürünü uluslararası çapta ve akademik düzlemde ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Akademik kurumlarda Anadolu halk kültürünü, müziğini, inançlarını, hülasa tüm kültürel ögelerini gündeme getiren çalıştaylar, toplantılar, sunumlar, yayınlar vs. organize edilmesinin ve bu kurumların içerisinde bu kültürü bütünüyle ele alan akademik toplulukların oluşmasının önemli olduğunu düşünüyorum. 

Bağlama öğrencilerimize ve icracılarımıza bu enstrümanın uluslararası çaptaki potansiyelini onlara aşılayabilecek gerekli vizyonun kazandırılması da bu hususta çok önemlidir. Böylelikle, kültürlerarası müzik üretim camialarında, çeşitli müzik festivallerinde ve prodüksiyonlarda bağlamanın hem geleneksel repertuarı ile hem de yeni çalışmaları ile hak ettiği konuma ulaşabileceğini düşünüyorum. Tüm bunların tembellik ve ataletten sıyrılarak, özverili bir şekilde, belirli bir disiplin, kurumsal örgütlenme ve yapıcı kültürel politikalarla gerçekleştirilebilmesi bir hayal değildir.

BAĞLAMANIN KISMETİNİ BAĞLAMAMAK

Sedat Sarıcı: Öyle zannediyorum ki geleceği dünyanın dört bir yanındaki kültürel değerlerle bağlar kurabilen gençler yapılandıracaklar.

Ozan Baysal: Katılıyorum.

Sedat Sarıcı: Bu bağlamda bağlamanın kısmetini açacak, bağlama eğitiminin yurt dışındaki durumuna dair tespitlerini öğrenmek isteriz?

Ozan Baysal: Günümüz dünyasında her türden bilginin evrensel ölçekte ve kolaylıkla sağlanabildiği bir ortamda fikri açık, vizyonu geniş, yabancı dil bilen ve dünyayı tanıyan gençler dünyanın gelecekteki şeklini belirleyecekler. Bu bağlamda bağlama eğitiminin yurtdışındaki niteliğini artıracak ve konumunu akademik düzeyde sağlamlaştıracak olan da, umuyorum, yeni nesil olacaktır. 2000’li yıllardan itibaren yurtdışında bağlamanın akademiye girmesi doğrultusunda özellikle Almanya’da çok değerli çalışmalar gerçekleştirildi ve hâlihazırda gerçekleştiriliyor. Bu çalışmaların ileri yönde ivme kazanmasının ve başka ülkelerde de başlatılmasının büyük önem arz ettiğini düşünüyorum. 

Türkiye’deki kurumların, Türk Musikisi Devlet Konservatuarları’nın ve bağlama üzerine değerli çalışmalar gerçekleştirmiş akademisyenlerin desteğini de çok önemli buluyorum. Biz de İngiltere’de aynı doğrultuda SOAS gibi kendimin de içinde bulunduğu çok değerli bir kurumda bağlamanın yurtdışında akademilerde yer bulması için hem Türkiye’den kurumların desteği ile hem de Britanya Alevi Federasyonu gibi İngiltere’de bulunan Türkiyelilerin örgütlenmeleri ile gerekli çalışmalara başlamak niyetindeyiz. Bu yolda naçizane bir katkım olursa bu benim için büyük bir onurdur.

Sedat Sarıcı: Hem ziyaretin, hem de söyleşi için çok teşekkür ediyorum.

Ozan Baysal: Herşey için ben de çok teşekkür ederim hocam, iyi ki tanıştık.

___________________
* Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − 12 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.