Ozon – oksijen tedavisi ve kanser

Ozon – oksijen tedavisi ve kanser

0
PAYLAŞ

stres, akciğer ve kalp-damar hastalıkları,canlılıklarını yitirmiş gıdalar, derin nefes alamamak ve yetersiz egzersiz gibi)… 


KANSERİN TEMEL NEDENİ OKSİJENSİZLİK


İki Nobel sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran bilimsel çalışmasından elde ettiği sonuçları açıkladığında kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyor. Dr. Warburg’a göre vücuttaki ‘onkojen’ler  stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle de  uyarılarak kanseri başlatabiliyor. Hücresel oksijen yetersizliği, kansere yol açtığı düşünülen önemli bir faktör. Dr. Warburg o zaman şöyle yazmıştı: “Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.” Dr. Warburg, herhangi bir embriyondan alınan normal hücreleri laboratuvar tüpünde oksijensiz büyümeye zorlandığında kanser hücrelerinin özelliklerini aldıklarını gösterdi. Warburg, “Bu, normal hücrelerin, sadece tek bir değişkeni değiştirmekle, kanserli hücrelere dönüşebileceği anlamına geliyor” demişti. Dr. Warburg’un teorisine göre, hücreler oksijenden mahrum bırakılınca, en ‘ilkel’ dönemlerine geri dönebiliyor ve enerjilerini, normal bitki ve hayvanların yaptığı gibi oksijenden değil, bunun yerine şekerin fermantasyonundan alarak, glikoz reaksiyonlarına girebiliyordu. Kanser hücrelerinin çok hızlı üremeleri, çok yüksek miktarda glikoz kullanımını gerektiriyor ve glikozu laktik aside dönüştürüyor. Bedenin asitlilik derecesi yükseldikçe, hücrelerin oksijen kullanmaları daha da zorlaşıyor. Bilindiği gibi kanserli hücreler, sağlıklı insan hücrelerine oranla tam 10 kez daha fazla laktik asit içerebiliyor. Yine aynı oksijen yetersizliği teorisine göre kanser hücreleri, oksijenden zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, bu cinnet halindeki glikoz fermantasyonun durduğu,tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir.


OKSİJEN EKSİKLİĞİNDE KANSER YAYILIR


Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını da kolaylaştırıyor. İsveçli bilim adamları, oksijen eksikliğinin, kanserli hücrelerin primer(ana –kaynak) tümörden ayrılıp başka yerlere yerleşmesine neden olduğunu tespit ettiler. Kanda, hücrelerde ve dokularda oksijen eksikliğine bağlı gelişen fonksiyon bozukluğu olarak bilinen hipoksi durumunda, CXCR4 geninin aktif hale geldiğini saptadılar. Bu genin aktif hale gelmesinin, kanserli hücrelerin başka organları gitmesini kolaylaştırdığını belirleyen bilim adamları, hücrelerin primer tümördeki oksijen eksikliğinde agresifleşerek başka bir yere yayıldığını kaydetmişlerdir.
Hızlı üreyen tümör hücreleri, yüksek miktarda glikoza ihtiyaç duyar.. yıkılan yüksek miktarlardaki glikoz “Laktik Asit” e dönüşür. Buda dokuda PH artımına neden olur. Asidik dokuda hücrelerin oksijen kullanması daha da zorlaşır. Kanserli hücreler, sağlıklı hücrelere göre 10 kat daha fazla laktik asit içerirler. Buda tümör hücrelerinin daha az oksijenli bir ortamda yaşadığını gösterir.


OKSİJEN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR


Ozon bağışıklık sistemini “modüle eder”. İnsandaki immünolojik mekanizmalar (yani bağışıklık sistemi) oksijene bağlımlı olarak çalışır. Alessandra Larini, Carlo Aldinucci ve  Velio Bocci adlı araştırmacıların İtalya Genel Fizyoloji Enstitüsünde yapmış oldukları bilimsel çalışmaya göre; Ozonterapi immün sistemi modüle ederek, dengeler; yani, bağışıklık sistemi zayıflamış ise onu güçlendirir, aşırı reaksiyon göstermiş ise onu dengeler. Ozonlanmış kanda mononükleer hücrelerin sayısında artmaya yol açarak, bu hücrelerin tümör ve mikrobik hücrelere karşı savaşmasına yardımcı olur. Bu hücrelerin görevi olan fagositozu uyarır,tetikler. Böylece iltihap ve kanser hücresi ile mücadele etmede çok önemli olan “Sitokin” adı verilen IL-2, ,IL-4, IL-6,IL-10,TNF-,IFN- maddelerinin üretimini arttırır. Böylece anti-tümöral, anti-viral ve kök hücrelerinin üretimini  uyarıcı etki yapar. Isı artışı ve karaciğerdeki C-reaktif adlı protein sentezini 100 kat arttırarak fagozitozu kolaylaştırır.  


KLASİK KANSER TEDAVİLERİ(RADYOTERAPİ ve KEMOTERAPİ) NİN TEDAVİ EDİCİ ETKİNLİĞİNİ ARTTIRIR


Oksijen “Radyasyonduyarlaştırıcı(Radyosensitizer) ve Kemoduyarlaştırıcı (Kemosensitizer)” dir. Hem radyoterapi, hemde kemoterapi oksijenin bol olduğu ortamda daha etkili olur ve tümör öldürücü etkileri artar. Örneğin ışının istenildiği dozda ulaştırılamadığı dokular yada tümör nedeniyle tahrip olmuş dokulara kemoterapötik maddenin ulaştırılabilmesi için dozu arttırmak veya dokunun oksijenlenmesini arttırmak gerekir. Ozonterapi ile tümör ve çevresindeki oksijen arttırılarak radyoterapi ve kemoterapi ile daha az dozda daha yüksek etki elde edilebilmektedir. Aynı zamanda oksijenin tümör üzerindeki direkt okside edici(yakıcı) etkisinden de faydalanılmaktadır. 


KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ KABUS OLMAKTAN ÇIKIYOR.


Ozonterapi kan sirkülasyonunu artırarak ve dokuların iyi oksijenlenmesini sağlayarak,radyoterapi ve kemoterapinin sık görülen yan etkilerini azaltır. Radyoterapi ve kemoterapi alan hastalarımıza eş zamanlı veya bu tedavilerden önce ozonterapi başlandığında , bu hastalar için artık kemoterapi ve radyoterapi korkulu rüya olmaktan çıkmaktadır. Toksik etkisi olmayan ozon genellikle hücrelerin oksijen uyumunu geliştirir ve oksijenasyon dengesini sağlayarak, tümörün oluşturduğu doku tahribatının tamirini ve dolayısıyla iylesmesini hızlandırır. Kemoterapinin yan etkilerinin gidermenin  ülkemize maliyeti yıllık sadece 15 milyon dolar olarak kabul edilmektedir. Kemo-radyoterapi alan ve uzun süre yaşayan hastaların en büyük sorunu daha sonra ortaya çıkan geç yan etkilerle ömür boyunca boğuşmaktır. Ozonterapi ile erken ve geç yan etkiler asgariye indirilebilmektedir.


OKSİJEN VE TÜMÖR İLİŞKİSİNDE ÖNEMLİ NOKTALAR;


– Tümör metabolizması “anaerobik” tir. Normal hücreler oksijene bağımlı iken, tümör oksijensiz yaşayabilir.
– Herhangi bir embriyondan alınan hücreler oksijensiz yaşamaya zorlandığında;
-Primitif(ilkel) dönemlerine geri dönerler.
-Kanser hücrelerinin özelliklerini kazanırlar.
– Anjiogenezisi başlatan faktörlerin;
1.Plazminojen Aktivatör faktör
2.Anjiogenezis faktör
3. VEG(Vasküler Endotelyal Growth faktör) salınımına neden olurlar ve tümörün beslenmesini sağlayan damarların yapımını arttırırlar. Kanser hücrelerinin çok hızlı üremeleri, angiogenezis miktarıyla paralel olmaz. Tümör yine hipokisk ortama maruz kalır, hipoksi angiogenez faktörlerinin salınımını arttırır. Oksijen ise yanıltıcı etki yaparak, angiogenezi faktörlerinin salınımını inhibe eder.


OZON NEDİR?NASIL UYGULANIR?


Ozon oksijenin özel bir formudur. İki oksijen atomu içeren normal oksijenin aksine ozon 3 oksijen atomu içerir. Yüksek oksidasyon etkili, keskin kokulu, stabil olmayan bir gazdır. Ozonun uygulanış biçimlerinden biri ve en etkilisi hastanın kendi kanının kullanılmasıdır. Geri dönüşümsüz vakumlu bir şişeyle hastanın kanı çekilir, ozon kana katılır ve derhal kan tekrar vücuda verilir. Bu yöntem acısızdır ve yaklaşık 15 dakika sürer. Bu yöntemle immun sistemi güçlendiren ozon, dokuları oksijene boğar ve tümör hücresinin yaşabileceği ortamı yokeder.


OZONTERAPİNİN YAN ETKİSİ YOKTUR


Vücudun temel yapısını su ve oksijen oluşturduğundan ozon tedavisi doğal bir tedavi yöntemidir.


GÜNÜMÜZDE KANSERİN TEDAVİSİNDE DİĞER TEDAVİLERLE BİRLİKTE OKSİJENİN KULLANILMASININ ÖNEMİ ANLAŞILMIŞTIR. TÜM KANSERLİ HASTALARA, BAŞKA HANGİ TEDAVİ UYGULANIRSA UYGULANSIN OZONTERAPİ MUTLAKA İLAVE EDİLMELİDİR. UYGULANMASI BASİT, KOLAY,UCUZ VE YAN ETKİSİ YOKTUR. ÜÇ(3) YILDIR KLİNİĞİMİZDE OZONTERAPİ, KANSERLİ HASTALARDA BAŞARIYLA UYGULANMAKTADIR.


*R.Onkolojisi Uzmanı
www.ozonparks.com  –  www.kanserim.com  –   www.nucon.com.tr
drmuratbas@ttnet.net.tr – muratbas@ozonparks.com

BİR CEVAP BIRAK