Pakistan'da yokolan Marriot anılarım

İstanbul’daki üç yıldızlı otellerden farksız, gösterişsiz, sade bir oteldi.


Pakistan gezimizin son derece yararlı ve öğretici olacağını aklıma bile getirmezdim. Pakistan havayolları ile İslamabad’a doğrudan uçmak yerine, Dubai üzerinden Emirates ile uçmayı tercih etmemizin nedeni, bir hafta önce Pakistan havayolları uçağının geçirmiş olduğu ciddi bir kazaydı.


İslamabad havaalanının ilkel görüntüsünü, havaalanındaki Pakistanlı görevlilerin güler yüzleri nedeniyle unutuvermiştik. Havaalanından arabamıza binip ülkenin en iyi otellerinden birisi olan Marriott Otele doğru yola çıktık. Otel yolunda, İslamabad’ın geniş ve temiz yollarını ve yollardaki eski model kamyonların büyük bir emek ile işlendiği anlaşılan süslemelerini görmek büyük bir keyifti. Yol kenarlarında az sayıda insanın tek parça halindeki beyaz giysileri içinde köleler gibi görünmesi bir yana, İslamabad’ın ülkenin başkenti olarak özel olarak planlı ve özenle inşa edildiği kolayca anlaşılıyordu.


Ülkenin en iyi otellerinden birisi olan Marriott Otele ulaştığımızda, İstanbul’daki çift yıldızlı otellerden farkı olmayan bir görüntü ile karşılaşacağımızı doğrusu beklemiyordum. İlginç olan, bunca yoksulluk ve yoksunluğa rağmen, Pakistan’da kendimizi hiç de yabancı hissetmiyor olmamızdı.


Lüks olmayan, ancak ülkenin en iyi otellerinden birisi olan Marriott oteli, personelin ilgisi ve güler yüzlülüğü ile bizlere ayrı bir moral kaynağı olmuştu. Odalarımıza çekildiğimizde ilk işimiz, televizyonu açarak Pakistan kanallarını izlemek oldu. Ne var ki, televizyonları açar açmaz Pakistan’ın diğer kentlerindeki iç savaş ve protesto gösterilerinde ölenlerin görüntülerini seyretmemiz ile doğru bir iş yapmadığımızı anlayacaktık. Pakistan, her zaman terörle iç içe bir ülke olmuştu.
Pakistan’a gelmeden önce, kesinlikle açık kaynaklardan su içmememiz gerektiği konusunda uyarılmıştık. Marriott Otelinin odasındaki buzdolaplarında her türlü içecek ve çerezler ile kapalı pet şişe sularını bulunca rahatladık. Odamızdaki masanın üzerinde içi avokado ve elma dolu bir meyve sepeti bulunuyordu. Otelde günün 24 saati klimanın çalışıyor olması da kokusu bile insanı rahatsız eden sıcak ve kuru Pakistan havasından kurtulmamızı sağladığı için şanslıydık. Her şeye rağmen, bir kasaba otelinden farklı olmayan otelimizde iç rahatlığı içinde olduğumuz söylenebilirdi.


Sabah erkenden Marriott otelinin giriş katındaki restorantta kahvaltı için buluştuk. Zengin bir kahvaltı sofrasından sonra, Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in konuşmasını dinleyeceğimiz stadyum benzeri bir konferans salonuna doğru yola çıktık. Görevliler, Pervez Müşerref’in konuşma yapacağı binaya en az 1 saat önce gitmediğimiz takdirde kapıların kapatılacağı ve içeri alınmayacağımız bilgisini ulaştırdılar.


Bizim geleneksel Türk rahatlığı içinde konuşmanın yapılacağı binaya yarım saat önce gitmemiz, içeri girmemizi engelleyemedi. Geç geldikleri için bir çok ülkeden içeri alınmayan temsilcinin kapıdaki görevliler ile kavga etmesine rağmen, Türk olduğumuzu öğrenen görevlilerin yardımıyla arka kapıdan içeri alındık. Elbette, bizim sayemizde bir çok kişi de içeriye girme olanağı buldu. Belki de yaşamımda ilk kez, Türk olduğum için ayrıcalık tanınan bir ülkeye geldiğimi hissetmiştim.


Sayın Pervez Müşerref’in konuşmasını yapması için gelmesini uzun süre bekledik. Görevliler, güvenlik nedeniyle kapıların önceden kapatıldığını, cep telefonlarımızın bu nedenle alındığını, Sayın Müşerref’in de geleceği saatin kesinlikle belli olmadığını söylediler. 2 saat gecikmeli olarak Sayın Müşerref salona geldi ve uzun bir konuşma yaptı. Sayın Müşerref ile ilgili ilk izlenimimiz, konuşması etkileyici ve davranışları karizmatik bir liderle karşı karşıya olduğumuzdu.


İlk gün toplantısı sıradan biçimde geçiyordu. Bizim amacımız Pakistan’ı tanımak olduğu için sunuşların sonunu beklemeden kendimizi dışarıya attık. Kendimize taksi duraklarının olduğu bölgeye attığımızda ülkenin fakirliği ile yüz yüze geldik. Ancak, ülkede nüfusun çok büyük kısmının yabancı dil bilmesi, bizleri oldukça şaşırtmıştı.


Taksi olarak kullanılan arabalar, istisnasız biçimde klimasız, bizdeki eski Murat 124’lerin modellerine benzeyen çok eski ve küçük arabalardı. Şoför ile sohbet ederek halkın yaşadığı ve alışveriş yapacağımız yerlere giderken, Pakistan insanının inanılmaz Türkiye sevgisi ve ilgisi ile karşılaşacağımızı beklemiyorduk. Taksici, Türk olduğumuzu öğrenince bizden ücret almak istemedi. Göz yaşartıcı bir tabloydu.


Küçücük dükkanları gezerken önce ürünlerin fiyatını soruyor, sonra Türk olduğumuzu söyleyince fiyatlar birden yarıya düşürülüyordu. Her dükkanda Türkiye’den anılar dinliyor, ikramlarla karşılaşıyorduk. Pakistan, Türk olmakla gurur duyabileceğimiz dünyadaki belki de tek ülke olabilir diye düşündük.


Gerçek inci dizilerinin birkaç dolara satıldığı, değerli şalların birkaç dolar olduğu, el işi ve göz nuru ürünlerin yaklaşık 2 ya da 3 dolara alınabildiği bir ülkede alış veriş yapmanın zevki bambaşkaydı.


Alışveriş yapıp bir taksi aramak için park yerine geldiğimizde, bizi getiren taksicinin beklediğini, koşarak elimizdeki torbaları aldığını gördük ve gözlerimiz yaşardı.


Yeniden Marriott oteline döndük ve odalarımızda iştahla tükettiğimiz avokado ve elma sepetinin ve içeceklerin yenilenmiş olduğunu gördük. Marriott’taki yemeklerin bol soslu ve acılı olması nedeniyle meyve sepetinin değeri bizler için apayrı bir anlam taşıyordu.


Geniş ve temiz yollar, şehrin içindeki büyük ve bakımlı orman, ormanda güven içinde gezinen maymunlar, insanların bizlere olan ilgisi ve sevgisi, Pakistan’ın Türkiye için ne kadar önemli bir ülke olduğunu anlamamıza yetmişti.


Pakistan seyahatimiz, ülkenin fakirliği ve yoksunluğu bir yana, Türk olmaktan gurur duymamıza yol açması ve insanlığın en güzel değerlerinin yaşıyor olduğunu görmek açısından çok verimli geçmişti. İslamabad’ın devlet ofislerinin bulunduğu temiz ve mimarlık harikası binaları, bakan düzeyinde bile olsa Pakistan insanının bizlere gösterdiği sevgi, el emeği göz nuru olan Pakistan kültürünü yansıtan ürünlerin ucuzluğu, insanların güler yüzleri, Pakistan seyahatimizden bizlere kalan önemli izlenimlerdi.


Pakistan insanının Türkiye ve Türklere duyduğu kardeşliği ve sevgiyi unutmak asla mümkün görünmüyor. Marriott Otel’e yapılan korkunç terör saldırısında onlarca masum insan hayatını kaybetti. Terörün insanlık düşmanı bir tavır olduuğunu bir kez daha anladık. Marriott Otel, benim için terörün korkunç yüzünü anımsatması bakımından, her zaman hafızamda yer almaya devam edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.