Paris rüzgarları…

Ankara’nın ıssız akşamlarında, bozkır yalnızlığına gömülen Cumhuriyet seçkinlerinin Avrupa kültürünün yansımaları olan müzik ve dans kültürüyle yaşamlarını renklendirmeye çalışmaları, kırklı yılların gerçekçi edebiyatında karşılığını bulur. Cumhuriyetle birlikte milli kimliğe yapılan vurgu ve bunun getirdiği uygulamalar sürerken bir yandan da batı kültürüne öykünme histerisi zaman zaman bir yarış halini alır.


1950’li yıllarda Ankara’da yayımlanan ‘Seçilmiş Hikayeler’ dergisinde, sanat eleştirmeni Fuat Pekin’in Devlet Resim Sergisi başlıklı eleştirisi manidardır:


” Sergiyi tasvir ve tahlile geçmeden evvel, derhal bu yıl gönderilen eserlerin kalitesi önünde bir az şaşkına döndüğümüzü itiraf edelim. Serginin hey’eti umumiyesi fakirdir. Tenorler iştirakten imtina etmişler. Bununla beraber, ortada muhakkak sevimli fakat sınıfı şüpheli bir ressam kalabalığı var…”


Fuat Pekin’in sanat eleştirileri konusunda Fransız ekolünü benimsediği dönemlerde, Kasımpaşa’da henüz dünyaya gelmiş olan Tayyip Erdoğan, yıllar sonra belediye başkanı olduğunda, ıstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin opera ve baleye ayırdığı ödeneği kestiği, bu ödenekle kentin varoşlarında yaşayan halka süt dağıttığı haberi duyulduğunda sanat camiasından eleştiriler almış, baleye karşı olduğunu “Belden aşağısı ile değil, yukarısı ile ilgilenelim” sözleriyle dile getirmişti.


Taşrada batılılaşma ve sınıf atlama histerisinin, iktidarın gazını da arkasına alarak ile yeniden üretildiği günlerde, AKP’li belediyeler tarafından desteklenerek açılan bale kurslarının, bir ‘çağdaşlaşma’  göstergesi olarak yerelgazetelere haber olması ve konu ile ilgili halkın görüşünü alan yerel gazeteye söylenen: “Önceleriçocuklarımız bale yapmak için iki yüz kilometre öteye, yakın şehirlere gitmek zorunda kalıyorlardı. şimdi bizimde bale kursumuz oldu, Allah razı olsun” cümleleri, doğru dürüst hastanesi bile olmayan taşra kasabalarının batılılaşmak için sağlığından bile fedakarlıkta bulunarak, iktidarı Avrupa yollarında yalnız bırakmadıklarının işaretidir.


Taşradan alınan bu önemli desteğin etkisinden olsa gerek, başbakanlığı sırasında, Emine Erdoğan ile birlikte “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısı eşliğinde pozlar vererek katıldığı davetlerde opera ve bale gösterilerine de eşlik etmesi, tarihin ironisini oluşturduğu gibi, batının bağladığı iki yüz yıllık kördüğümü çözme şerefinin sahibi olma hayaliyle  olsa gerek, Avrupalı dostlarıyla sarmaş dolaş olmaktan da geri durmadı. 


Bu sarmaş dolaş olma durumu o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, medyanın AB şenliğine dahil olmasıyla, daha önceleri ıngilizce bilmediği için eleştirilen Tayip Erdoğan’ın Brüksel’de süren  AB pazarlıkları sırasında kullandığı söylenen “ben gidiyorum” sözü , “I’m leaving” şeklinde ıngilizce olarak manşetlere taşındı. Aynı gün manşetlere  taşınan bir başka başlık ta “Avrupa ihtilali” idi.


Efelenerek, blöf yaparak, ezilmeyerek(!), tüccar siyaseti uygulayarak, Avrupa’nın kalelerini ‘şutlarıyla’ zorlayanların kaptanı, Avrupa seferi öncesi Milliyette Can Dündar’a verdiği mülakatta: ” Bir gün saha çamur, hava ağır, frikiği bana bıraktılar…Boşluğu gördüm, yaradana sığınıp yüklendim topa… çatala takıldı” diyordu.


İki yüz yıllık “derin komleks”in yarattığı sarhoşlukla  umacılaştırılan halkın  17 aralık gecesini ipotek altına alarak  tarihe not düşenler, Mustafa Kemal’i, Brüksel’de AB Parlamentosunda Avrupalı parlamenterlerin önünde konuşturarak bu derin komplekse ruhsal tampon yaptılar.


Aynı günün akşamı Brüksel’de Atatürk’ü konuşturanlar, ekranlara yapışmış olan Semra hanım manyaklarına ” Ata Türk” ün konuşmalarını da ekleyerek, Atatürk’ten, Ata Türk’e uzanan toplumsal şizofreninin boyutunu da sergilemiş oldular. Gelinim olur musun evinde, bu soruya kimin ‘evet’ diyeceğini merak eden gözler, “Gelinin Gecesi” de demek olan ” şeb-i Arus” a, bu ‘derin’ meraklarından zırnık bile koklatmayarak  TRT ekranlarında tarihin en bulanık sularına gömdüler.


Brüksel’de hava ağır, saha çamurluydu. Yaradana sığınıp çektiğimiz şutlar, çatala takıldı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here