Piyano eşliğinde duru bir ses

Seçim öncesi gürültüleri arasında, çarşamba akşamı, İstanbul’da İstiklal Caddesi girişinde ki, Aksanat’ın salonunda küçük bir konser. Bir akşam üstü serinliği. Sanki yüksek tavanlı bir otelin geniş salonunda, müzik eşliğinde, sakin bir ortam da çayınızı yudumluyorsunuz. Günün yorunluğundan ve stresinden uzak, piyano eşliğinde duru bir ses, sizi duygu yüklü bir rüzgarın kanadlarında götürüyor. Nereye ? Bilmiyorsunuz, ama onlarla birlikte yavaşca, bir saati aşan kısa bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Piyano da Stephan Oliva. Bir kitap sayfaları arasındaki şiirleri bulup okur gibi, piyanonun tuşları arasında elleri geziniyor. Ara sıra mikrafonun başındaki kadın ile göz göze gelip, şarkılarını sürdürüyorlar. Yalnız bir salonda, adeta kendileri için müzik yapıyorlar. Şarkılar arasında ki alkışlar, onlara sahnede olduklarını hatırlatıyor ve tekrar şarkılarını sürdürüyorlar.

Mikrafonun başında, siyah giysileri içinde, orta yaşı biraz geçmiş, adeta hiç makyaj yapmadan sahnede yerini alan bir kadın, Susanne Abbuehl. Daha çok aşk şarkıları söylüyorlar. Piyano ve duru bir ses. Duru bir ses diyorum, çünkü kaynağından yeni çıkmiş, doğal bir su gibi, yatağını arayıp bularak, yavaş yavaş ilerleyen, toprak ve çim arasında sessizce, usulca gezinti yapıyor.

Bir ara elinde yuvarlak küçük bir enstrüman, ne olduğunu bilmemek bir yana, ilk görüyorum. Tek eli ile ortadaki teller arasında gezinen parmakları ve değişik bir tını zenginliği ile de karşılaşıyorsunuz.

İlk kez dinlemek bir yana, adını da ilk kez duyuyorum. Bu sahne de, zaman zaman sürprizlerle karşılaştığım için, İstanbul’a gelince, hemen konserin başlamasına yakın, salonda buluyorum kendimi.

İsviçre Bern doğumlu, bir Hollandalı. ABD’de başlayan müzik eğitimi. İlk gençlik yılları ile birlikte, caz ve klasik şan eğitimi ve yaşamının uzun bir blümü de Hollanda da geçiyor. İsviçre ve Hollanda merkezli bir yaşam sürdürüyor. ABD’den Hindistan’a uzanan bir çizgide süren çalışmalar. ABD, Avrupa, Asya ve Afrika’da festivaller. Farklı müzisyenlerle, konserler, ödüller ve kayıtlar. Bir de önemli yönü, müzik eğitiminde de yerini alıyor.

İsviçre’de Luzern ve Lozan üniversitelerinde Profesör olarak görevini sürdürmenin yanı sıra, Fransa, İngiltere, İtalya ve Hollanda da derslerini sürdürüyor.

Ve 2014 mart sonunda, İstanbul’da, piyano eşliğinde onu dinliyor ve izliyoruz. Herhalde Türkiye’ye ilk geliyor ve ilk kez sahne alıyor. Sahne de yer alışı, bir caz, folk ya da şan konseri gibi değil. Sesine uygun, yaptığı müziği simgeleyen sade bir duruşu var sahnede ve duru bir ses.

Bir saati aşan konser süresince, onu dinliyor ve şarkıların da yaşatmaya çalıştığı duygu dünyasında gezintiye çıkıyorsunuz. Bir eğitimci, öğrtemen duruşunu da sahnede şarkılarını söylerken hissediyorsunuz. İddiasız gibi, şarkıları öne çıkarıyor. Sadece bir iletişimci gibi sizi sesi ile sürüklüyor.

Bir seçim karmaşası sürecinde bu konseri izlemek ve bir seçim sonrası sürecek karmaşa içinde bu satırlarla sizlere ulaşmak. İstanbul-Ankara-Balıkesir Bigadiç ekseninde geçen, yaşanan üç günlük süreç. İyi ki sanat var, iyi ki sahne var, iyi ki müzik var diyorsunuz.

Biraz tedirgin olmakla birlik te, karamsarlığı aşmak, tiyatoya, baleye, operaya, müziğe getirilmek istenen kısıtlamaları, sahneleri adeta kapatma girişimlerinin sergilendiği bir dönem de, iyi ki varlar.

Bizlere düşen de bunları kaybetmemek ve yaşamımızın bir parçası olarak sürmelerini sağlamak, görev sorumluluğumuz diyorsunuz. Şimdi, bir müzik eşliğine aydınlığı düşünmenin ötesinde, onu sağlamak va haketmek için yılmadan, yeniden diyorsunuz.

____________

* Bigadiç. 31.Mart 2014. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.