Piyasa işi romancılığın kadın yazarı: Suzan Sözen

Piyasa işi romancılığın kadın yazarı: Suzan Sözen

0
PAYLAŞ

Pulp-Fiction roman olarak bilinen, okunduktan sonra akılda hiçbir şey kalmayacak kadar hafif, balon gibi şişirilmiş fuzulî lakırdıların romanlarını, bana kalırsa, bütün bütün yabana atmayın.

Hem gerçek edebiyata katkısı ve hem de Batı Kültürünü anlamak açısından önemlidir.

Kadın yazarlar Amerikan cep kitaplığının ucuz romanlar alanına girmedi ama Avrupa’da, özellikle Fransa’da, II.Dünya Harbi sonrası kitle kültürünün yaygınlaşmasıyla, François Sagan gibi isimler ortaya çıktı. Basit, değeri düşük, ama herkesin ilgi gösterdiği, hatta -bizim, Açık Gazete’den dostumuz,- Mahmut Şenol gibi edebiyatçıların kütüphanesinde dahi görülecek eserler verdiler.

Sagan’ın ‘Bonjour Trieste-Merhaba Hüzün’ adlı eseri neyse, Türk romancılığının 1950 dönemlerinde erotik romanlarıyla bilinen Suzan Sözen‘in kitapları da aynı şeydir.

Açık Gazete’den kalem refikimiz Mahmut Şenol‘un kitaplığında, birgün, Suzan Sözen‘in pulp-fiction/ucuz romanlarını da görmüştüm, bunlardan birisi Sahibini Arayan Kadın idi…

Sahibini Arayan Kadın‘ın yazarı skandallarıyla tanınan Suzan Sözen’dir.

Suzan Hanımın İstanbul’daki Fransız Kız Lisesi Notre-Dam De Sion‘da eğitim gördüğü yıllardan arkadaşı bulunan, sonraların gazetecisi-roman yazarı Oya Baydar‘ın ‘Kalbimin Aradığı Erkek’ başlıklı bir genç-kızlık dönem romanı yazıp yayımlattığı yıllarda, edebiyat merakı sınıf arkadaşlıklarından doğmuş olmalı.

Oya Baydar’ın bu ilk eserindeki erotizm, 1950 kuşağı dikkate alınırsa, açık saçıktır; cesaretiyle övgüye layıktır. Tam da, o sıralar, Türk Modernleşmesinin henüz İslamcı baskı altında kalmadığı zamanlardı.

Suzan Sözen, İstanbul sosyetesine karıştığı zamanlarda ardı arkasına romanlar yazdı, sanıyorum adedi bir desteyi, hatta düzineyi geçti.

Bunlardan bazıları, Suzan Hanımın uluslararası dostlukları sayesinde olacak ki, Fransızcaya ve hatta İtalyan diline dahi çevrildi, basıldı. Türkçedeki romanları, şaşılacak bir şey, üst üste baskılar yapıyordu.

Suzan Hanım rahmetlinin özel yaşamına dair sosyete dedikodusuna dönüşmüş olan bitenleri burada nakletmek amacında değiliz, fakat hemen herkes biliyor ki, devrin Başbakanı Adnan Menderes evine geldiği zaman kocası, o zamanların İstanbul Polis Müdürü olan Ferit Avni Sözen’in apartmanın arka kapısından sıvıştığı, yatak odası perdesindeki özel bir işaretleşmenin ardından sayın Başvekil evi ve karısını terk edince geri geldiği dedikoduyla anlatılır.

Suzan Sözen’in ilk eşi Nejat Verdi’yle ABD’ye taşındığı, zenginliği meşhur kocasıyla New York sosyetesine karıştığı biliniyor. Elimizdeki Sahibini Arayan Kadın romanı, ki Oya Baydar’ın Kalbimin Aradığı Erkek romanıyla araşmak-aramak-araştırmak üzere bir ortak yanı vardır, işte Amerika serüveninde erkeğini arayan, ama bir türlü bulamayan bir kadının hafif romanıdır.

Sâba, roman kahramanımız, zengin müteahhit bir beyle, elbette yaşlı birisiyle evlidir, tahmin edeceğiniz gibi genç yaşında kadınlık hormonları ona ıstırap vermektedir. Yerinde duramaz…

Sonunda, Amerikalı bir işadamıyla, İstanbul’un Taksim-Şişli muhitlerinde tanışır, sevişmeye başlar. Neyse ki, kocası bütün bu olan biteni duymaksızın, tüm servetini karısına bırakarak bir kalp sektesinden sonra öteki dünyaya yolculuğa çıkar; Sâba da, erkenden yorulmuş ruhunu dinlendirmek üzere İsviçre’de bir göl kenarına, otele yerleşir.

Orada, evvela bir garsonla yatar kalkar. Garson aslında, yabancı gibi görünse de, oradaki Türk ekaliyeti takip eden Kemal adlı bir MİT elemanı, ajanıdır.

Ama Sâba’yı mutlu eder, yatakta.

Sâba, Frantz adını kullanan ve fevkâlade seviyeli yabancı diller konuşan Türk’ün Türk olduğunu anlamadan onunla aşk yaşar.

Bu aşk, kısa sonra sönüp gidecektir, aslında Sâba Larry adlı, İstanbul’da seviştiği adama âşıktır, ama ondan hiç haber yoktur; kaybolmuştur. Larry bir ortaya çıksa, hepsini silip onunla beraber olacaktır, ama Larry’den haber çıkmaz.

Larry’nin aşkıyla yanıp tutuştuğu sırada, Refik adlı bir Türk gazeteci ortaya çıkar ve çok ısrar ettiği için Sâba dayanamaz, sırf üzülmesin diye onunla beraber olmaya başlar. Zaten Sâba bir erkek çok ısrar ederse, hiç dayanamaz…. Refik bir gece onu evine götürüp yatağa atar:

¨Ona kocamdan bahsettim, kocama bağlıyım dedim. Ama dinlemedi. Dediklerimin hiçbiri tesir etmedi. Ateşi hiçbir ilaçla inmeyen bir hasta gibi durmadan sayıklıyordu. Onun evine geldiğime pişman olmuştum, ama içimdeki merhamet hisleri yavaş yavaş bana hâkim olmaya başladı. Ben de bir insanım… Kendimi tutamadım ve ona merhametle razı oldum, yattık… Sonra kalkıp evime gittim, kocam Ali gelmişti, ona sokuldum, Refik’in gölgesi silindi ve artık hayatımda yine kocam Ali vardı.¨ [s.102]

Ancak Refik, Sâba’ya abayı yakmıştır, ‘Benden başka kimseye seni yâr etmem!’ diye tutturmuştur. Neyse ki, araya Kore Harbi girer ve gazetesi -Acaba Hürriyet gazetesi ve bir vakitlerin çapkın Hikmet Feridun Bey’i o mudur?– Refik’i Kore’ye gönderir.

Böylece uzaklaşan sevgiliden kurtulmuş Sâba, arada bir ona buna âşık olup sevişerek zaman geçirmekle, gönlündeki adamı aramaya devam edecektir. Evvela Türk armatör, çok ama pekçok zengin Ali Denizer Beyefendiyle tanışır ve artık onun karısı olacaktır. Bir daha kimseye yüz vermeyeceğine dair yeminlerine, bu kitabın okuru olup da Sâba’nın yaptıklarını bilenler tarafından kıymet verilmez ve bıyık altından gülerek okunur.

Sâba, Ali Beyle New York’a taşınır ve orada kırmadığı ceviz kalmaz.

Tıpkı Suzan Sözen’in ilk eşi Nejat Beyle Amerika’ya gidişlerini anlatan bir şâ’şa içinde, bir gösterişle yaşamaktadır. Derken evvela Refik Bey, Kore’den çıkagelir, kapıyı çalar, Sâba’yı bırakmamaya, kocasından ayırıp evlenmeye hazırdır. Sâba, Refik çok ısrar ettiği için, hatırı kırılmasın diye birkaç kez onunla tekrar sevişir, yatar kalkar.

Sonra birgün Larry çıkar ortaya… Aslında Larry de Sâba’yı hiç unutmamıştır, ancak ölüm döşeğindeki karısı yüzünden bu güzel kadını bir süre için aramamıştır. Ama şimdi karşısındadır ve çok ısrarcıdır. Sâba onu da kıramaz, evli bir kadın olarak aldatmak denilen kavramın lüzumsuzluğunu kendisine izah edip Larry’inin yatağına birçok kez girer çıkar. Bütün bunları kocası Ali Bey biliyor olmalıdır, zira uzaktan takip ettiği karısını en sonunda bütün bu aşkların içinden alıp çıkarır ve tekrar evliliğin içine hapseder.

Suzan Sözen’in evlilik kurumuna duyduğu güvensizliğin, verilen sözlerin anlamsızlığına dair yaklaşımlarının okunduğu satırları, eğer bir tür itiraf ve içtenlik edebiyatı kabul ederseniz bu kitabın bir değeri olabilir.

Fakat bunun dışında romanın hem kurgu açısından hem o vakitlerin dilinden uzaklaşması yönüyle pek değeri yoktur; tek büyük değeri Türkçedeki Pulp-Fİction/Best Seller, ucuz ve çok satan kitaplar açısından geniş kitlelere ulaşmış olmasıdır.

Bir de verdiğimiz kıymet, 60 yıl evveli, Türkçede böylesi cesur sözlerle kitap yazılmış olmasındadır:

¨Frantz, beklenmedik bir hareketle beni kendine çekti, dudaklarımı aldı, yapıştı. Karşı gelmedim, bunu istiyordum çünkü ve hem de kuvvetle istiyordum. Gergin arzularım erkeğin yüklü kuvveti altında tatmin olurken, ben kadındım… Erkek kalkıp gittiği zaman gözlerim kapalı, yatağın üstünde kaldım. Zevkli dakikalar yaşamıştım. Kendimi bir uşağa teslim etmiştim, mahcubiyet bir yana, hatta memnundum… Kendimi kadın hissetmek, arzu edilmek…¨ [s.43]

Gerisini yazmayalım! Siz, sahaflara gidip Suzan Sözen kitaplarını alırsanız, bunları okursunuz…

__________________

senolasenola@gmail.com

Sahibini Arayan Kadın
Suzan Sözen

Roman, 176 sayfa
İnkılap Kitabevi
İstanbul, 4.Basım, 1959

Sahaf önerisi:

1. Babil Sahaf, Lütfü Bayer, Dr.Esad Işık Cd. Moda, Kadıköyü, İstanbul
2. Pami Sahaf, Tolga Gürocak, Ali Süâvi Sk. No.24-2, Nâzım Hikmet Vakfı karşısında, Bahariye, Kadıköyü, İstanbul
3. Kitabı internet üzerinden almak isteyenlere: www.nadirkitap.com

BİR CEVAP BIRAK