PKK uzmanı geçinen emniyetçi Uslu’nun sefaleti

Savaşın düzeyi ve yoğunluğu arttıkça, Türk medyasının ‘PKK Uzmanı’ geçinen yazarlarının değerlendirmeleri gazete sayfalarında ve TV programlarında ön plana çıkıyor. İlginçtir bu uzman geçinenlerin ezici bir çoğunluğu PKK’ye analiz etme yeteneğine sahip değiller. Çünkü sorunu ne sosyolojik, ne de sosyo-politik olarak ele almaktadırlar. Temel perspektiflerinde istihbarat eksenli güvenliğe dayanan bilgiler ve sistemin ideolojik-politik yaklaşımı var. Böyle olunca da bazen gerçeği görseler dahi, söyleme cesaretleri bulunmaz.
PKK ve Kürt sorununda sıklıkla makale yazan, analiz yaptığını iddia eden ve hatta devlete akıl hocalığı yapaya soyunan çok sayı da ‘PKK Uzmanı’ bulunuyor. Bunlarından ilk akla gelen, istihbarat birimlerinin bayat bilgileriyle PKK gerçeğiyle hiçbir ilgisi olmayan yorumlar yaparak Türk basının da ‘büyük uzmanı’ olarak ön plana çıkan Emre Uslu’dur. Aslı ismi Emrullah Uslu, doktora yapmış olmasına rağmen gerçekten gazeteciliği bilmez, sosyolojik gelişmelerden zerrece anlamaz, olayları sosyal bilimler olarak analiz etme kapasitesine sahip değil, toplumsal olguları siyaset bilimi olarak da yorumlama yeteneğinden yoksun. Örneğin bir gün, kendisine sorulsa; ‘PKK’yi sosyolojik olarak analiz eder misiniz?’ Bu soruya vereceği iki kelimelik bir yanıtı olmaz. Çünkü sosyal hareketleri ortaya çıkaran toplumsal, politik ve tarihsel olguları analiz edecek bilgiden yoksundur.
PKK Uzmanı olarak Türk medyasında ve TV’lerinde sıklıkla boy gösteren Uslu, hem PKK’nin ideolojik ve politik çizgisi konusunda, hem de örgütsel sistemine dair tek bir bilgisi yok. Öcalan’ın hiçbir kitabını okumuş değildir. PKK’nin ideolojik/politik çizgisinin değişimine dair tek bir yorumu bulunmaz. PKK’nin stratejik politikalarına dair, yazılarında hiçbir analizi veya katıldığı programlarda yorumlar yaptığını gören yoktur. PKK’nin Devrimci Halk Savaşı askeri stratejisine dair her hangi bir değerlendirmesine rastlanılmaz. Demokratik Özerkliğin ve Demokratik Konfederalizmin ne olduğunu bilmiyor.
Ama kendisini iyi pazarlıyor. Emniyet Amirliği sırasında sanırım en iyi öğrendiği şey; kendisini pazara sunmayı başarabilmesidir. Öreğin Fıratnews sitesini iyi takip ediyor. PKK Yöneticileriyle yapılan röportajları, HPG tarafında yapılan açıklamaları okuyor, Türk basınına ‘kendisinin elde etmiş olduğu ‘yeni ve kimsenin bilmediği’ bilgilermiş gibi pazarlıyor. Kendisini programa davet edenler; PKK gerçeği hakkında birer cahil oldukları için Uslu’nun yalan, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan değerlendirmelerine büyük bir hayranlık duyuyorlar. Ayrıca kendisine sürekli bir akademisyen havası veriyor, ama ‘PKK’li terörist unsurlar’ diye konuşmaya başlar. Yani istihbaratçılığından gelen alışkanlıkla politik analizler yapmaya kalkınca, iyice batıyor. Yaptığın kriminal değerlendirmelerde, basit ikinci sınıf bir emniyetçi olduğunu hemen yansıtıyor.
Emrullah’ın PKK’nin örgütsel mekanizmasının nasıl işlediğine dair tek bir özel görüşü yok. PKK’nin örgütsel sistemi nasıl işler, örgütsel yapısı nasıl oluşur, kadrolarını nasıl belirler, PKK Meclisi nasıl seçilir, KCK Nasıl işliyor? Tek bir kelime bilgi sahibi değildir. Duyduğu bildiği tek şey, emniyet amiriyken kendisine empoze edilmiş, psikolojik savaş argümanlarıdır.
İstihbarat haberlerini okuyarak PKK’nin gerçeğiyle hiç uyuşmayan yorumlar yapar. Diğer istihbaratçı yazarlar gibi Emrullah da, ‘PKK içinde şahinler yönetimi ele geçirdi, Karayılan zehirlendi, Türkiye’den yardım istedi’ gibi gerçekleşme olasılığı sıfır olan psikolojik savaş haberlerini, çokbilmiş bir tarzda televizyon kanallarında ‘yeni’ değerlendirmeler olarak aktarır. Bu yalanları öyle gizemli bir tarzda anlatıyor ki, kendisinin çok önemli ve güçlü kanalları varmış da, onlardan bilgi alıyormuş havası veriyor. Bu bakımdan ‘yazdıklarımın yüzde 90’ı analiz, yüzde 10’u kaynak’ cümlesini tersten okumak gerek. Emrulllah’ın yazdıklarının yüzde 90’ı istihbarat bilgisi, ancak yüzde 10’u analiz olabilir.
Yaptığı herhangi bilimsel çalışması da yok. Yazıların bilimsel analiz olmadığı için tek bilgi kaynağının istihbarat olduğunu da çok açık söylüyor. Bunu şu cümlelerle teyit ediyor kullanıyor.‘İstediğim bilgiyi istediğim yerden alırım…’ Peki, akademisyen maskeli emniyetçi Emrullah, istediği zaman istediği bilgiyi kimden nasıl alıyor? Bir akademisyenin böyle bir gücünün olmayacağı herkes tarafından bilinir. Arkasında kim var sorusu insanın aklına geliyor? Bu soruya şu yanıtı vermiş: “Gölbaşı’nda izole edilmiş bir alanda 4 bin kişi ile birlikte okudum. Bu 4 bin kişi, şu anda emniyetin orta ve orta üst kademelerinde amir. Yani, istediğim bilgiyi istediğim yerden alırım…”
Emrullah, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı`nda çalışırken özel görevli olarak Amerika’ya gitti. Utah Üniversitesinde Yüksek Lisansa başladı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yurtdışına `pasif görevli olarak atandı. 2007 yılına kadar ‘pasif’ bir eleman olarak, aslında kontgerilla tarafından psikolojik savaş uzmanı olarak hazırlandı. Bütün enerjisini Kürtlere yönelik psikolojik savaşı yoğunlaştırmış, kafası başta noktalara çalışmaz. Konuşmalarına ve yazdıklarına baktığınızda bir istihbaratçı olduğunu kolayca anlarsınız. Psikolojik savaş uzmanı olarak doktora tezini de ‘Kürtlerin İslamlaşması’ üzerine yapmış: “Doktoramı Orta Doğu siyaseti ve Kürt kimliğinin İslamcılaşması üzerine Utah Üniversitesi’nde yazdım” diyor Pasif görevde olmasına rağmen, Türkiye ile Amerika arasında çok fazla seyahat etmesiyle de dikkat çekti.
Kendisine soruluyor; “KCK’lılar serbest bırakılacak, Cemaat üyeleri tasfiye edilecek’ diye yazıyorsunuz. Bu bilgi de PKK’nın yayın organından mı? aldınız.” Bu soruya yanıtı da ilginç: “Buna dair bilgiler de vardı. Bunları Ankara’daki bir gazeteci ile konuştuğumda taşları yerine oturtabiliyorum. Belki dışarıdan bir gazeteci bunu sadece bir kulis bilgisi olarak okur, ama ben operasyonun ipucu olarak okuyorum. Yazdıklarımın birer birer çıkmış olması da yazılanların boş olmadığını da gösteriyor.” Ancak, KCK operasyonları kesintisizce devam ediyor. Öyle ki KCK operasyonları köylere kadar genişledi ve on bine yakın insan cezaevinde. Cemaatin kadrolarında tasfiye edilen de yok. Bilindiği kadarıyla bir kaçının yeri değiştirildi. Peki, bu istihbaratçı Emrullah’ın haklılığı nerede! Hem bu bilgileri PKK yayın organında okumuş! Peki, hangi yayın organında yer almış? Nerede yazılmış? Bilen yok. Ama derdi başka, MİT ile PKK’nin özel ilişkisi var havası yaratarak Kürt toplumunda güvensizlik yaratmayı amaçlıyor. Küçük beyinle büyük bir etki yaratma derdinde ve ‘söylediklerim bir bir çıkıyor’ cümlesiyle, ne kadar uzak görüşlü olduğu imajını yaratıp esasen istihbaratçılığına kılıf bulmaya çalışıyor.
Türkiye’ye geldiğinde tutuklanacağını ve MİT’i kendisini dinlediğini’ iddia ediyor. Hatta bilgisayarına girilip kendisine ait özel bilgilerinin ve resimlerinin alındığını ve bu yöntemle tehdit edildiğini belirtiyor. Emrullah, bunu, Radikal yazarı M. Akif Beki’nin “Başbakan’ın çevresinden duyduk” iddiasına dayandırıyor. Ayrıca, MİT’e kızgın ve küskün; ‘Telefonlarımı dinliyorlar?’ MİT’in bunu yapması mümkün, binlerce insanın telefonları hiçbir yasal gerekçe olmadan dinleniyor. Bilgisayarına girip özel bilgileri alma yöntemi de sıkça uygulanıyor. Emrullah, ikinci sınıf istihbaratçı olarak bunları bilen biridir. Kendisi de, yasal olmayan bir şekilde dinlenen onlarca bilgiyi, emniyetçi arkadaşlarından alıp yayınlıyor. KCK davasına baktığınızda bunu çok açık yapıyor. BDP İl Yönetimi toplantılarını, KCK belgeleri olarak kamuoyuna sunan ve bunları psikolojik savaş aracı olarak kullanan Emrullah, neden şimdi isyan eder anlamak mümkün değil. Örneğin Ahmet ŞIK’ın kitabına ilk ulaşan Emrullah’dır. Peki, henüz yayınlanma aşamasına gelmemiş bir kitabı ele geçirmek için gazeteci ŞIK’ın bilgisayarına girmenin ve bunu büyük bir gazetecilik olayı olarak kamuoyuna yutturmanın gazetecilik ilkeleriyle, akademisyenlik etiğiyle bir ilgisi var mı? Yok. Ama bunu yapıyor. Kendisi dinlenince, bu kez feryat ediyor. Belki de Emrullah haklıdır. O kadar hizmet et, sonra bir bez parçası gibi kullanılıp bir kenara atıl. Sanırım bunu hazmedemiyor. Ama bilmediği bir nokta var; Savunduğu sistemin karakteristik özelliği budur. Vefa duygusu yoktur. Paspas gibi kullanır sonra atar. Emrullah’ın pozisyonu da böyle. Paspaslaşmış!

Emrullah yaklaşık olarak 12 yıldır Amerika’da yaşıyor. Gülen gibi Emrullah da Türkiye’ye gelmiyor. Kendisine “Neden Amerika’dasınız? Niçin dönmüyorsunuz? sorularına şu karşılığı vermiş: “2010 yılından beri Florida’da yaz dersleri açıyorum. Bu sene geldiğimde, “Kalıp dersleri devam ettirebilir misin” dediler. Ben de kendim ve ailem açısından kalmamın daha iyi olacağını düşündüm…” Kim tarafından korunuyorsun sorusuna verdiği yanıt da ilginç: ‘Beni koruyan devlet Türkiye değil’ Peki, kim koruyor Emrullah’ı. Aslında yanıtı çok net: Güleni kim koruyorsa Cemaatin basındaki istihbaratçısını da onlar koruyor.
Cemaatin istihbaratçı yazarına Gülen cemaati mensubu musunuz’ sorusu sorulmuş. Yanıtı; Değilim. Ama kendisini cemaatin güvenlik sorumlusu olarak görüyor ve Gülen efendisini savunmakla sorumlu hissediyor. İkisinin ortak buluşma noktası; Kürtlerin tasfiyesidir. Gülen de ‘Kürtleri yakın, yıkın yok edin, köküne kibrit çalın’ fetvasını veriyor. İkinci sınıf istihbaratçı Emrullah da, ‘PKK’yi temizleyin, KCK operasyonlarını sonuna kadar götürün, askeri saldırıları kesintisizce devam ettirin’ diyor.
Amerika’da nasıl korunuyorsunuz? Konsolosluk aracılığıyla mı? “Hayır, konsolosluk değil. PKK tehdidi altında yaşadığımı Amerikalılara da bildirdim” Yani CİA tarafından korumaya alındığını söylüyor. Her ne kadar PKK’yi gerekçe gösterse de korkusu PKK değil. Biliyor ki, PKK, ne Türkiye’de ne Amerika’da Emrullah ile ilgilenir. Emrullah gibi öyle çok psikolojik savaş uzmanı var ki. Kürtlerin meselesi, bireyler değil. ‘PKK, beni tehdit ediyor’ yalanıyla aslında ne kadar ‘önemli biri olduğunu’ yansıtmaya çalışıyor. Böylece sıradan ikinci sınıf bir istihbaratçı olarak ‘değerini’ göstermeye çalışıyor.
Emrullah, üzgün ve yorgun bir halde ötekileştirildiğini söylemiş: “Haziran 2011’den sonra, kadrolaşma kavgasında AKP içindeki birileri “Bizim devlet dışında bir koalisyona ihtiyacımız yok. Devleti kontrol eden biziz. Dolayısıyla yapacağımız şey, devleti kontrol edecek kadroları bir havuz içinde biriktirip bu havuzun içerisinden seçeceğimiz insanlarla devleti yönetmek” noktasına geldiğinden havuz dışında kalanları ötekileştirdiler. Ben de bunlardan biriyim.” İstihbaratçı Emrullah, hem yalnızlık duygusu içinde hem de psikolojik bunalımda. Gerçekten yazık, o kadar hizmetten sonra ‘yalnızım’ şarkısını söylemesi acıdır! Ağabeylerine, kendisini ispatlama çabasını da yoğun bir şekilde sürdürüyor. Yeni bir fırsat verilmesini istiyor, Bunu da PKK’ye saldırarak güven toplamaya çalışıyor. Adeta yalvarıyor; Beni dinleyin. Kürt politik güçlerinin çok yönlü tasfiyesi için rolümü devam ettirmek istiyorum. Dolaylı olarak AKP’ye ve özellikle Erdoğan’a mesaj veriyor; Beni kullanın.
İtibarının yok olduğunun farkında, umutsuz bir psikolojik vaka olarak, Kürtlere ve toplumun demokratik güçlerine saldırmaya devam edecek. Belki bir gün efendilerinin gözüne girer. “Erdoğan, ‘Liberal ve demokratik anayasa yapacağız’ desin, ben yine AKP’yi en önde savunurum. Umutsuzum, ama bir turnusol kâğıdı olarak yeni anayasa yapılıp yapılmayacağını merakla bekliyorum. Ben yapılmayacağını düşünüyorum” Umutsuz bir vaka gibi çırpınıyor. Efendisi de Türkiye’ye gelmek için ‘anayasa güvencesi’ istiyor.
Bunların derdi ‘demokratik bir anayasa’ değil, öyle bir dertleri yok. Sadece kendilerini güvenceye alacak bir anayasa istiyorlar. 10 yıllık uygulama bunun somut bir yansımasıdır.
Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + eleven =