Plüton sendromu…

Plüton sendromu…

0
PAYLAŞ

Ama hiç olmazsa arkasından dolaplar çevrilmeden yüzüne karşı direk hüküm verildi oyalanmadan… Gururu da kırılmadı… Kabullendi kaderini, zorlama şansı da olmadı… Çünkü Plüton’lular gezegenlerinin hakkını  savunmak için zaten ortada yoktular… Tıpkı bizim yöneticilerimiz gibi… Onlar koca evrende yalnız bırakıldılar, biz ise kendi dünyamızda… Sanki cüce bir ülke gibi…


Artık uluslararası platformlarda ne gururumuzu hakkıyla savunan var, ne konumumuzu… Birileri tuşa basıyor, biz de eyvallah ediyoruz hep…


Hem AB’nin, hem de ABD’nin kıskacı altında sürekli çırpınıyoruz bir yerlerden atılmamak, buralarda barınmak için… Alttan aldıkça tepemize biniyorlar… Avrupa Parlementosu komik kararlarla yıldırmaya çalışıyor, ABD, Ortadoğu senaryosunda dublör muamelesi yapıyor, AB‘de biz ilerledikçe geri çekilip, çembere alıyor… Yoksa bundan dolayı mı ileri gitmek yerine geri gitme kolaycılığımız… 


Sanal bir garplı mıyız, banal bir şarklı mı? Bu bile belli değil… Hani dünya liginden atılsak, gitsek Plüton’a yerleşsek, daha mı şahsiyetli oluruz acaba ?


“Artık yumruklar masalara vurulmalı “ derken,  icazet verici merci, eski mahcubiyetimizi giderme şansı verdi bize ve değerli yöneticilerimiz derhal değerlendirip diyetlerini ödediler… Elbette yan gelip yatacak halleri yoktu…


Demek ki güdüm, vicdandan fazla… Tıpkı parmak çoğunluğunun kafa sayısından fazla olması gibi… Omzuna birileri tarafından yüklenen ve nereye varabileceği bilinmeyen bir ceremenin tetiğini şuursuzca çeken parmaklardır onlar… Bu ülkeyi yeni dünya düzeni senaryosunun tehlikeli tuzakları içinde düblör konumunda figüran olarak oynatacak parmaklardır… Kukla sanatını sahneye koyan parmaklardır…


Her an, rastgele patlamaya hazır yüzbinlerce misket mermisinin içine Mehmetçiği gönderen de bu parmaklardır… Hiçbir çatışmaya girmese dahi,  binlerce mayının döşenmiş olduğu bölgeye, bile bile telef olabilme ihtimaline rağmen,  gönderilecek Mehmetçiğin, orda emir altına girdikten sonra, “ biz çatışmaya girmeyiz, oynamıyoruz, dönüyoruz “ deme hakkı yoktur artık… Barışgücü ! komutanı ne emrederse onu yapmakla mükelleftir. Parmaklarını bu bataklığa bulaştıranlar, ülkeyi taşeronlaştırmış güdümlüler olarak anılacaktır tarih sürecinde…  Kullanım süremiz geçtiğinde bakalım nereye atılacağız…


Kendi ülkeni savunmak için sınırının az ötesine asker göndermene engel olan ülkelere şirin görünmeye değer mi? Kafana çuval geçirenlerin dümen suyuna girmeye ve kamu vicdanını yıpratmaya değer mi? Karşılığında ne alacağımızı zannediyoruz? En azından “ eğer Kandil’e gidersek, Lübnan’a da gideriz… “ diyemeyecek kadar mı cüceyiz biz?


Yönettiği halkını “ şahadet isteyenler ve istemeyenler “ diye sınıflandıran, iktidar ihtirası ile halkından kopan, yönettiği ülke için şehit olmuş insanların ailesi için,  “ arayıp ta , onların  tepkilerini mi dinleyeceğim “ diyebilecek kadar sorumluluklarına kayıtsız bir zihniyetin , dünyanın bu karmaşık durumunda tepemizde olması kader değil, seçim…  Tepeleri yüksek gösteren ovalarla çukurlardır…

BİR CEVAP BIRAK