Polis haftasının ardından

3 – 10 nisan tarihleri arasında “polis haftası” nedeniyle başta İstanbul emniyetinde olmak üzere ülkenin her yerinde etkinlikler yapıldı. Bursa’da, Batman’da, Malatya’da, Manisa’da , Ardahan’da, Niğde’de polisler bir takım etkinliklerle 160. kuruluş yıldönümlerini kutladılar. Kimi yerde konser düzenlendi, kimi yerde hasta ziyaretine gidildi ama her yerde mutlaka konuşma yapıldı. Polis teşkilatının ne kadar zor şartlar altında vatandaşın asayişini, emniyetini korumaya çalıştığının altı çizildi.


Bence polisimiz 160. kuruluş yıldönümü kapkaçcılar, yankesiciler, kasacılar, tırnakçılar, askıcılar, tufacılar ve çalışma alanlarını ve lakaplarını bilemediğim diğer çeteler hakkında bir çalışma yaparak geçirmeliydi. Yukarıda saydığım bu çeteler Türkiye’de can ve mal güvenliğini tehdit ediyorken polisin anlı şanlı tarihlerinden söz etmesi doğru bir etkinlik değildi. Bu gerçeği görmezden gelip, konserler, koşular vs. gibi etkinlikler düzenlemek polise prestij açısından hiçbir şey kazandırmadı.


Polisin görevi nedir? Polislerin genel emniyetle ilgili kamusal görevlerine ilişkin esaslarını düzenleyen kanun, polisleri kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu tutar ve polisin genel emniyetle ilgili görevlerini ikiye ayırır. Polis, suçun işlenmesinden önce önleyici tedbirleri almakla ve işlenmiş olan bir suç hakkında kanunlarda yazılı görevleri yapmakla yükümlüdür.


Yani suç işlenmeden önce gerekli önlemleri alacaksın, işlendikten sonra da o suçu işleyenleri yakalayacak ve adalete teslim edeceksin. Polisin görevi budur. Görevini yaptığın için de suçluların korkacağı ama genel olarak halkın güveneceği, sığınacağı, destek bulacağı kurum olacaksın.


Oysa sokakta rasgele bir anket yapsanız ve “polise ne kadar güveniyorsunuz?” diye sorsanız alacağınız cevap sizin vereceğiniz cevaptan farklı olmayacaktır. Eğer siz polise güvenenlerdenseniz bu yazının sizi ilgilendireceğini sanmıyorum. Ama polise güvenini kaybedenlerdenseniz, bu yazı sayesinde belki nedenini sorgulayabilirsiniz.


Polise olan güvenimizi neden kaybettik? Son yıllarda artarak yaşanan hırsızlık ve kapkaç olaylarının bunda etkisi çok fazla. Polisin sürekli devriye gezdiği bir caddede kapkaç kurbanı olan biri nasıl olur da polise güvenir? Ya da kapkaç olayından sonra polise başvurduğunda sonuç alamayan bir kişinin polise güven duymasını beklemek ne kadar doğru olur?. Hırsızlık ve kapkaç yüzünden hiçbirimiz sokakta, evimizde, iş yerimizde güvende değiliz. Ne zaman, nerede kapkaça, soygun ya da gaspa maruz kalacağımızı bilemiyoruz?


Zaman zaman emniyet müdürlüğü ve siyasilerden artan hırsızlık ve kapkaç olaylarına karşı önlemler ve öneriler geliyor. Teşkilata yeni polislerin alınacağı, polisin atıl görevlerden uzaklaştırılıp daha verimli hale getirileceği, gece devriye gezen polislerin sayılarının arttırılacağı, hatta eskiden mahalle sokaklarında dolaşan gece bekçilerinin görevlerine geri iade edileceği gibi haberler duyuyoruz.


Bunlar elbette bir çeşit önlem. Ama hırsızlık ve kapkaç olayını kökünden temizlemeye yönelik olmayan oyalayıcı önlemler.


Polis teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı Türkiye’nin dört bir köşesine yayılan bu çeteleri temizlemeye kendini zorunlu hissetmelidir. Hem kaybettikleri güven ve prestiji geri kazanmak, hem de çete üyelerinin polis hakkında söylediklerini yalanlamak için. Hırsız ve gaspçıların çoğu polisle ortak çalıştıklarını, yaptıkları işlerden polise pay verdiklerini söylemekten çekinmiyor. Eğer bu adamlar polise soygun yapacakları bölgeyi önceden haber verdiklerini söyleyebiliyorlarsa bu işte bir gariplik var demektir. Polis bu iftira ya da söylentileri kökünden susturmaya mecburdur.


Çünkü bir toplumun huzurunun ve gelişmişliğinin sembolü olan polisin adı kirlenmemelidir. Ne yazık ki ülkemizde polisin adı kirlenmiştir. Bu lekeyi temizlemek de yine polislerimize düşmektedir.


Şimdi pek çoğunuz asayiş olaylarının, sadece emniyet teşkilatının çabalarıyla önlenemeyeceğini söyleyeceksiniz. Haklısınız. Asayişin sağlanamamasından tek başına polisi sorumlu tutmak doğru ve gerçekçi bir yaklaşım değildir. Eğer bir ülkede çalışan nüfustan çok işsiz varsa, büyük şehirlerin merkezini ve etrafını, her türlü altyapıdan yoksun, yoksulluğun, sefaletin kol gezdiği gecekondular ve kaçak yapılar doldurmuşsa, ulusal gelirin tamamına yakını nüfusun küçük bir bölümü arasında paylaşılıyorsa o ülkede kapkaçı, hırsızlığı ve hatta gaspı önlemeniz hayal demektir.


Ülke gerçeklerini bilen biri olarak yine de “koşullar ne olursa olsun, devlet benim güvenliğimi sağlamak zorunda” diyorum. Ben vergimi ödeyerek örnek bir vatandaş oluyorsam, devlet de benim güvenliğimi sağlayarak örnek bir devlet olmalıdır. Güvenliğimi sağlayamayıp, beni koruyamadığı durumlarda da yine örnek bir devlet olduğunu gösterip mağduriyetimi tazmin etmesi gerekir.


YAZARIN DİĞER ÇALIŞMALARI İÇİN: www.birsenaltiner.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.