Politika deneyimi

Her alanda ihtisas kazanmak ve işin ehli olmak, yüksek kabiliyet sahibi olmak gibi istisnaî durumlar dışında, zaman ve deneyim sonucu oluşturulabilir. Açıktır ki, zaman ve deneyim sonucunda ihtisas sahibi olmak da en azından vasat kabiliyet ve güçlü rekabetçi ortamı gerektirir. Erdoğan’ın politik yaşamını “çıraklık” ve “ustalık” dönemi gibi dönemleştirmesi, temel aksaklıklara rağmen, salt mantıksal açıdan doğru görülebilir.

Politika alanında deneyim kazanmanın en önemli iki koşulundan biri politika dışı toplumsal sömürü mekanizmalarını kullanmadan ya da böyle bir ortamın kullanılmadığı ortamlarda politik yürüyüş sergilemektir. Türkiye’de 1950 döneminden itibaren dincilik ve feodal yapılar üzerinde yürütülen politikanın politikacılara gerçek politika alanında güç ve deneyim sağladığı ileri sürülemez. Kuruluş anında işbaşına gelen ve üç dönemdir giderek yükselen oy oranları ile iktidar koltuğunu muhafaza eden AKP’nin bu açıdan deneyim sahibi olduğu ileri sürülemez. O kadar ki, ekonomik durum bıçak sırtında seyrederken, işsizlik ve yoksulluk yaygınlaşıp derinleşirken, hemen her alanda çürümüşlük yaşanırken partinin oy oranının yükselmesini genelde anlaşıldığı anlamda politika başarısından çok tarikat ilişkisine bağlamak daha doğru olur. Bilindiği gibi tarikat ilişkisi tam bir askerî disiplin ve itaat anlayışı ile insan yığınlarını harekete geçirir ve verilen komutun yerine getirilmesini kutsal bir anlayışla sağlar. Bu durum ise olağan bir politika anlayışı ve icraatı olarak görülemez.

Türkiye’de politika anlayış ve icraatının zayıf olmasını, yukarıda özetlendiği gibi, salt politikacıların içinden geçtiği ortamın elverişsizliği ile açıklamak yeterli sayılamaz. Bir politikacının oluşumunu etkileyen ikinci çok önemli faktör de, ülke tarihinin sicilidir. Diğer bir deyişle, ülke tarihinin gelişim çizgisi ve nesiller arasında devreden tarihsel miras her dönemin politikacılarının şekillenmesi üzerinde etkili olur. Bu açıdan, maalesef, Türkiye oldukça şanssız bir konumdadır. Cumhuriyet yönetimine geçişi “kul yönetimi”nden “vatandaş politikası”na geçiş olarak kabul edersek, henüz bir asır bile olmamış olan ve bir devlet yapılanması için fevkalade yetersiz olan zaman boyutu politikacı oluşturma yolunda çok önemli ve etkili bir olumsuz faktör olarak karşımıza çıkar. Türkiye’nin Osmanlı yönetim sisteminden kopamaması, geçmişini toplumsal bilinçaltı düzeyinde daima taze tutması padişah türü yönetim anlayışının oluşmasına neden olurken, politikacının da deha parıltısı olması gerektiğini bir tarafa bırakalım, yeterli beceri dahi göstermesine gerek kalmadan “toplumu yönetmeme”sine olanak sağlamaktadır. Bundan dolayıdır ki, Osmanlıcılık açık ya da örtülü olarak devrede tutulmaya çalışılmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Şili’de hak arayan öğrenci ilgili bakanla görüşme şansını ele geçirebilirken, Türkiye’de aynı durumdaki öğrenci hapse atılabilmektedir. Bunun nedeni, Şili’deki vatandaş hak mücadelesi yapabilir, hakkını arayabilir, fakat Türkiye’deki kul hak mücadelesi yapamaz, yukarıdan alınan kararlara itaat etmek durumundadır. Bu farklılık siyaset alanında “kul” ile “vatandaş” anlayışları farkından kaynaklanmaktadır.

“Kul” anlayışından “vatandaş” anlayışına tam geçiş yapılamamış olmakla berber, zamanın zorlaması nedeniyle yukarıdan yöneyim anlayışı ve mutlak emirden bir derece uzaklaşılmış, araya ikna veya perdeleme mekanizmaları koyulmuştur. Son referandumda olumlu oy kullanmış olan memurlar şimdi uzlaşmazlık halinde maaşlarının kesin karar şeklinde Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın başkanlığında kurulacak Hakem Heyeti tarafından belirleneceğine şaşırmamalı, aldanmışlıklarına yanmalı ve bir bardak su içmekle yetinmelidirler! Benzer şekilde, yasa yerine, halkın iradesinin yansıdığı kabul edilen parlamentonun dışlanarak, istisnaî ve ancak sıkışık durumlarda ve geçici olarak başvurulması gereken Kanun Hükmünde Kararname ile ülkeyi yönetmenin de bir tür geniş yetkili padişah iradesi olduğu kabul edilmelidir.

Vatandaş politikası yerine kul yönetimi uygulaması içte politikacının olduğu kadar, emperyalistlerin de işine gelmektedir. Etkili parlamento, dış işleri yetkilileri (monşerler), etkili bürokrasi, yansız yargı organları, üniversiteler, etkili medya vb gibi politik kararlarda yol gösterici ve etkili olucu organlardan arındırılmış ve tek yetkili konumundaki politikacı emperyalistlerin destek ve kışkırtmaları ile her yola sokulabilir. Osmanlılık ve kul yönetimi halkımızın içini ısıtıp politikacıyı kışkırtırken, emperyalistlerin ellerini ovuşturmasına vesile olmaktadır. Ne olurdu, olup bitenleri derinliğine anlayabilse idik!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here