POLONYA’DAN… Toplumsal koşullar…

Polonya’nın AB üyeliğinden beklediği sonucu elde ettiğini söylemek fazla gerçekci olmaz sanirim.AB üyeliğinin üçüncü yılında geriye doğru baktığımız zaman,manzaranın pek iç-açıcı olmadığını görüyoruz.

AB üyeliğinin ekonomik ve sosyal ‘yan etkileri’ ülkedeki işsizliğin boyutları ele alındığı zaman kendini gosteriyor.Yapılan istatistiklerde yüzde 17.5 olarak belirtilen işsizlik oranının, aslında daha yüksek rakamlarda olduğu sanılıyor. Aynı istatistikler, yine AB kapılarının Polonyalılara açılmasıyla birlikte yaklaşık 2 milyon Polonyalının daha iyi yaşam koşullarına kavuşmak için ülkelerini terk edip, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göc ettiklerini ortaya koyuyor.

Ülkenin en işlek cadde ve alış-veriş merkezlerindeki durgunluk ve fiyatlardaki gözle görülebilir artış,dikkatleri çekiyor. AB üyeliği öncesinde piyasa seyrinde yükselip alçalan sebze ve meyva fiyatları da, bugün İngiltere, Almanya ve Fransa gibi AB ülkelerindeki sebze- meyva fiyatlarla kıyaslanıyor.

Aşağıdaki okur mektubu da, Polonya’nın içinde bulunduğu toplumsal koşulları açık bir şekilde gözler önüne seriyor.Okur, mektubunda şöyle diyor:

“En sıcak selamlarımla!

Polonya’da işsizlik rakamları bastırılıyor. İlginçtir, resmi işsizlik oranı sürekli olarak yüzde 17. Gerçekte, asıl işsizlik rakamı kesinlikle bunun iki katı. Her gün bir başka işyerinin ya da fabrikanın kapandığını duyuyoruz ancak işsizlik rakamları aynı kalmaya devam ediyor.

Ben Walbrzych’de yaşıyorum, [Breslau/Wroclaw yakınlarında bir kasaba]. 35 yıl sağlık hizmeti sektöründe çalıştım. “Rüya” evime kavuşabilmek için 20 yıl beklemem gerekti. “Komün” [Polonyalılar arasında argoda komünizme verilen ad] adı verilen dönemde birkaç parça mobilya satın alabilmiş ve bu şekilde evimi bir derecede konforlu bir hale sokabilmiştim, oysa şimdi…

Sokak kapısının her çalınışında kalbim küt küt atıyor. Postacı her zaman kötü haberler getiriyor: Kira talebi (350 ziloti), telefon faturası (internet bedellerini de içerdiğinden, her biri yaklaşık 250 ziloti olan iki faturanın vadesi geçmiş durumda). Elektrik faturası hâlâ ödenmemiş durumda, dişçiye gitmiyorum çünkü mali gücüm yetmiyor. Bu gündelik kabus ve güvencesizlik duygusu bugün Polonya’da çoğu insanın gerçeği. Asıl adaletsiz ve üzücü olan ise kimilerinin tiksindirecek kadar zengin olmaları. Bazı insanlar nasıl oluyor da bu ülkede en düşük ücretleri alan insanlardan kat be kat daha fazla para kazanabiliyorlar? Buna kim izin verdi?

İnsanlara düzgün bir yaşam sürmelerine yetecek kadar değil, fakat temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sadaka verilerek bunların hayatta kalmalarının sağlanması yoluyla yapılan aşağılama tiksindirici. Bu insanları onursuzlaştırıyor. Ve kiliseler de yoksulların ayakları üzerinde durmalarına yardımcı olmak için çalışırlarken bu çarkın içinde yer alıyorlar. Bu işsiz kalmış bir işçiye, düzgün bir işe ihtiyaç duyduğu sırada, eline bir kargı tutuşturmaya ve “Git ve kendine balık avla,” demeye benziyor.

Kısa bir süre önce televizyonda ‘Hangisini tercih edersiniz? 1.800 ziloti karşılığında kayıt dışı çalışmayı mı yoksa 1.000 ziloti karşılığında yasal bir işte çalışmayı mı?’ temalı bir tartışma programı izledim. Burada varsayım bir insanın kayıt dışı sektörde bir iş bulabileceği ve 1.800 ziloti [430 euro] kazanabileceğiydi. (Kendi kendime nerede bu işler diye sordum.) 1.000 ziloti [240 euro] kazanabileceğim yasal bir iş bulsam sadece çok mutlu olurdum. Ve daha sonra personel danışma merkezlerinden birinden bir kadın iş olmadığını söylemenin gerçekleri yansıtmadığını belirtti – gerçekten iş bulmak isteyen herkes iş bulabilirmiş.

İşsiz insanları kendilerini işsiz ve geliri olmayan insanlar olarak kaydettirip, işsizlik yardımı talep eden (üç ay için 34 ziloti) ve buna rağmen gidip kayıt dışı ekonomide 1.800 ziloti için çalışan bedavacılar olarak resmetmeleri beni çilden çıkardı. İşlerin yasal ya da yasadışı olması önemli değil, asıl mesele insanın geçimini sağlayabilmesi!

Neden televizyondan şirket yöneticilerinin, hükümette yer alanların ya da bizleri yöneten diğerleri kimlerse onların skandal düzeyindeki ücretleri hakkında tartışmalar üzenlenmiyor? Bu daha da rezil bir durum!

Eğer ekonomik sıkıntılar gerçekten bu derece büyükse, o zaman bunun herkese söylenmesi lazım ve hükümetin başında yer alanlar bizzat gelirlerini çocuklarımız ve torunlarımız için geçici olarak indirmeliler.

Şu anda bir vakıf için gönüllü olarak çalışıyorum. Yasal belgelerini düzenlemek konusunda özel yardıma gereksinim duyan insanlara yasal tavsiye ve yardım sağlıyorum, çünkü insanlar formların ve belgelerin yasal içeriğini anlayamıyorlar.

Fakat yaşamımı sürdürebilmek, faturalarımı ödeyebilmek ve borçlarımı ödeyebilmek için bir gelirim olmalı! Ne var ki burada, bu televizyon tartışma programında kayıt dışı piyasada 1.800 zilotiye çalışan işçilerin açgözlülüğünden söz ediyorlar. Ancak ben çok sayıda insan ile iletişim halinde olduğumdan yasadışı işlerde çalışan insanlar gerçekte tam olarak ne kadar para kazanıyorlar ve tam olarak nasıl aldatılıyorlar ve sömürülüyorlar biliyorum.

Televizyondaki sunucu bir ay ücret almaksızın çalışmayı denemeli. O zaman burnu bu kadar havada dolaşamaz!
JC”
                                                                       * * * *
Necla Yengemin tavsiyeleri (2)

Önemli!

Diyelim ki, mesai saati bitti ve sizde ak;am 18:30 civarinda, alişılmadık derecede zorlu bir iş gününün ardından (tabii ki tek başınıza) arabanıza binip evin yolunu tuttunuz. Çok yorgunsunuz ve canınız da fena halde sıkkın müthiş gergin ve sinirli bir haldesiniz!Birdenbire göğsünüzde,kolunuza ve çenenize doğru yayılmaya başlayan korkunç bir ağrı hissediyorsunuz. En yakın hastaneye sadece on dakikalık mesafedesiniz ama hastaneye ulaşmayı başarIp başaramayacağınızdan bile emin değilsiniz.

Ne yapacaksınız?

İlk yardım kurslarına katılacak kadar akı başında biriydiniz ama kurstaki eğitmen, sizin başınıza bir şey geldiğinde ne yapacağınızı öğretmedi!!!Yalnız başınızayken kalp krizi geçirirseniz nasıl hayatta kalırsınız? Pek çok insan kalp krizi geççirdiği sırada tek başına oluyor; etrafta yardım edecek kimse bulunmuyor. Kalp atışları düzensizleşen ve kendisini bayılacakmış hisseden birinin bilincini yitirmeden önce yalnızca 10 saniye kadar zamanı vardır bu durumda ne yapmanız gerekir.

Cevap:

Paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayın.Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alın;öksürükleriniz güçlü olsun.Tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün.Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek ya da kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın.

Neden?

Derin nefes almak ciğrleri oksijenle doldurur.Öksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşımını rahatlatır.Kalbe uygulanan bu tazyik,kalbin normal ritmine dönmesini kolaylaştırır.Bütün bunlar size,bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamanı tanır. Bu konuda mümkün olduğunca çok kişiyi bilgilendirin. Bu bilgi sayısız insanın hayatını kurtarabilir! Asla, Benim başıma gelmez!? Diye düşünmeyin. Hayat tarzımızın epeyce değiştiği şu son yıllarda artık her yaşta insan kalp krizi geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.